Kayıtlar

Mart, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

**"Külümüzü Karadeniz’e Savurun"** - ama önce dilinizi temizleyin.-

 **"Külümüzü Karadeniz’e Savurun"**         - ama önce dilinizi temizleyin.- Bir insan öldü. Yani bir sanatçı, bir türkü, bir ses sustu. Volkan Konak… Bir zamanlar bir programda okuduğu şiirin dizelerini değiştirerek “Beni yakın, külümü Karadeniz’e savurun” demişti.  Şiirle, zarafetle. Bir sahne esnasında kalp krizinden gitti. Arkasında milyonların sevgisini, bir avuç insanın nefretini bırakarak. Ama işte tam da burada başlıyor mesele: Bu ülkede kimsenin ölüsü bile rahat bırakılmıyor. Çünkü mezar taşına bile küfretmeyi marifet sanan bir karanlık var. Bir nefret dili, bir aşağılık kompleksi, bir vicdansızlık hali… Bakın, bugün Çatalca Müftüsü Ahmet Mehmetalioğlu ne demiş: “Sahnede gebermiş. Şimdi bize soracaklar; nasıl bilirdiniz? Cevabımız bu. Böyle bilirdik.” Yetmemiş, bir de "içen bizim için yanar" buyurmuş. İnsanın aklı almıyor. Bu nasıl bir din anlayışıdır? Bu nasıl bir ahlaktır? Bu kişi kim peki? Geçtiğimiz yıl sendikalı oldukları için işten çıkarılan ...

**"Kızıldere: Bir Damın Altında Durdu Zaman"**

 **"Kızıldere: Bir Damın Altında Durdu Zaman"** Biz buraya dönmeye değil, Bir ihtimalin kalbine inmeye geldik. Yani ölmek değil aslında, Bir halkı uyandırmaya geldik.  "Geriye Dönmeyenler İçin Yazıldı Bu Yazı" “Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik.” Bu söz, sadece bir sonun değil, bir başlangıcın da mührüdür. Kızıldere’de, 30 Mart 1972’de, Mahir Çayan ve yoldaşları, emperyalizmin ve faşizmin zincirlerini kırmaya ant içmiş on yiğit, sadece bir eve değil, tarihin tam kalbine çekildiler.  O an, ölüm değil, direnişin sonsuz formuydu. Kurşunlarla delinmiş bedenleri, karanlığın bağrında bir meşale gibi yandı. Bugün Kızıldere’yi anlamak, bir anmayı tekrarlamak değildir. Kızıldere’yi anlamak, yaşadığımız her günü, Mahir’in gözünden yeniden inşa etmektir.  Bugün banka kuyruklarında açlıktan fenalaşanların, okul sıralarında umut yerine kaygıyla yoğrulan gençlerin, sabahın köründe ucuz işçilik için yollara düşenlerin yüzüne baktığımızda; Mahir'in gözlerinden süzülen o b...

**"İslam Dünyası Bayramı Hak Ediyor mu?"**

 Bir bayram yazısı...  **"İslam Dünyası Bayramı Hak Ediyor mu?"** Yine bir bayram. Gazze’de çocuklar çamurla değil, molozlarla oynuyor. Suriye’de bayram şekeri yerine bombalar dağıtılıyor.  İran’da kadınlar bayram sabahı saçlarını saklıyor, Afganistan’da kız çocukları kitap kokusunu hâlâ bilmiyor. Yemen’de anneler, çocuklarına bayram kıyafeti alamadığı için değil, onları artık giydirecek bedenleri kalmadığı için ağlıyor.  Ama olsun, biz yine de “bayram mübarek olsun” diyelim. Bayramın kime mübarek olduğu konusu ise hâlâ muamma. Kur’an “Oku” diyor, biz “okuma, itaat et” diyoruz. Düşünenlere fitneci, soranlara kafir, farklı inananlara sapkın diyoruz. Sonra da barış niye gelmiyor, diye Allah’a sitem ediyoruz. İran’da kadınlar bayram sabahı saçlarını göstermemek için değil, öldürülmemek için başlarını örtüyor.  Afganistan’da bayram tatili yok; çünkü kız çocuklarına zaten eğitim hakkı yok. Gazze’de bayram namazı, bazen bir mezarlıkta kılınıyor. Orası en sakin yer çün...

