Kayıtlar

**"Eğitimin Fabrikalaşması ve LGS Gerçeği"**

 **"Eğitimin Fabrikalaşması ve LGS Gerçeği"** LGS sonrasında her yıl aynı tartışmalar yeniden alevleniyor. Bu yıl da sınavın zorluk derecesi, özellikle uzun metinli Türkçe soruları ve karmaşık matematik problemleri gündemin merkezine oturdu. Bir yandan "Bu sorular bu yaş grubuna uygun mu?" sorusu sorulurken, diğer yandan sınav sisteminin kendisi tartışılıyor. Ancak dikkat çekici olan şu ki, bazı çevreler tartışmayı bambaşka bir yere çekiyor. Örneğin, "LGS'de neden İngilizce soru var?" sorusu üzerinden yürütülen polemikler, aslında meselenin özünü gözlerden kaçırıyor.  Sorun İngilizce soruların varlığı değildir. Sorun, eğitim sisteminin çocukları yetiştiren bir süreç olmaktan çıkıp onları sıralayan, eleyen ve yarışa sokan bir mekanizmaya dönüşmesidir. Ama bu gerçeği bildiği halde görmek istemeyen, sadece var olan iktidarın yalakalığını yapıp, yazdıkları yazılar ile milyonlar kazanan, sipariş üzerine yazılar yazan bir gazetecilik gerçeği var son 20 yılda...

**"Dünün Gözyaşları, Bugünün Kırbacı"** -Irmak Öğretmen ve Kaybedilen Demokrasi Sınavı-

 **"Dünün Gözyaşları, Bugünün Kırbacı"** -Irmak Öğretmen ve Kaybedilen Demokrasi Sınavı- 90'lı yıllarda başörtülü kızların gözlerinde yaşlar vardı. “İnancımızı yaşayamıyoruz” diyorlardı. Üniversite kapılarında, meydanlarda, ekranlarda demokrasi ve özgürlük talep ediyorlardı.  Biz devrimciler ise o gün de aynı şeyi söylüyorduk: Kimse inancından dolayı baskı göremez. Kimse düşüncesi, kimliği ya da yaşam tarzı nedeniyle eğitim hakkından, çalışma hakkından mahrum bırakılamaz. Çünkü mesele başörtüsü değildi. Mesele özgürlüktü. Aradan yıllar geçti. Bugün o günlerin mağdurları iktidarda. Ama ne yazık ki demokrasi ve özgürlük talep edenlerin önemli bir bölümü, ellerine devletin bütün imkânları geçtiğinde demokrasi sınavını kaybetti. İki gündür bir kadın öğretmenin bir başka kadın öğretmen / idareci tarafından şiddete uğraması ile ilgili haberler var gazetelerde ve sosyal medyada.  Sıkıntılarından ve ekonomik dırumundan şikayet eden bir genç kadın öğretmen okulun müdiresi tarafınd...

**"Dün Akşam Bir Oyun İzledim, Meğer Bütün Trabzon Sahnedeymiş"**

 **"Dün Akşam Bir Oyun İzledim, Meğer Bütün Trabzon Sahnedeymiş"** Dün akşam bir oyun izledim.Ama adına yalnızca oyun demek haksızlık olur dostlar. Sevgili Tamer Küçük 'ün metinlerini yazdığı dostlarımız, yoldaşlarımız Hikmet Akbulut , Fuat Çoruhlu ve Prof.  Hüseyin Kurtuldu'nun sahnedeki performansları ile harika sunduğu bir Lirik- Belgesel bir gösteri izledik.  Neden böyle başladım,çünkü sahnede gördüğüm şey, bir tiyatro gösterisinden çok daha fazlasıydı; Karadeniz'in tuzlu rüzgarına karışmış hatıraların, yosun kokusuna sinmiş aşkların, kayalıklara vurup geri dönen umutların yeniden dile gelişiydi. Sahnenin ortasında Ganita vardı. O bildiğimiz Ganita... Çocukluğumuzun denize attığı taşların halkalarıyla büyüyen, gençliğimizin ilk aşklarını saklayan, ayrılıkların gözyaşını Karadeniz'e emanet eden, dost meclislerinin sabaha kadar süren sohbetlerini duvarlarına işleyen Ganita... Bir mahalle değildi artık. Bir kıyı da değildi.Sahnenin üzerinde yaşayan, nefes ala...

