**“Kaldırımda Açan Narçiçekleri”**

 **“Kaldırımda Açan Narçiçekleri”**


Barikat, şehrin tam kalbine saplanmış bir kırık kemik gibiydi.


Soğuk demir, plastik kalkanlar, sis bombaları…

Ama asıl görünmeyen barikat, halkla gelecek arasına çekilmişti çoktan.


Bir yanından öfke kabarıyor, öbür yanından korku akıyordu.

Ve tam o çizgide, Leyla ile Mecnun, el eleydiler.


Leyla’nın saçlarında gazın kokusu vardı,

Mecnun’un elleri hâlâ bir pankartın sopasını tutar gibiydi.


Ama birbirlerine baktıklarında,

kırılan kemiklerden değil,

yeniden kurulan bir dünyanın ihtimalinden bahsediyordu gözleri.


“Sence,” dedi Leyla, “yeni bir dünya mümkün mü gerçekten?”


Mecnun , barikatın ötesine baktı.

TOMA'nın ışıkları bir karabasan gibi sokaklara düşmüştü.

Ama bir çocuk, yanan bir çöp bidonunun başında gülüyordu.


“Eğer bu çocuk gülüyorsa,” dedi Mecnun,

“evet. Mümkün.”


İnsanlar geliyordu.

İnce, çatlak çatlak çığlıklarla değil;

kalın, gür, kararlı adımlarla.

Kalabalık, önce cılızdı.

Ama her gaz bulutu, her cop darbesiyle büyüyordu.

Sokak, öfkenin teni olmuştu.


Bir genç, üniversite cübbesini yakıyordu:

“Bize diplomayı değil, açlığı verdiniz.”

Bir kadın, iş kıyafetiyle barikata doğru yürüyordu:

“Bu hayatı ben ördüm, sizin değil artık!”


Ve barikat…

O kutsal sandıkları barikat,

bir anlığına sallandı.

Çünkü halk, korkuyla değil,

aşkla,

birbirine güvenle,

bir umudun taşıyıcısı olarak yürüyorlardı.


Leyla o an Mecnun ’a dönüp,

bir çığlık gibi sevdi onu.


“Eğer bu dünyada özgür değilsek,” dedi,

“seninle öpüşmek bile bir direniştir.”


Barikat devrildiğinde,

herkes susmuştu.

Çünkü düşen sadece kalkanlar değildi.

Bir çağın çürüklüğü,

bir düzenin yalanı,

bir rejimin kabusu da çökmüştü yere.


Ve bir kadının sesi yükseldi sokağın derinliğinden:


 “Biz geldik.

Biz unuttukları halkız.

Ve artık geri dönmeyeceğiz.”


Sokak, ayakların ezdiği taşlar değildi artık.

Bir bellekti.

Bir armağandı.

Yarının yürüneceği, geçmişin silineceği yerdi.


Leyla ile Mecnun , o gece

bir çatıya sığındılar.

Kuşatma devam ediyordu ama gökyüzü açıktı.

Birbirlerine sokulup,


“Bu devrim, sadece bir sistemin yıkılışı değil,” dediler.


“Bu bizim birbirimizi, halkı, hayatı yeniden kurmamız.”


Ve sabah,

yere ilk düşen narçiçeğini gördüler.


Kaldırımın çatlağından çıkmıştı.


Tıpkı onlar gibi.


Tıpkı devrim gibi.

Yorumlar