**"YAZININ TARİHİ – Harflerin Sessiz Serüveni Steven Roger Fischer’ın ardından bir okuma yolculuğu"**

 Arada okuduğum beğendiğim, beni etkileyen kitapları da yazmak istiyorum. İşte bunlardan biri daha...  **"YAZININ TARİHİ – Harflerin Sessiz Serüveni Steven Roger Fischer’ın ardından bir okuma yolculuğu"** "Yazı, yalnızca sesi kaydetmez. O, bir kültürün suskunluklarını da yazar. Ve bazen bir sessizlik, yüzlerce kelimenin önüne geçer." Bir kitabevi'nde kitaplara bakarken ( D&R değil tabi) kitabevinin tozlu rafları diye başlamak isterdim. Kitaplarla dolu tozlu rafları severim çünkü. O raflar beni başka bir dünyaya götürür.  İşte onlardan birinde gözüm, sade kapağına rağmen içine çağıran iki kitaba takıldı: Yazının Tarihi ve Dilin Tarihi. İsimleri  bile yeterince merak uyandırıcıydı. Sanki gizemli bir yolculuğun kapısını aralıyorlardı. Ne ses vardı ne renk; sadece harfler, şekiller ve izler. Ama ben biliyordum: Her iz bir hikâye saklıyordu içinde.  Dilin tarihini daha önce yazmıştım. Bugün dün bitirdiğim Yazının Tarihi ' ni de yazmak istedim dostlarım için....

**"Bu Cümleyle Cumhuriyeti Kurtaramayız, Ama Belki Yeniden Kurarız"**

 **"Bu Cümleyle Cumhuriyeti Kurtaramayız, Ama Belki Yeniden Kurarız"** “Biz CHP’nin eylemci kitlesi değiliz.” Cümle kısa, ama ülkenin tüm siyasal fay hatlarını oynatmaya yetti. Kimi için hainlik, kimi için sağduyu, kimi için tarihsel bir kopuş. Tuncer Bakırhan söyledi. Türkiye solu ve seküler muhalefet bir anda pozisyon aldı: “Bakın işte, Gezi’de de yoklardı, yine yoklar!” Ama durun. Belki bu kez meseleyi gerçekten konuşmalıyız. Belki bu cümle, sanıldığı kadar kaçış değil; tam aksine, pozisyon almanın en radikal yollarından biri. Çünkü devamında ; Kürtlerle bir süreç yürütürken diğer taraftan Türkiye’nin demokrasi güçlerini döverim yaklaşımını biz kabul etmeyiz, etmiyoruz” da dedi.  Önce şunu soralım: Bu açıklama ulusalcı, cumhuriyetçi bir kırılma mı? Hayır. DEM Parti ne “Cumhuriyetin savunulacak hali kalmadı” demektedir, ne de “Biz bu işte yokuz.” Tam tersine, Bakırhan şöyle demektedir:  “Bu süreci sadece bir belediye başkanının tutuklanmasıyla sınırlı görmüyoruz. Biz to...

**" Biraz Bahar Gerek..."**

 **" Biraz Bahar Gerek..."** 'Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var bu aralar. Bana biraz bahar gerekiyor. Çok üşüdüm.'  Maksim Gorki Huzur denilen o şeyin her santimine ihtiyacım var. Yalnızca bir evin içinde değil, bir halkın bağrında eksik bu.  Yüzyılın en uzun kışını yaşıyoruz belki de; aylar değil, rejimler birikti üzerimizde. Betonun, baskının, ekranların ve yalanların arasında sıkışmış bir hayat sürüyoruz.  Ve ben, bu gri sabahların içinden geçerken, ruhumun çatlayan yerlerinden Bahar sızsın istiyorum. Çünkü çok üşüyorum… Üşümek, sadece hava soğukken olmuyor. Bazen insan kendi ülkesinde vatansız, kendi bedeninde yurtsuz hissediyor.  Gün oluyor, sabah haberleri bir bıçak gibi saplanıyor içimize; bir çocuk daha açlıktan ölmüş, bir kadın daha susturulmuş, bir işçi daha göçük altında kalmış.  Ve biz, hâlâ yaşıyoruz sanıyoruz. Oysa bu bir donma hali… Topluca bir soğukta, topluca titriyoruz. Ben artık bir çiçeğin inadı kadar direngen, bir çocuğ...

