Kayıtlar

Şubat, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

**“Suskunluğun İçinde Açan Nar Çiçeği”**

 **“ Suskunluğun İçinde Açan Nar Çiçeği ”** Sanatçı bir kadını sevmek, bir insanı değil, bir iklimi sevmektir. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben tam 68 gündür bir sanatçı kadını seviyorum.  O,tarihin bütün yükünü taşıyan taş bir köprünün üzerinde durur; ardında kıştan yeni çıkmış çıplak ağaçlar, dallarında sararmış kozalaklar gibi suskun hatıralar taşır.  Elinde geçmiş zamanları taşır belki ama bakışı başka bir zamana ayarlıdır ,bunu asla bilemezsin. Sanki bulunduğu yerle değil, dünyanın görünmeyen katmanlarıyla konuşur.  Sanatçı bir kadını sevmek, tam da o görünmeyen katmanlara razı olmaktır. Onu sevmek, yüzüne değil, yüzünün ardındaki düşünceye talip olmaktır. Çünkü o, sadece görünen değildir. Bir cümleyi kurarken bile içinde yüzyılların tortusu vardır. Bir ağaca baktığında yalnız ağacı görmez; kökünü, toprağın altındaki karanlık sabrı, rüzgarın dallarla yaptığı gizli anlaşmayı da hisseder. Çünkü o tarihin kadim zamanlarının tanrıçalarını taşır ruhunda.  Sen onu...

**"Cumhuriyetin Hafızasında Bir İsim: Topal Osman"**

 **"Cumhuriyetin Hafızasında Bir İsim: Topal Osman"** Tarih, yalnızca kazananların anlattığı bir hikaye değildir. Ama çoğu zaman kazananların sesi daha gür çıkar. Tam da bu yüzden bazı isimler ya mermer bir kaideye yerleştirilir ya da karanlık bir dipnotta boğulur.  Tufan Cevat Şişli 'yi sosyal medyada uzun zamandır takip ediyorum. Topal Osman kitabı yayınlanmadan önce paylaşımlarında pek çok cumhuriyetin kuruluş dönemi ve öncesi ile ilgili pek çok belge ve bunlarla ilgili yazılar paylaşmıştı.  "Topal Osman" adlı Doruk yayınlarından Temmuz 2025 te çıkan kitabı ile ilgili pek çok bilgi, belgeyi de  paylaşmış merakla takip etmiştim. Kitap çıkınca da bu değerli yazardan imzalı kitabını istemiştim.  Beni kırmadı kitabını imzaladı gönderdi. Önce bunun için kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.  Kitabı sıraya koymuştum. Araya başka kitaplarda girdi anca okuyabildim. Okudukça bir kahraman mı yoksa gerçekten bir katil mi bunun kararını okuyucu versin istiyor. Öyle be...

**"Kapitalizm Gelişirken Arada Kalanlar"**

 **"Kapitalizm Gelişirken Arada Kalanlar"** Son bir aydır beni takip edenler biliyorlar Annie Ernaux  adlı Fransız kadın yazarın  kendi belleğini Fransız halkının toplumsal belleği ile birleştirip hayatı üzerinden bir sınıfın sessiz yarasını ve ülkesindeki kapitalizmin 2. paylaşım savaşı sonrası nasıl geliştiğini roman tadında anlatıyor.  "Babamın Yeri" de bunlardan biri. Şu ana kadar okuduğum üç kitabını da çok beğendim. Biraz ara verip başka okumalar araya koyarak diğer kitaplarını da okuyacağım.  Gelelim " Babamın Yeri" ne ;  Bu kitap, bir babanın hikayesi gibi başlıyor. Ama aslında bir sınıfın sonunu, bir kızın yükselişini ve o yükselişin bedelini anlatıyor. Küçük bir şehirde, küçük bir bakkal dükkanında geçen bir hayat… Erken açılan kepenkler, ölçülü veresiye defterleri, müşteriye duyulan saygı, devlete olan güven, çalışmanın kutsallığı… Bir küçük esnaf dünyası. Bu dünya ne yoksulluk romantizmi ne de burjuva konforudur. İkisinin arasında, sıkışmış bir...

