**"Kapitalizm Gelişirken Arada Kalanlar"**
**"Kapitalizm Gelişirken Arada Kalanlar"**
Son bir aydır beni takip edenler biliyorlar Annie Ernaux adlı Fransız kadın yazarın kendi belleğini Fransız halkının toplumsal belleği ile birleştirip hayatı üzerinden bir sınıfın sessiz yarasını ve ülkesindeki kapitalizmin 2. paylaşım savaşı sonrası nasıl geliştiğini roman tadında anlatıyor.
"Babamın Yeri" de bunlardan biri. Şu ana kadar okuduğum üç kitabını da çok beğendim. Biraz ara verip başka okumalar araya koyarak diğer kitaplarını da okuyacağım.
Gelelim " Babamın Yeri" ne ; Bu kitap, bir babanın hikayesi gibi başlıyor. Ama aslında bir sınıfın sonunu, bir kızın yükselişini ve o yükselişin bedelini anlatıyor.
Küçük bir şehirde, küçük bir bakkal dükkanında geçen bir hayat…
Erken açılan kepenkler, ölçülü veresiye defterleri, müşteriye duyulan saygı, devlete olan güven, çalışmanın kutsallığı… Bir küçük esnaf dünyası.
Bu dünya ne yoksulluk romantizmi ne de burjuva konforudur. İkisinin arasında, sıkışmış bir ara sınıftır. Kendine özgü onuru olan, ama kırılgan bir dünyadır.
Kitabın merkezinde bir kız çocuğu var. O, bu dünyadan çıkar. Okur. Üniversiteye gider.
Başka bir dile, başka bir kültüre, başka bir hayata geçer.
Ve asıl hikaye burada başlar. Çünkü bu bir başarı hikayesi değildir. Bu, sınıf atlamanın içten içe kanayan hikayesidir.
Evde konuşulan kaba ama doğal dil ile okulda öğrenilen ölçülü, kibar dil arasındaki çatlak büyür.
Bir süre sonra kız, ailesinin dünyasına “tercüman” olur.
Arkadaşlarını eve getirir, ailesini anlatır, onların bakışlarından çekinir. Ailesini savunur ama onlardan uzaklaşır.
Bu ikili gerilim kitabın en güçlü damarını oluşturur.
Yazar, küçük esnafın dünyasını romantize etmez.
Ama onu küçümsemez de.
Babanın çalışkanlığı, inadı, gururu; annenin sabrı ve direnci; mahalle kültürü, veresiye defteri, dükksnın ahşap kokusu…
Bütün bunlar bir sınıfın kültürel hafızası olarak metne işlenir. Sonra zaman değişir. Süpermarket açılır. Müşteri azalır. Dükkan yavaş yavaş anlamını kaybeder.
Ve baba hastalanır. Hastalık, sadece bedenin çöküşü değildir. Bir ekonomik düzenin, bir hayat biçiminin, bir erkeklik ve onur anlayışının çöküşüdür.
“Bitti.” Merdivende söylenen o tek kelime, bir insanın değil, bir çağın kapanışıdır.
Kitabın en çarpıcı tarafı, yazarın kendine acımamasıdır. Yükseldiği sınıfı da, geride bıraktığı dünyayı da mesafeyle ele alır. Ne suçluluk melodramına düşer ne de burjuva zaferi yazar.
Bu kitap, sınıf atlamanın duygusal bilançosudur.
Nezaketin sınıfsal oluşunu, kültürel sermayenin görünmez gücünü, “iyi aile çocuğu” olmanın ağırlığını ve yükselirken geride bırakılanların sessiz kırgınlığını gösterir.
En sonunda geriye şunlar kalır: Kapanmış bir dükkan. Mermer bir mezar taşı. Kültürlü dünyanın eşiğinde bırakılmış bir miras.
Ve yazıyla yapılan bir geç kalmış hesaplaşma.
Bu kitap, bir baba portresi değildir sadece.
Bu kitap, küçük burjuva dünyasının anatomisidir.
Ve daha önemlisi , sınıf atlayan bir çocuğun vicdan defteridir.
Okurken insan kendi hayatına dönüp bakıyor. Hangi dili terk ettik? Hangi dünyayı geride bıraktık?
Ve yükselirken kimi incittik?
Bu kitap, cevabı kolay olmayan sorular soruyor.
Ve kolay unutulmuyor. Aslında okurken kendi yaşamımızdan, kendi belleğimizden de izlere rastlıyoruz.
Ne kadar farklı coğrafyalarda farklı kültürlerde yaşamış olsak da kapitalizm hepimize aynı şeyleri yaşatıyor.
Okumak isteyenlere benden bir ön bilgi olsun becerebildiğim kadarıyla.
Yorumlar
Yorum Gönder