** "Mesele İmamoğlu Değil, Hâlâ Anlamadın mı?"**

 ** "Mesele İmamoğlu Değil, Hâlâ Anlamadın mı?"** Bak sevgili yurttaş, sevgili kardeşim, hadi gel dürüst olalım. Her sabah ekmek kuyruğunda, her akşam kirayı nasıl ödeyeceğini düşünürken, televizyonda sana “mesele İmamoğlu” diyorlar ya... İşte tam da orada bir dur.  Çünkü mesele asla İmamoğlu değil. Mesele sensin, yaşadığımız açlık, yoksulluk, sömürü, adaletsizlik Mesele biziz. Mesele bu düzenin ta kendisi. Bir İmamoğlu gider, öteki gelir. Onlar için fark etmez.  En fazla biraz daha demokratik görünür. Ama sermaye aynı kalır, patron aynı kalır, tokatlayan el değişmez.  Ama biz hâlâ, “acaba bu sefer kurtulur muyuz?” diye ekran başında umut arıyoruz. Sanki sistem değişmeden hayatımız değişebilirmiş gibi. O zaman  sistemi değiştirene kadar devam. Bugün vaz geçenler olabilir ama kendin için, halkın için vaz geçme.  Bugün ev kirası maaşı geçtiyse, mesele İmamoğlu değil. Kadınlar sokakta öldürülüyorsa, mesele İmamoğlu değil. Gençler "gelecek yok" diyerek bavul ha...

**“Kaldırımda Açan Narçiçekleri”**

 **“Kaldırımda Açan Narçiçekleri”** Barikat, şehrin tam kalbine saplanmış bir kırık kemik gibiydi. Soğuk demir, plastik kalkanlar, sis bombaları… Ama asıl görünmeyen barikat, halkla gelecek arasına çekilmişti çoktan. Bir yanından öfke kabarıyor, öbür yanından korku akıyordu. Ve tam o çizgide, Leyla ile Mecnun, el eleydiler. Leyla’nın saçlarında gazın kokusu vardı, Mecnun’un elleri hâlâ bir pankartın sopasını tutar gibiydi. Ama birbirlerine baktıklarında, kırılan kemiklerden değil, yeniden kurulan bir dünyanın ihtimalinden bahsediyordu gözleri. “Sence,” dedi Leyla, “yeni bir dünya mümkün mü gerçekten?” Mecnun , barikatın ötesine baktı. TOMA'nın ışıkları bir karabasan gibi sokaklara düşmüştü. Ama bir çocuk, yanan bir çöp bidonunun başında gülüyordu. “Eğer bu çocuk gülüyorsa,” dedi Mecnun, “evet. Mümkün.” İnsanlar geliyordu. İnce, çatlak çatlak çığlıklarla değil; kalın, gür, kararlı adımlarla. Kalabalık, önce cılızdı. Ama her gaz bulutu, her cop darbesiyle büyüyordu. Sokak, öfkenin te...

**"Halkın İradesi, Sarayın Oyuncağı Değildir; Birleşik Mücadele Artık ihtiyaçtır"**

 **"Halkın İradesi, Sarayın Oyuncağı Değildir; Birleşik Mücadele Artık ihtiyaçtır"** Tarih, halkların sessiz kaldığı değil, ayağa kalktığı anlarda değişir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında yükselen itiraz sesleri, bu düzenin duvarlarında çatlaklar açıyor. Çünkü halk, artık sadece izlemiyor; hesap soruyor. Fabrikada, okulda, meydanda… Herkes aynı soruyu soruyor: “Daha ne kadar dayanacağız?” Cevap belli: Dayanmak değil, değiştirmek gerek. Bu düzen, emeği, iradeyi ve yaşamı hiçe sayıyor. O halde bu düzen değişmeli.  İstanbul’un göbeğinde bir sabah ansızın, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, sadece bir siyasi operasyon değil, tek adam rejiminin hukuk tanımazlığının ilanıdır.  Bu rejim, sandıktan çıkan iradeye değil, saraydan çıkan emirlere itaat etmektedir. Oysa İstanbul halkı, 2019’da sadece bir belediye başkanı seçmedi; aynı zamanda “Bu düzen böyle gitmez” dedi. Ve işte o andan itibaren iktidarın gözü, halk iradesine düşman kesildi...

