**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

 **"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**


İki gün önce sabaha karşı Aksa Enerji işçileri güne işten atıldıklarını öğrenerek başladı. Ama nasıl bir atılma? SGK kayıtlarına kod 46 ile – yani “hırsızlık” suçlamasıyla. 


Evet, patron bu işçileri hırsızlıkla suçladı. Üstelik bu işçiler bir yıl kadar önce kendi gelecekleri için, düşük ücretlerine ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı direnmişlerdi. 


Rize, Trabzon ve Giresun’daki enerji emekçileri, patronun kurduğu sahte sendikal duvarları yıkarak kendi sendikalarını, Bağımsız Enerji İşçileri Sendikası’nı kurmuş; örgütlenmiş; greve çıkmışlardı.


 O grev sayesinde şirket ücretlerde düzenlemeye gitmek zorunda kalmış, iş güvenliğinde bazı geri adımlar atmıştı.


Ama sınıf mücadelesi öyle bir şeydir ki patronlar hiçbir şeyi unutmaz, hele hele kaybettiklerini asla affetmezler. 


O grev, o kazanım, o birlik duygusu Kazancı Holding’in kalbinde bir ukte gibi kalmış olacak ki, bir yıl sonra intikam soğuk bir sabah , kod 46 ile geldi.


 Tam kırk işçi , hepsi de o dönem mücadelede ön safta yer alanlar , nokta atışıyla işten atıldı. SGK sistemine girip baktığınızda hepsinin çıkış kodu: 46 , hırsızlık.


Ama hırsız kim gerçekten? O işçiler mi, yoksa onların alın terini çalıp sonra “çalındı” diyen patron mu?


İşçiler bu durumu kabullenmedi. Direnmeye, seslerini yükseltmeye hazırlandılar. Çünkü biliyorlardı ki bu yalnızca bir işten atma değil; sınıf bilincine, kolektif direnişe, onurlu emeğe karşı yapılmış organize bir saldırıydı. 


Şirket ise yeni bir direnişin büyümesinden korktu. Bu yüzden hızla bir uzlaşmacı avukat devreye sokuldu. İşçilere denildi ki: “Eğer bu işten çıkışı karşılıklı rıza ile (kod 5) kabul ederseniz, tüm haklarınızı, ihbar tazminatlarınızı dahil olmak üzere ödeyeceğiz.”


İşçilere sistemli biçimde mobbing uygulanmış, psikolojik baskı altına alınmışlardı. Her biri kod 46 ile damgalanma, başka iş bulamama korkusuyla bu uzlaşmayı kabul etti. 


Bir taraftan da hukıksal sürecin sonunu bekleyecek ekonomik güçleri yoktu. Hepsi borçlu,hepsi evli ve üniversitede okuyan çocukları var. 


Ama esas tuzak tam da buradaydı. Çünkü SGK çıkışları zaten kod 46 olarak verilmişti. Yani ortada alenen bir hukuksuzluk vardı.


Bir avukat arkadaşımızla yaptığımız görüşmede, bu uzlaşmanın baskı altında alındığına dair belgelerle birlikte itiraz sürecinin başlatılabileceği, hatta işçilerin tekrar işe dönüş davası açabileceği belirtildi. 


İşçiler de zaten bu mücadeleyi bırakmak niyetinde değiller. Onlardan 15 kişi, açıkça “Mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.


Bu sırada Akkuyu’da işçiler kolluk güçlerinin saldırısına uğradı çünkü ücretlerini istemişlerdi. Dün ise yüreğimizi dağlayan başka bir haber geldi: Eskişehir’de orman işçileri , yangına karşı hiçbir ekipman olmadan ,cayır cayır yanarak can verdi.


 Tam 11 işçi. Tedbirsizlik, taşeronluk, özelleştirme ve kâr hırsı 11 emekçiyi kül etti. Devlet yoktu, sendika yoktu, yaşam hakkı yoktu. Vardıysa da sadece patronun kâr hanesinde yazılıydı.


Şimdi soruyoruz: Bu ülkede işçinin, emekçinin yaşam hakkı var mı?


Kazancı Holding ve ona bağlı Aksa Enerji’nin bu saldırısı yalnızca bir işten atma değil, bir sınıf operasyonudur.


 İddialara göre bu operasyon, patron ve Türk-İş’e bağlı aynı iş kolundaki sarı sendika tarafından birlikte planlanmıştır. 


Yani bir yanda patronun sömürü aracı olarak kullandığı sözde sendika, diğer yanda ekmeğine sahip çıkmaya çalışan gerçek işçi örgütlülüğü var.


Geçen gün yazmıştım: "Sınıf kavgası nasıl verilir?" diye.


İşte bu bir örnek. İşte işçi sınıfı kavga ediyor. Onlar hazır. Peki ya biz? Türkiye'nin sosyalistleri, ilericileri, kendini emekten yana tanımlayanlar… Biz ne kadar hazırız bu kavganın içinde omuz omuza olmaya? Onların yanında olmaya? Patronun değil, işçinin safında kararlı durmaya?


Marksist kuram bize şunu öğretir: Sınıf mücadelesi yalnızca fabrikada verilmez; yaşamın her alanında, politikada, kültürde, hukuki alanda, hatta yazının kaleminde verilir.


 Bugün işçiler fiili olarak örgütlenmiş, mücadele etmiş ve karşılarına sermayeyi, devleti ve sarı sendikayı almışlardır. Bu mücadele, herhangi bir hak mücadelesi değil; emeğin onuru, örgütlenme hakkı ve sınıf bilinci için yürütülen onurlu bir savaştır.


Bu kavga yalnız onların değil, hepimizin kavgası. Çünkü bugün Rize’de, Trabzon’da, Giresun’da işten atılanlar yarın İstanbul’da, İzmir’de, Eskişehir’de işine giden herkes olabilir. 


Kod 46 yalnızca işçiye değil, emeğe, kolektif mücadeleye vurulmuş bir prangadır. Şimdi ya bu zinciri birlikte kıracağız ya da her birimiz sırayla bu prangaya vurulacağız.


Bu bir çağrıdır: İşçi sınıfının onuru için, alın teri için, hayatı yeniden inşa etme iradesi için…

Ya kol kola ya köleliğe!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**