ZAMANIN İKİ YÜZÜ
Küçük Bir Öykü...
ZAMANIN İKİ YÜZÜ
Bir Zamanlar Kıştı,
Karlı bir sabah. Trabzon. Belki Dostoyevski'nin şehri Petersburg değil ama aynı yalnızlık, aynı gri hava.
Halide , eski bir tarihi binada bulunan kitap kafenin taş merdivenlerinden çıkarken ayakkabısının ucuna kar taneleri yapışıyordu.
İçeri girdiğinde rafların arasında o tanıdık sessizliği hissetti: Kitapların arasında yankılanan insan düşüncesinin sesi.
Bir masada, başını eğmiş bir adam vardı.
Serhan. Yıllardır aynı saatte orada oturur, kalemiyle sayfaların kenarına notlar düşerdi.
Halide, onu ilk kez fark ettiğinde, yüzünde sanki bin yılın düşüncesi vardı. Bir Dostoyevski kahramanı gibi sessiz, bir Şolohov köylüsü gibi inatçı.
Yanına oturdu. Masada tek bir kitap açıktı: Spinoza'nın Ethica'sı.
Serhan başını kaldırmadan, “Tanrı doğadır” dedi, öylesine konuştu birden ,gelenin kim olduğuna bakmadan, sonra sayfayı çevirdi.
Halide , gülümseyerek cevap verdi:
“Ve insan doğayla savaştıkça, Tanrı’yı biraz daha kaybediyor.” diye cevap verdi. Birbirlerini hiç tanımadan.
İşte o anda, bir aşk değil, bir tartışma başladı.
Her şey oradan doğdu. Bazı anlar vardır kopmaz başlangıçlsr yaratır. Fırtnalar kopsa, depremler oluşsa imkansızdır.
Birbirlerini düşünceleriyle sevdiler, her fikir, bir dokunuştu; her anlaşmazlık, bir öpüşmenin gecikmiş hâli.
Kitap kafede aylar geçti. Birlikte notlar aldılar, birlikte sustular. Sessizliğin içinde, kelimelerden daha dürüst bir yakınlık kuruldu.
Serhan onun defterine gizlice bir cümle yazdı:
“Seninle düşünmek, dünyayı anlamakla eşdeğer.”
Halide o cümleyi aylarca sakladı. Ama hiçbir zaman “ben de” diyemedi. Çünkü içten içe biliyordu ;
böyle bir sevgi, bir ömür değil, bir trajedi yaratır.
Yıllar sonra Trabzon'un dar sokaklarından birinde yaşıyorlardı. Evleri küçük, ama duvarları fikirle doluydu.
Halide tablolar yapıyor, Serhan felsefe dersleri veriyordu. Geceleri, camın önünde sessiz otururlardı; yağmurun sesine karışan düşünceler, aralarındaki tek bağ hâline gelmişti.
Bir akşam, Serhan elindeki kitabı kapattı.
“Senin resimlerinde hep kırık yüzler var,” dedi.
Halide, fırçasını bırakmadan cevap verdi:
“Çünkü bütün yüzler kırık, yalnızca sevdiğimizde fark ediyoruz.”
O cümle, bir bıçak gibi aralarına girdi. Artık her kelime, bir yara açıyordu. Birbirlerini tanıyorlardı, evet ama Simone de Beauvoir’ın dediği gibi,
“Sevgi, iki özgürlüğün birbirini tanıdığı noktada başlar; ama biri korkarsa, öteki hapsolur.”
Serhan korktu. Halide özgürleşti. Ve her özgürleşme, bir kayıp doğurur.
Bir gece tartıştılar. Halide, duvardaki aynayı kırdı.
Cam parçaları yere saçıldı; bir parça Serhan'ın elini kesti, kan aktı ama ikisi de hiçbir şey söylemedi.
Kırık aynada, kendi yansımalarının artık birbirine benzemediğini gördüler.
Ertesi sabah Halide gitti. Masada tek bir not bıraktı:
“Seni sevdim, ama kendim olmayı daha çok sevdim.”
Aradan yıllar geçti.
Serhan artık yaşlanmıştı; ders vermiyor, yazmıyordu.
Bir gün, Trabzon'daki bir sanat merkezindeki resim
sergisine girdi.
Duvarlarda yağlıboya tablolar, renkler içinde çatlak çizgiler…
Birinde, tanıdık bir yüz gördü. Halide’nın kendisi değil, ama Halide’nin gözlerinden yapılmış bir kadın portresi.
Altında şu yazıyordu:
“Bir zamanlar birbirine benzeyen iki yalnızlık.”
Serhan kalbi durdu sandı bir an. Sanki zaman ikiye bölünmüş, geçmişle şimdi birbirine dolanmıştı.
Yanına bir genç geldi, “Eser sanatçının en çok konuşulan tablosu,” dedi.
“Bir aşkı değil, iki insanın anlaşamadığı bir felsefeyi anlatıyor.”
Serhan gülümsedi. “Hayır,” dedi, “bu bir aşk.
Anlaşamadıkları için değil, fazla anladıkları için bitmiş. Ama asla kopmamış"
Ve o an anladı:
Aşk, zamana karşı değil; kendimize karşı verdiğimiz bir savaştır.
Gece eve döndüğünde Serhan eski defterini açtı. Kafede başlayan o ilk notu buldu:
“Seninle düşünmek, dünyayı anlamakla eşdeğer.”
Altına bu kez kendisi bir başka cümle daha ekledi:
“Ama seni kaybetmek, kendimi anlamakla eşdeğerdi.”
Sonra defteri kapattı, pencereye yürüdü, şehre baktı.
Işıklar uzaklaştı, sesler azaldı. Belki hâlâ bir yerlerde Halide'de aynı gökyüzüne bakıyordu.
Ve o an, bir Beauvoir cümlesi zihninde yankılandı:
“Sevgi, iki varlığın birleşmesi değil, birbirini özgür bırakma cesaretidir.”
Serhan gözlerini kapattı. Artık Halide'yi değil, zamanı seviyordu. Çünkü bazı aşklar ölmez , sadece mevsim değiştirirler.
Yorumlar
Yorum Gönder