**"Demokratik Kazanımlardan Devrimci Dönüşüme: Halkın Özneliğinde Bir Gelecek İçin"**

 **"Demokratik Kazanımlardan Devrimci Dönüşüme: Halkın Özneliğinde Bir Gelecek İçin"** Bugün yurtta yaşanan olayların, bir baş kaldırının yaşandığı günlerde, korkuyu silip atan kitlelerin eylemliliklerinin bize açtığı yol üzerine bir değerlendirme yazısı.  Şimdiye kadar bir şey yazmak istemedim. Bu toplumsal muhalefetin bir köpük mü yoksa gerçekten kitlelerin yeter artık demesi mi olduğunu gözlemlemeye çalıştım. Ve bizler nasıl bir yol haritasına sahip olmalıyız bu saatten sonra diye düşüncelerimi  bugün yazmaya karar verdim.  Bu hareket CHP' ye bırakılır mı sorusu en önemli soru sanırım. Alanlar bugün CHP' yi de yönetiyor. Peki ne kadar sürecek bu durum?  Türkiye, tarihin hızlandığı bir eşikte duruyor. 31 Mart 2024 yerel seçimleri, sadece bir sandık zaferi değil, rejimi sarsan bir halk iradesi ifadesiydi.  Kürt halkının ve batıdaki seküler-demokrat tabanın birleşik oylarıyla, iktidar çok sayıda belediyeyi kaybetti. Bu sonuç, sadece AKP-MHP iktidarının deği...

**"Barış mı, Burjuva Pazarlığı mı?"*"

 **"Barış mı, Burjuva Pazarlığı mı?"*" (Ulusal Sorunun Emperyalist ve Reformist Tuzaklarından Kurtuluş Yolu)  Türkiye’de yeniden gündeme gelen “barış süreci” tartışmaları, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla yeni bir döneme girmiş görünüyor.  Aynı zamanda Suriye’de Kürt hareketinin Esad sonrası iktidarı devralan HTŞ ile yaptığı anlaşma da Ortadoğu’daki ulusal meselelerin emperyalist güçlerin denetiminde nasıl yeniden şekillendiğini gösteriyor.  Peki, bu gelişmeler gerçekten ezilen halklar için özgürlük mü getiriyor, yoksa Kürt hareketi burjuva siyasetin içine çekilerek sistemle bütünleştirilmeye mi çalışılıyor? İşte burada yeniden Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını ( UKKTH) yeniden okumak ve iyi anlamak biz sosyalistlerin önüne bir görev olarak düştü.  Çünkü Kürt ulusal hareketinin Ortadoğu'daki süreçte   ve Türkiye'de attığı adımlar herkes tarafından farklı şekilde okunuyor. Bu konuda bile ortak bir noktada buluşamadı Türkiye sol hareket...

**"Ateşi Çalanlar"**

 **"Ateşi Çalanlar"** Tanrılar, krallar, tiranlar korksun. Çünkü biz hâlâ buradayız. Çünkü biz bir kere "ateşi çaldık" ve onu asla geri vermeyeceğiz. Çünkü acılar, bizi yeniden ve yeniden diriltir. Gözlerim ağır, bedenim yorgun, ama içimde yanmaya devam eden bir ateş var. Sönmüyor, eksilmiyor, aksine her darbede daha da harlanıyor.  Yoldaşlarımın isimlerini duvarlara yazdığım o geceleri hatırlıyorum. Bir an durup ellerime bakıyorum; artık mürekkep değil, kan bulaşmış. Ama fark eder mi? İkisi de bir iz bırakır. İkisi de bir hikâye anlatır. Senin sesini duyar gibi oluyorum. Rüzgârın içinde kaybolmuş, usulca yankılanan, geçmişten gelen bir fısıltı gibi: "Bunu bırakmalısın." Kaç kere söyledin bunu? Kaç kere gidişine bahane ettin bu cümleyi? Ama ben bırakamazdım. Bırakmak, yenilmektir. Ve biz yenilmeyiz. Hatırlıyor musun? O yağmurlu akşamı? Islak kaldırımlarda yürüdüğümüz, neon ışıklarının yüzüne vurduğu o anı? Ellerim titriyordu, ama sen fark etmemiştin.  Ya d...

