Kayıtlar

Ekim, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

*"Bozkırın Kalbinde Unutan Kadın"**

 **"Bozkırın Kalbinde Unutan Kadın"**            ( Bir Pagan Rüyası Üzerine ) Rüzgârın dili eskiydi burada. Bozkır, sonsuz bir mezarlık gibiydi yalnızlığını kendi içinde yaşayan , kimseyi gömmeden bile hatırlayan, kimseyi anmadan bile affeden.  Her taşın, her ot parçasının, her çatlağın altında bir hikâye uyurdu. Ben o hikâyeleri erken yaşta dinlemeyi öğrendim. İnsan, toprağın hafızasını dinlemeyi öğrendi mi, artık hiçbir sessizliğe sığınamaz. Çocukken dedem, “Rüzgarın yönü değişti mi, Tanrılar konuşuyor demektir,” derdi. Ben o rüzgarı ilk defa on yedi yaşımda duydum. Ve o günden beri sustuğum her şey, rüzgarda yankılandı. İşte o yaşta en büyük sevdama tutulmuştum. Bozkırın ortasında bir tepe vardı, insanlar oraya “Ana Taş” derdi. Eski paganların kurban sunduğu, yağmur duasına çıktığı bir yer. Bir gece orada uyudum.  Toprak, vücudumun her yerine sızdı; nefesimle birlikte içine çekti beni. Rüyamda bir kadın gördüm. Gözleri gök rengindeydi, ama...

**"Amaçla Yolu Birleştirmek :Haluk Yurtsever’in Çizdiği Devrimci Hat"**

 **"Amaçla Yolu Birleştirmek :Haluk Yurtsever’in Çizdiği Devrimci Hat"** “Amaç ve yol birleşmeden devrim, bir dilekten ibaret kalır.” Aşağıda Haluk Yurtsever’in son dönem Sendika.Org’daki dört makalesini ; * “Devrimci bir strateji için komünist yeniden üretim”,  * “Partiden örgütlü bireye özneleşme sorunumuz”,  * “Devrimci durum komünistlerden amaç ve yol bütünlüğü istiyor” ve  * “Amaçla yolu birleştirmek!”  yazılarını çok dikkatlice okuyarak kendimce yorumlamaya çalışarak kaleme aldım. Bu, Haluk abinin düşünsel hattını ve önerdiği devrimci yönelimi özetlemeye çalışan yazıdır. Çıkarımlarım da yanlış olabilir. Yazıları okuyanlar yorumlarla yardımcı olursa sevinirim. Derdim sadece yazılanları anlamaya çalışmak.  Haluk abinin Sendika.Org’da yayımlanan son dört makalesi, tek tek okunduğunda ayrı başlıklar taşıyor gibi görünse de, aslında hepsi bir bütünün parçaları.  Yurtsever, Türkiye’de ve dünyada içine sıkıştığımız kapitalist düzenin artık kendi sınır...

**"Çamların Altında Bir Gün"**

 Bir deneme daha...  Bazı günler geçmişi yeniden yaşatır. Çünkü tamamlanmamıştır yaşanılanlar.   Doğanın sessizliğinde yankılanan bir hatıranın, insanın içsel fırtınasıyla birleştiği bir anı anlatıyor.  “Çamların Altında Bir Gün”, yalnızca bir geçmiş özlemi değil; kaybın, sessizliğin ve kalemle direnişin kısa bir hikâyesidir. İşte henüz dinmemiş bir fırtınanın hikayesidir bu ...            **"Çamların Altında Bir Gün"**                (Bir İç Fırtınanın Güncesi)  “Bazı hatıralar, sislidir çünkü hâlâ yanmaktadır.” Bugün yine hatıralar sardı beni. Soğuk bir rüzgâr gibi, nereden estiğini bilmediğim ama iliklerime kadar işleyen bir özlemin kokusunu getirdiler.  Geçmiş, nasırlı elleriyle kapımı çaldı; içeri girdi,  yanıma  oturdu ve sessizce beni izlemeye başladı. Birlikte gezdiğimiz o günü hatırlıyorum. O gün güneş, sanki yeryüzüne değil de yalnızca bize doğmuş gibiydi.  Ç...