*"Beton Direkler Milletin, Gişe Sermayenin”**

 KORKMAYIN! Köprüler yerinde duracak. Beton ayakları Boğaz’a saplı kalacak. Sadece gelirleri uçacak. Yani mesele çelik değil, geçiş hakkı. Mesele asfalt değil, akışın kasası. Köprü “milletin” olmaya devam edecek; gişeler ise başka bir muhasebe defterine bağlanacak. Ne rahatlatıcı bir haber, değil mi? **"Beton Direkler Milletin, Gişe Sermayenin”** Özelleştirme kapsamında satılacak olan köprü ve otoyollar için yandaş gazeteciler artık ne diyeceklerini şaşırır oldular. Bunlardan birisi de Cem Küçük.  Cem Küçük işi o kadar ileri götürdü ki köprülerin gelirleri satılacak 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yerinde kalacak diye yazdı. Yani korkmamıza gerek yok köprüler hala boğaz üzerinde duracak bir yere gitmeyecek.  Yav arkadaş dalga mı geçiyorsun bizimle. Elbette kalacak.Kim köprüyü yerinden söküp götürecek? Ama burada satılan şey beton değil, gelecek yılların tahsil edilmiş emeği. Köprüden her geçen işçi, her servis aracı, her kamyon; günlük hayatını s...
 **"“Makamdan Sonra Gelen Özgürlük”** “Özgürlüğe gidiyorum” dedi adalet bakanı. Soru şu: Kim için? Çünkü sınıfsal düzlemde “özgürlük” nötr bir kelime değildir. Her tarihsel dönemde bir içeriği, bir adresi, bir yararlanıcısı vardır.  Bugünün Türkiye’sinde özgürlük; işçi için sendika hakkıdır, grev çadırıdır, gözaltısız yürüyüştür. Emekli için insanca yaşam maaşıdır. Genç için geleceğin ipotek altına alınmamasıdır. Gazeteci için soru sorduğu için sabah kapısının çalınmamasıdır. Görevden alınan bir adalet bakanı çıkıp “özgürlüğe gidiyorum” diyorsa, bu cümle artık bir vaatten değil; bir itiraftan ibarettir. Çünkü iktidarın zirvesinde oturan birinin “özgürlük” arayışını görevden ayrıldıktan sonra dillendirmesi, o makamdayken ne kadar özgür olduğuna dair en çıplak soruyu doğurur. Sınıfsal düzlemde bakalım: Türkiye’de adalet mekanizması uzun süredir siyasal iktidarın genel stratejisinden bağımsız bir alan değil. Yargı, sermaye düzeninin ve yürütme gücünün ihtiyaçları doğrultusunda ko...

**"Demokrasi Masalı Bitti, Sınıf Gerçeği Ortada"**

 **"Demokrasi Masalı Bitti, Sınıf Gerçeği Ortada"** Kapitalizmde demokrasi, hiçbir zaman evrensel bir “hak rejimi” olmadı. Demokrasi, reel sosyalizmin varlığıyla sınırlı bir denge aracıydı sadece.  Sermaye, karşısında örgütlü ve alternatif bir dünya varken, kendi iç çelişkilerini yumuşatmak zorunda kaldı.  Oy hakkı, sendikal özgürlükler, sosyal devlet kırıntıları… Hepsi, korkunun ürünüdür. Korku ortadan kalktığında, vitrin de kapandı. Reel sosyalizm çöktüğünde yalnızca bir blok dağılmadı; burjuva demokrasisinin tarihi gerekçesi de çöktü. O günden sonra demokrasi, içi boş bir kelimeye dönüştü.  “hukuk devleti”, “özgür medya”, “seçim güvenliği” diye sunulan şeyler, reel sosyalizm karşısında reel kapitalizmin yönetim teknikleriydi.  Sermaye , birikiminin önünde engel gördüğü her demokratik kazanımı budamakta tereddüt etmiyor artık. Çünkü artık korkmuyor. Burjuva demokrasisi zaten doğduğu anda gericileşmeye yazgılıydı. Kısa bir tarihsel aralıkta—işçi sınıfının örgüt...

*"Zamanın İçinden Yazmak"** ( Annie Ernaux- Seneler)

 **"Zamanın İçinden Yazmak"**                  ( Annie Ernaux- Seneler)  Daha okumaya başladığımda  ilk kitabı bitirdiğimde hakkında yazacağım demiştim. Öyle bir kitap okudum ki bu yazarı bana tavsiye eden arkadaşı da yazının içine katmak gerektiğini anladım. Bazı yazarları bazı arkadaşların sayesinde buluyorsun ve okuyunca, o arkadaşla iyi ki tanışmışım diyorsun.  Yaklaşık yirmi gün önce, bir kadın ressam- öğretmen  arkadaşın tavsiyesiyle tanıştım Annie Ernaux ile. Hakkında öyle berrak, öyle ikna edici şeyler anlattı ki, sohbet biter bitmez kendi kendime bir karar verdim: Bu kadının yazdığı kitabı okuyacağım.  Başlangıç noktası da belliydi: Seneler. Kitabı okudukça içimde garip bir duygu büyüdü: Şimdiye kadar bu yazarı neden keşfedememiştim? Her yeni bölümde bu soruyu biraz daha sert sordum kendime; her sohbetimizde de o ressam- öğretmen  arkadaşa yeniden teşekkür ettim.  Zamanla şunu da fark ettim: An...