**'Suriye'nin Yeni Anayasası: Şeriat, Tek Adam ve Kaos Garantisi"**

 **'Suriye'nin Yeni Anayasası: Şeriat, Tek Adam ve Kaos Garantisi"** Orta Doğu’da dünyada yaşanacak yeni bir paylaşım savaşının ayak sesleri duyuluyor. Masada haritalar açılmış, cetveller çekilmiş, büyük güçler yeni sınırlar çizmeye hazırlanıyor.  Ve tam bu hengâme içinde, Suriye nihayet bir anayasa ilan etti. 54 ana madde ve alt maddelerden oluşan Anayasanın  en belirgin maddesi ülkenin bir şeriat kurallarını temel alan bir İslam " Cumhuriyeti" ve bizde ki başkanlık sisteminin bir versiyonu.  Bu anayasanın hazırlanmasında Türkiye'nin de bir dahli vardır. Türkiye'de murat ettiklerini Suriye üzerinde uygulama fırsatını yakaladılar. Anayasa neredeyse bugün Türkiye'de  konuşulan  "demokratik" anayasa talebinin aynısı gibi duruyor. I Yada emperyalist güçler bu bölgede böyle baskıcı tek adam rejimlerinin olduğu, daha kolay yönetilebilir ülkelere ait şablondur bu anayasa modeli.  İşte tam burada şu sorular ortaya çıkıyor.Bu bir halklar mutabakatı ...

**"Hüzün ve Tebessüm"**

 **"Hüzün ve Tebessüm"** Zaman her şeyi öyle bir değiştiriyor ki bazen ilaç bazen göz yaşı oluyor insanoğlu için.  En derin acıların zamanın sonsuz yolculuğunda karşına gülümseme olarak çıkarken, en büyük mutlulukların zamanın derinliğinde göz yaşına dönüşüyor.  İşte tam da böyle bir gündü pencereden dışarıyı seyrettiği an.  Eski ahşap pencerenin kenarına oturdu. Dışarıda rüzgâr, narin bir melodi gibi sokaklarda dolaşıyordu. Gökyüzü gri bir örtüye bürünmüş, uzaklarda şimşekler mırıldanmaya başlamıştı.  Yağmurun kokusu çoktan havaya sinmişti; o tanıdık, o derin ve garip şekilde huzur veren koku. Elindeki içinde kahve olan fincan hâlâ sıcaktı, parmak uçlarını hafifçe ısıtıyordu. Öyle bir dalıp gitmişti ki fincanın içindeki kahvenin tadını alacak hâli yoktu.  Gözleri camın buğusunda şekillenen belirsiz bir yansımaya takılı kaldı. Zihni çoktan geçmişin derinliklikletinde ki dehlizlere sürüklenmişti.  Zamanın, hatıraları şekillendirme biçimi ne garipti. Baz...

**"Kırmızı Günlerin Gölgesinde"**

 **"Kırmızı Günlerin Gölgesinde"** Bir rüzgâr esti içimde, huzursuz, yönsüz, dengesiz, aşkın ve mücadelenin kesiştiği dar bir sokakta, şehrin en unutulmuş köşesinde. Sokak lambaları sarı, gökyüzü kara, ve  Ben, iki uçurumun arasında asılı, zamanın rüzgârıyla savrulan bir tel, ve dengede kalmayı değil, düşmeden süzülmeyi öğrenen bir hayalettim. Aşk dediler, mücadele dediler, kan gibi sıcak, deniz gibi derin, rüya gibi kısa. Bir ömür, bir sevdaya adandı, bir cümleye sığamayacak kadar uzun, ama bir bakışta yok olacak kadar narin. Ve aşk, hep o en dik yokuşun başında, ulaşılamayan bir ışık gibi, ellerimizde paramparça olan bir cam kırığı gibi, ya da sımsıkı tuttuğumuz halde kayıp giden su gibi. Sevginin aşamadığı engeller dizildi önümüze, yüzyılların taş ustalarının ördüğü duvar gibi, sessizce, titizlikle ördü duvarlarını kader. Bir yanımız hayal, bir yanımız gerçek, ama hep yarım, hep eksik. Özgürlük dedik, zincirlerimizi çözmeye çalıştık, ama kimse söylemedi bize, zincirlerin y...