**"Kayyım, Kriz ve Susturulmak İstenen Sesler"**

 **"Kayyım, Kriz ve Susturulmak İstenen Sesler"** Bir ülkede gazeteler susturuluyorsa, bilin ki gerçekler fazlasıyla konuşmaya başlamıştır. Gün geçmiyor ki bir operasyon haberiyle güne başlamayalım. Ve her nedense bu operasyonlar hep muhaliflere.  Bir ülkede her gün muhalifler ters kelepçe ile bir sabah vakti evlerinden alınıyorsa ve tv'ler de her gün aynı görüntü varsa ; sıraya dizilmiş,suçlu ilan edilmiş onlarca insan emniyet Müdürlüğü'nün önünde bir televizyon şovuna dönüştürülmüş bir şekilde gözaltına alınıyorsa,savaş esiri gibi orada başka bir oyun oynanıyor halka karşı demektir.  Neden mi böyle söylüyorum? Son 23 yılda bunları çok gördük ve sonunda suçsuz oldukları da aynı tv'lerden aynı şekilde anlatıldı. Şimdi de TELE1’e ,İmamoğlu'na “casusluk” bahanesiyle yapılan operasyon. Bu da sıradan bir yargı hamlesi değil; ekonomik, siyasal ve sınıfsal bir dar boğazın yeni perdesidir. İktidar, artık kendi hikâyesine bile inanmıyor. Dışarıda meşruiyet arayışları ...

**"Akşamın Çıkrığı"**

 **"Akşamın Çıkrığı"** Bir dost, bir arkadaş ,aynı davayı, aynı acıyı, aynı sevinci, hatta aynı dünya hayalini  taşıdığım bir yoldaş ;  Yazıcı Emine   , Turgut Uyar'ın bir şiirini paylaştı ;  "Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni   Kim bilebilir ki, kimi, neyi eskittiğini"  diye.  Bugün benim için gerçekten önemli bir gün. Böyle bir günü karmaşık duygular içinde yaşarken, bu şiir o karmaşık duygularıma dokundu.  O yoğun akış içinde içimden kopup gelenlerle cevap yazdım bende  ; "Günler geçer, susar akşamın çıkrığı Kim anlar ki, neyi, kimi unuttuğunu" Çıkrığı bilirsiniz, bir ipin ucunda ki kova yeryüzünün yüreğinden hayat taşır insanın yüreğine. Ve dönerken yorgun bir ses çıkartır. İşte o ses sustuğunda hayata can veren de kesilir.  Ve günler geçer  sanki hiç geçmemiş gibi, sanki zaman bir kuyunun dibine düşmüş de yankısı bize ulaşmıyor gibi.  Her sabah, şafağın değirmeni döner; akşam olunca, bir çıkrık başla...

**"Sartre’ı Severim"**

 **"Sartre’ı Severim"** “Yarım kalan aşklar, varoluşun en sahici sınavıdır.” Sartre’ı severim. Onu kendime benzetirim  ya da kendimi ona… Hangimiz hangimizin aynası, hâlâ karar veremedim. Ama bir şey biliyorum: ikimiz de insanın kendi cehennemini, başkalarının bakışında bulduğunu erken fark ettik. Ve o günden sonra, hiçbir aynaya güvenemedik. Sosyal medyada bir paylaşım yine beni anılarıma götürdü. Yine bir varlık yoklaması yaptırdı bana. Yine varoluşumun sebeplerinden birini unutamadığımı belki unutmak istemediğimi tekrar fark ettim.  Sartre, varoluşun o keskin yalnızlığını parlatırken, ben de kendi hayatımın köşebaşlarında aynı taşlara takıldım. “İnsan, yaptıklarıyla olur,” der. Ben de her sabah, çayımın dumanına bakarken aynı cümleyi düşünürüm: Yaşamak, bir kararı sonsuza kadar taşımaktır. Bir cümleye imza atmak gibi, bir hataya bile sahip çıkmak gibi… işte böyle bir şeymiş yaşadığım.  Sonra “Bulantı” gelir aklıma. O müthiş eser. "Yaşamın nedenini sorgulayan insan...