**"Kumpassa, Siz Neredeydiniz?"**

**"Kumpassa, Siz Neredeydiniz?"** Bugün bazı CHP yöneticileri ve çevreleri, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına gelişini Deniz Baykal kaseti üzerinden tartışıyor.  Vatandaşın öfkesi anlaşılırdır; umutları kırılmıştır, hayal kırıklığı yaşamıştır. İnsanlar buna "proje" de der, "yanlış yaptı" da der. Bu onların hakkıdır. Ama yıllarca Kılıçdaroğlu'nun arkasında yürümüş, onunla siyaset yapmış, onun adına oy istemiş, onu Cumhurbaşkanı adayı göstermiş kadroların bugün sanki kendisini ilk kez tanıyormuş gibi davranması başka bir şeydir. Eğer Kılıçdaroğlu gerçekten bir kumpasın ürünüydü ise, bunu bugün mü öğrendiniz? On üç yıl boyunca genel başkanlığını yaptığı partide siz neredeydiniz?  Milyonlarca seçmenden onun için oy isterken neden susuyordunuz? Meydanlarda "Bir oy CHP'ye, bir oy Kılıçdaroğlu'na" çağrıları yapılırken neden itiraz etmiyordunuz? Siyasette eleştiri meşrudur. Kılıçdaroğlu da, ekibi de, tercihleri de en sert biçi...

Besmele Çekerek Haram Lokma Yemek

 **"Besmele Çekerek Haram Lokma Yemek"** Okuyorum , izliyorum, düşünüyorum ve yazarak anlamaya çalışıyorum. Ama bir türlü çözemiyorum, toplum nasıl bu kadar teslim oluyor egemenlere, kapitalizme, kendi hayatını kuşatan düzene? Tam da böyle bir anda bir yoldaşın telefonla sorduğu soru düşüyor aklıma: "Gramsci dijital çağı nasıl bu kadar önceden gördü?" Sonra yeniden düşünmeye başlıyorum. Ben Gramsci'yi ilk olarak Metin Çulhaoğlu'nun yazılarındaki göndermelerden öğrendim. Bir dönem sosyalist hareket içinde adı bugünkü kadar sık anılmazdı. Oysa Çulhaoğlu, ideolojiyi, kültürel alanı ve rıza üretimini tartışırken sık sık Gramsci'ye uğrardı. Bugün sosyal medyada Ali Şeriati'ye ait bazı paylaşımlar gördüm. Birden Gramsci geldi aklıma. Çünkü Şeriati, birbirinden bağımsız biçimde, Gramsci'nin hegemonya kavramıyla işaret ettiği gerçeği anlatıyordu aslında. Ali Şeriati'nin "Haram lokma yerken besmele çekenlerden tiksindim" sözü yalnızca bir ah...

Ekrandaki Türkiye ile Çay Ocağındaki Türkiye

 "Ekonomi büyüyor" deniyor. Peki büyüyen sanayi mi, tarım mı, teknoloji mi? Yoksa sadece fiyat etiketleri mi?" **"Ekrandaki Türkiye ile Çay Ocağındaki Türkiye"** Bu sabah güzel bir güneşle uyandım. Ama doğrusu keyfimin sebebi güneş değildi. Sabahın yedisinde gelen sıcak bir günaydın mesajıydı. Duşumu aldım, güzel bir kahvaltı yaptım. Keyfim yerindeydi. Saat ona doğru, "Hadi bir sabah çayı içeyim" dedim. Yolumu sanayi sitesindeki çay ocağına düşürdüm. Hani şu işçilerin, ustaların günün ilk çayını içip memleketi, hayatı ve geçim derdini konuştukları yerlerden birine. Çayımı söyledim, bir sigara yaktım. Etrafımda yağ, pas ve demir kokusu vardı. Kimisinin eli tornadan çıkmıştı, kimisinin yüzünde kaynak izleri duruyordu. Sabah sohbeti her zamanki gibiydi, artan kiralar, yetişmeyen maaşlar, pahalılaşan market fişleri... Tam o sırada köşedeki televizyondan TRT Haber'in sesi yükseldi. Spiker ve ekonomi uzmanı büyük bir heyecanla Türkiye ekonomisinin ne ka...

**"Bir Memleketin Boğazına Düğümlenen Bayram"**

 **"Bir Memleketin Boğazına Düğümlenen Bayram"**  Bugün "Bayram" sevgili dostlar,  Kökünde bolluk ve bereket barındıran, insanların bir araya gelip ortak sevinci ve yaşamı paylaştığı özel zamanı anlatan kadim bir sözcük.  Ama bu ülkenin sokaklarında çok uzun zamandır bayram değil, insanların boğazında düğümlenen bir hayat dolaşıyor. Bir evde emekli maaşı yetmediği için çay daha açık demleniyor. Bir fabrikada işçi, hakkını istediği için kapının önüne konuyor. Bir üniversite gecenin bir yarısı kapatılıyor, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi açılıyor. Bir genç, diplomasından önce umudunu kaybediyor. Bir çocuk, “meslek öğrensin” diye gönderildiği yerde ucuz işgücüne çevriliyor. Bir kadın, yaşamak için bağırıyor; memleket ise çoğu zaman duymamayı tercih ediyor. Bir anne cezaevi kapısında yaşlanıyor. Bir başka evde faili meçhul bir fotoğraf hala duvarda asılı duruyor. Ve bütün bunların ortasında herkes birbirine “iyi bayramlar” diyor. Oysa bayram dediğin şey biraz da vicd...