**"14 Mart: Neyin Bayramı?"**

 **"14 Mart: Neyin Bayramı?"** Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Sağlık çalışanları için büyük bir gün! Kutlamalar, pastalar, çiçekler, teşekkür mesajları havada uçuşuyor! Hastane yöneticileri bile belki bir tebessüm eder, birkaç nezaketen güzel söz söyler. Şehrin yöneticileri ellerinde çiçeklerle hastaneleri ziyaret eder, personel karşılarında sıraya dizilir ohh, iki de fotoğraf aldık mı sağlıkçının bütün problemi çözülür. Bakanın kutlama açıklaması televizyon ekranlarından okunur.  Ama bir saniye… Neyin bayramıydı bu? Gerçekten sağlık çalışanları için mi? Yoksa sağlıkta özelleştirmenin, şirketleşmenin, şehir hastanelerinin, katkı paylarının, uzun nöbetlerin ve hastanelerde öldürülen doktorların bayramı mı? Son 20 yılda sağlıkta devrim yaşandı! Evet, yanlış duymadınız. Önceden hastalar devlet hastanelerinde sıra beklerdi, şimdi sıra bile yok çünkü özel hastaneler var!  Ama tabii ki uygun fiyatlarla (!) Muayene olmak istiyorsan katkı payını öde, tahlil mi lazım? O da ücretli. İl...

**"Duvar'ın Yıkılışı ve Özgür Basına Kurulan Ekonomik Abluka"**

 **"Duvar'ın Yıkılışı ve Özgür Basına Kurulan Ekonomik Abluka"** Bir duvar daha yıkıldı. Ama bu, yalnızca tuğlalardan örülü bir duvar değildi; gerçeği savunan, iktidarın karşısında eğilmeyen, halkın sesi olan bir duvardı.  Gazete Duvar kapandı.Bütün seslerimiz elimizden alınıyor birer birer. Gerekçesi, her ne kadar ekonomik sıkıntılar olarak lanse edilse de, aslında bu bir kapanış değil, planlı bir boğma operasyonunun sonucu.  Türkiye'de muhalif basın, artık sadece kalem gücüyle değil, finansal kıskaca alınarak susturuluyor. Bağımsız medyanın çöküşü bir tesadüf mü? Medyascope işten çıkarmalarla sarsıldı, Artı Gerçek küçülmeye gitti, 10Haber krizle boğuşuyor.  Bütün bunlar olurken, havuz medyası kamu kaynaklarıyla beslenmeye devam ediyor. Devletin reklamlara, fonlara, ihalelere boğduğu iktidar yanlısı medya kuruluşları, suni teneffüsle yaşatılırken, halkın gerçek haber alma hakkını savunan gazeteler birer birer boğuluyor.  Susturmanın yeni yolu sansür değil, ekon...

**"Nerede Bu Camia?"**

 **"Nerede Bu Camia?"** Trabzon, yalnızca hamsisiyle, futboluyla değil, tarih boyunca yetiştirdiği şairleri, yazarları, ressamları ve tiyatrocularıyla da bir kültür sanat şehri olmuştur. Peki, bugün? Hüsryin Kazaz Kültür Merkezi’nin sanat camiasının elinden alınmasına karşı bir açıklama duyan oldu mu? Hüseyin Kazaz Kültür Merkezi önünde bir basın açıklaması, sembolik bir eylem gören var mı? Yok. Çünkü sanat camiası sessiz. Trabzon'un eskilerinden biliriz, zamanında buradan büyük şairler, ressamlar, yazarlar çıktı. Peki ya şimdi? Kültür Bakanlığı ödenekleri elleri mi bağladı? Ya da alıştığımız o kadim suskunluk, sanatı da mı içine çekti? Sanat, muhalif olmak zorunda değildir belki ama apolitik olmak, olup biten her şeye karşı bu kadar tepkisiz kalmak, gerçekten sanatın doğasına uygun mu? Şehrin sanatçılarının, topluma öncülük etmesi gerekirken, bir araya gelememesi, kolektif bir ses oluşturamaması düşündürücü değil mi? 22 Mart’ta Trabzon'da Maraş caddesinden yapılacak ...