ZAMANIN İKİ YÜZÜ

 Küçük Bir Öykü...  ZAMANIN İKİ YÜZÜ  Bir Zamanlar Kıştı,  Karlı bir sabah. Trabzon.  Belki Dostoyevski'nin şehri Petersburg değil ama aynı yalnızlık, aynı gri hava. Halide , eski bir tarihi binada bulunan kitap kafenin taş merdivenlerinden çıkarken ayakkabısının ucuna kar taneleri yapışıyordu. İçeri girdiğinde rafların arasında o tanıdık sessizliği hissetti: Kitapların arasında yankılanan insan düşüncesinin sesi. Bir masada, başını eğmiş bir adam vardı. Serhan.  Yıllardır aynı saatte orada oturur, kalemiyle sayfaların kenarına notlar düşerdi. Halide, onu ilk kez fark ettiğinde, yüzünde sanki bin yılın düşüncesi vardı. Bir Dostoyevski kahramanı gibi sessiz, bir Şolohov köylüsü gibi inatçı. Yanına oturdu. Masada tek bir kitap açıktı: Spinoza'nın Ethica'sı.  Serhan başını kaldırmadan, “Tanrı doğadır” dedi, öylesine konuştu birden ,gelenin kim olduğuna bakmadan, sonra sayfayı çevirdi. Halide , gülümseyerek cevap verdi: “Ve insan doğayla savaştıkça, Tanrı’...

**"CHP’nin Atlantik Rüyası"**

 **"CHP’nin Atlantik Rüyası"** İki gün önce Sol Haber portalında CHP 'nin NATO'ya sunduğu rapor haber konu edildi. Bir kaç gün bekledim haber yalanlanabilir diye ama böyle bir şey olmadı hatta CHP tarafından görünmez hale geldi.  Bu haberle bir kez, daha gördük ki alanlarda söylenenler ile  uluslararası ilişkilerde söylenenler arasında ki açı inanılmaz derecede büyük. Büyük emperyalist merkezlerle AKP kurduğu ilişki ile CHP ' nin kurmak istediği ilişki aynı.  Nasıl mı?  CHP, NATO’ya sunduğu “İran raporuyla” yalnızca dış politikada değil, sınıfsal konumlanışta da yerini bir kez daha belli etti: Atlantik’in batısında.  Raporun dili, neredeyse Pentagon’un sözcülüğünü yapan bir memurun kaleminden çıkmış gibi: “İran tehdidi”, “kargaşa ekseni”, “Rusya-Çin-İran işbirliği”… Bu kelimeler, emperyalist ideolojinin sözlüğünden alınmış, Türkiye işçi sınıfının, emekçisinin hiçbir çıkarını temsil etmeyen sözcüklerdir. Bir burjuva partisi olarak CHP: Seküler vitrin, empery...

**"Sınıf Nerede? Sosyalistler Neyi Unuttu?"**

 **"Sınıf Nerede? Sosyalistler Neyi Unuttu?"** Zor bir dönemdeyiz ya, da öyle hissediyoruz. Aslında kapitalizm sömürüyü iliklerimize kadar hissettirmeye başladı, kanımızın bile çekildiğini hissediyoruz.  Yalnız bir sorunumuz var. Hepimiz farkındayız çözümün tek olduğunu biliyoruz, müthiş bir gücümüz var onu da biliyoruz. Elimizde ise dünyayı kurtaracağına inandığımız bilimsel bir ideolojimiz var ; Marksizm.  Fakat bir sorunumuz var dedik ya neredeyse 500 yılllık kapitalizm tarihinde yaşadığımız kısa    sosyalizm deneyimlerinden sonra bugünün dünyasında bir umutsuzluk sisi üzerimize çökmüş durumda.  Ne yapmalı, nasıl yapmalı sorulaları yeniden karşımızda. Üretim araçları ve üretim ilişkileri biçim değiştiriyor. İlk defa mı? Elbette hayır. Teknoloji ve bilim ilerledikçe bu değişim devamlı yaşandı ve insanlık sorduğu bu sorularla her zaman bir cevap buldu.  Bizler de bulacağız. Bu amaçla dünyanın pek çok yerinde kafa yoran devrimciler, sosyalistler var. Ü...

**"Suriye’de Kürt Çıkmazı: Havuzun Derinliklerinde Bir Gün"**

 **"Suriye’de Kürt Çıkmazı: Havuzun Derinliklerinde Bir Gün"** Bu bizim yandaş medya gerçekten bir komedi kumpanyası. İktidar içerde ve dışarda o kadar sıkışmış ki hükümeti nereden savunacaklarını bir türlü beceremiyorlar artık. Nereden tutsalar ellerinde kalıyor.  Tek ellerinde kalan Suriye ve oradaki Kürtler. Sıkıştıkları her zaman sarıldıkları konu Kürtler. Ah o Kürtler bir teslim olmadılar gitti. Oysa o kadar da cihatçı beslendi onları yok etmek için ama bir türlü becerilemedi.  Halep'te iki Kürt mahallesi HTŞ güçleri tarafından kuşatılınca bir sevindirik oldu bizim şu malum medya sonra istedikleri sonuç gerçekleşmeyince ağlamaklı oldular. Şu bizim havuzdakiler bir hareketlendiler, sonra vurgun yemiş gibi dağıldılar.  Bir gün boyunca televizyonu açık bıraktım. Amacım dünyayı değil, “havuzu” izlemekti. Bazen yüzeyde balıklar gezinir ya, su berrak sanırsın. Oysa alttan bir tortu yükselir: algı yönetimi, yalan, korku… işte o gün, tortular kabarmıştı. Sabah haberinde...