**"Düşlerimdeki İzler"**

 **"Düşlerimdeki İzler"** Gecenin en kör saatinde, rüzgârın sokak lambalarına fısıldadığı eski hikâyeleri dinliyorum. Bir çocuğun göğsünde büyüyen ilk korkuları, avuçlarına sığmayan hayalleri, çatlamış dizlerinde biriken maceraları düşünüyorum.  Bir zamanlar ben de o çocuktum. Bazen yoksulluk kadar katı, bazen bir kuşun göğsünde titreyen kadar narin… Çocukluk, bir izdir. Kalbinin en hassas köşesine yapışan, çıkarmaya çalıştıkça daha derine işleyen… Üzerine ne kadar yürürsen yürü, izi silinmez.  Ve ben yürüdüm. Yollara düştüm. Kimi zaman kentin arka sokaklarında, kimi zaman umudun en yüksek sesle haykırıldığı meydanlarda… Şiir okuyan bir çocukken, slogan atan bir gence, sonra kaybettiği dostlarının adını fısıldayan bir adama dönüştüm. Hatıralarımın içinden geçiyorum şimdi. Bir kış günü, annemin yamalı paltosunun cebine saklanmış ellerim, babamın yıllarca ekmeği nasıl zar zor kazandığını anlatan sesi…  O ses, yıllar sonra bir barikatın ardında yankılandı zihnimde. "Dik...

**"SENDİKACILIKTAN SARAY MÜTEAHHİTLİĞİNE: RANTIN KIRMIZI HALISI"**

 **"SENDİKACILIKTAN SARAY MÜTEAHHİTLİĞİNE: RANTIN KIRMIZI HALISI"** Bir kaç gün önce bir gazetede yandaşlığı açık olan çünkü başkanları bir dönem sonra AKP milletvekilliği ile ödüllendirilen bir memur sendikası ile ilgili bir haber vardı.  Sendika TOKİ'den arsa kapatmış üyelerine ( tabiki en özel üyelerine) bitince 10 milyon gibi satış bedeli plan ama bunu 1 milyona sağlayan bir ranttan bahsediyordu. Projenin bsşında kim vardı? Tabiki bsşkanın oğlu. Şaşırdık mı? Elbette hayır.  Son 20 yılda beşiklerinde iş hayatına başlayıp daha reşit olmadan milyoner olan pek çok siyasetçinin oğlunu gördük. Biz gördük de halkımıza verilen koliler onların görmesine engel oldu.  İşte ülkemizde her alan rant alanı, soygun alanı. Aile talanı içerisinde.  Gerçekten emekten yana mücadele eden sendikaları ve onların  yılmaz mücadelecilerini bir tarafa koyarak yazıyorum.  Bir zamanlar işçinin hakkını savunmak için kurulan sendikalar vardı. Grev çadırlarında, fabrika önlerinde...

**"Hegemonya Savaşı, Kapitalizmin Krizi ve İşçi Sınıfı: Yeni Bir Düzen Mümkün mü?"**

 **"Hegemonya Savaşı, Kapitalizmin Krizi ve İşçi Sınıfı: Yeni Bir Düzen Mümkün mü?"** Duvar gazetesinde Haluk Yurtsever' in hegemonya ve dünyada yeni düzen arayışları, savaşın sesleri ile ilgili yazısı uzun zamandır üzerinde düşündüğüm şirketler ve onların güdümünde ki devletlerin krizi aşmak için artık bir savaşa ihtiyaçlarının olduğu olgusu üzerine beni tamamlayan, eksiklerimi gideren bir yazı oldu.  Bu yazıya ülkemizi ve adına barış denilen, Kürtlerle yeniden bir araya gelmeyi gerektiren sebep bu olabilir mi sorgulsmasını eklemek istedim. Ve biz sosyalistlere de bu durum yol açabilir mi diye bir düşünce fırtınası içine girdim. Ve bu düşünceleri, Duvar'da ki bu yazı üzerinden şekillendirmek istedim.  Kapitalizmin krizleri, yalnızca ekonomik daralmalar ve hegemonya mücadeleleriyle sınırlı değildir; aynı zamanda yeni bir toplumsal düzenin olanaklarını da içinde barındırır.  Bugün dünya, emperyalist güç merkezlerinin yeniden şekillendiği, devletlerin küresel sermaye t...

**"Kapitalizm, Göç ve Emek: Tarihsel Süreçten Günümüze Bir Analiz"*

 **"Kapitalizm, Göç ve Emek: Tarihsel Süreçten Günümüze Bir Analiz"** Ercüment Akdeniz’in bugünkü Birgün gazetesinde ki yazısından ilhamla...  Çünkü bu konu tarih boyunca işçi sınıfını bölmek, onu milliyetçilik ile  parçalara ayırmak, din ile hakkına razı etmek için kullanılmıştır.  Şimdi ise başka bir boyuta taşınarak bu göçmen dalgası emperyalist güçlerin paramiliter askerleri olarak bölgesel savaşlarda savaş şirketleri tarafından kullanılmaya başlandı.  Göç, insanlık tarihinin en eski olgularından biridir. İlkel toplumlardan modern ulus-devletlere kadar, insanlar daha iyi yaşam koşulları, güvenlik, iş olanakları ve özgürlük arayışıyla yer değiştirmiştir.  Ancak özellikle kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimiyle birlikte göç, artık sadece doğal bir hareketlilik değil, ekonomik, politik ve sınıfsal dinamiklerle iç içe geçmiş bir süreç haline gelmiştir.  Bugün göç, küresel ekonomi politiğin ayrılmaz bir parçasıdır ve sermayenin işleyişinde kritik bi...

**"Kül ve Umut"**

 Bir deneme daha  Yaşadığımız hayat üretmemiz için ne kadar çok olay çıkartıyor karşımıza bunu fark ettim.  Hem kendi yaşantımızdsn, hem tanıklıklarımızdan, hem yaşadığımız ülkeden, dünyadan...  **"Kül ve Umut"** Sabahın en karanlık anında uyandı adam. Odada garip bir sessizlik vardı, sanki duvarlar bile nefes almayı unutmuştu. Telefonunun ekranı, gecenin içinden bir bıçak gibi parladı. Gözleri, gelen mesaja kaydı. "Eşyalarını ve anahtarını bırakıyorum." Her harf bir hançerdi. İçinde bir şeyler koptu, bir şeyler düştü—adı konulmaz, görünmez, ama yıkıcı. Adam yorganı üzerinden attı, ayaklarını soğuk zemine bastığında bile içindeki yangın sönmedi.  Ellerini saçlarına götürdü, derin bir nefes aldı ama hava ciğerlerine dolmadı. Sanki dünya tüm oksijenini çekmişti de geriye yalnızca sessizlik kalmıştı. Kadın gitmişti. Daha üç gün önce gözlerinin içine öyle bir bakmıştı ki kadın, sanki tüm evren o bakışta yankılanıyordu. O gözlerde sevginin, ihtirasın ve belki de kork...

**"Erilliğimizi Sorgulamadan 8 Mart’ın Anlamı Yok"**

 **"Erilliğimizi Sorgulamadan 8 Mart’ın Anlamı Yok"** Bu sorgulamayı 54 yaşındayım yıllar içerisinde elbette yaptım. Ama emin olun kendini sosyalist/ komünist olarak tanımlayan ben kendi adıma söylüyorum tabi bu yıllar içerisinde çok da yapmadım. Sayısı üçtür, beştir.  Ben bir anne dört kızkardeş ile büyüdüm. Sonradan evlendim bir de kızım oldu.  Yani hep kadınlar içinde büyüdüm, geliştim.Yaşadığımız toplum , feodal yapılar beni o evlerde bir erkek yaptı. Çünkü bu arkaik ilşkiler içinde öyle olmalıydım. Evin sahibi, evdeki kadınların yanında bulunması gereken bir eril kişi.  Yine de bu toplumun tüm sömürü çarklarına bütün bu ilişkiler içerisinde bir karşı duruş gösterek emekten yana mücadele eden, toplumu değiştirip, dönüştürmeyi düşünen sosyalist düşünce yapısına sahip olmayı becerebildim.  Ama hepsi bu, bir türlü bu egemen düzenin tüm çarklarını kırıp onun dışına çıkamadım. Kırdıklsrım oldu kıramadıklarım daha fazlaydı.  Özellikle son 1 aydır yaşadıklarım...