**"Kozmik Şafak ve Kapitalizmin Sisi"**

 **"Kozmik Şafak ve Kapitalizmin Sisi"** Evrenin doğuşundan sonraki en karanlık dönemi sona erdiren ışığın kaynağı sonunda bulundu. Hubble ve James Webb Uzay Teleskopları’ndan (JWST) elde edilen verilere göre, “kozmik şafak” olarak bilinen dönemi aydınlatan fotonlar, minik cüce galaksilerden yayıldı. Şubat 2024’te Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, bu küçük galaksiler, evrenin erken döneminde galaksiler arası hidrojen sisini temizleyerek ışığın yayılmasını sağladı. Evrensel Gazetesinden Hasan Can Bilici'nin bu yazısını okuyunca evrenin doğuşundaki karanlık çağı sona erdiren ışığın kaynağının bulunmasını okuduktan sonra insanlığın üzerine çöken karanlığın aydınlatacak kozmik ışığın kaynağının da aslında sistemin içinde var olduğu fikrini tekrar hatırlayarak  bu yazı üzerinden anlatmaya çalıştım.  Seviyorum bu şekilde bilimsel yazıları toplumsal , sosyal yaşama uyarlamayı. Zaten bilim de yaşamın kendi içinde değil mi?  Bu yazıyı okumadan önce Bilici'nin yaz...

**"Devlet Büyüğü mü, Sermayenin Büyükleri mi?"**

 **"Devlet Büyüğü mü, Sermayenin Büyükleri mi?"** Can Holding’e yönelik İstanbul Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na devredilen soruşturmada 'kara para aklama', 'kaçakçılık' ve 'dolandırıcılık' suçları kapsamında 10 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, Kemal Can'ın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli tutuklanırken, Can Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kenan Tekdağ ise ev hapsi şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı. Geçen pazar soruşturma genişletilerek Ciner Grubu'na uzanmış, “Ciner Medya'nın Can Holding’e satışında örgütsel faaliyetten elde edilen kara para aklandığı” iddiasına yönelik inceleme başlatılmıştı. Buraya kadar normal bir yolsuzluk soruşturması olarak bakabiliriz. Ne var bunda ortada bir yolsuzluk var ve savcılar görevini yapıyor diyebilirsiniz.  Asıl önemli olan, bizi ilgilendiren tarafı " Ne yaptıysam devlet büyüklerimin isteği ile yap...

**"İrade Teslimiyeti ve Demokratik Kriz mi? "**

 **"İrade Teslimiyeti ve Demokratik Kriz mi? "** Adı henüz ortaklaşmasa da yürütülen ve genel kabul ile yeni çözüm süreci olarak adlandırılan bir süreç işliyor. Eski süreçlerden farkı meclis çatısı altında diğer partilerin (İYİP hariç) de katıldığı bir komisyon üzerinden yürümesi.  Bu sürecin sonunun neye varacağı konusunda geniş kesimlerde olumsuz bir görüş varsa da öyle veya böyle barış adına işleyen bir süreç var.  Ortada bir süreç varken eleştirilerin de (olumlu- olumsuz) olması da doğaldır. Kim istemez ki bu ülkede halklar için barışın gerçekleşmesini. Ama görüyoruz ki bu süreç İmralı ile AKP- MHP arasında bir süreç olarak gerçekleşiyor.  Bu durum diğer partileri ve hatta DEM partiyi bile süreçte işlevsiz hale getiriyor. Kısaca Demirtaş'ın "seni başkan yaptırmayacağız" iradesi ortada yok. B Böyle olunca da eleştiriler kaçınılmaz oluyor.  Ayşe Hür, son yazısında DEM Parti’nin “Öcalan irademizdir” söylemine dikkat çekti. Yazı, tekil olaylardan öteye geçen bir...