**"Bir Kitabın Ardından: Kim Öldürür Bir İnsanı?"**

 Edouard Louis'in 2018’de yayımlanan kısa ama sarsıcı romanı (Fransızca özgün adı: Qui a tue mon pere), otobiyografik bir anlatı üzerinden işçi sınıfı bir babanın bedenine yazılan yoksulluk, erkeklik ve devlet politikaları hikayesini açığa çıkarır. Yaklaşık 80 sayfalık bu metin, roman ile politik deneme arasında durur; bireysel bir hayatın nasıl sistematik biçimde çökertildiğini, doğrudan siyasal sorumlulara işaret ederek anlatır.


**"Bir Kitabın Ardından: Kim Öldürür Bir İnsanı?"**


Dört aydır bir kitap kurduyla arkadaşlık ediyorum.

Ama öyle sıradan bir okur değil. Kitapları sadece okumuyor, içini açıyor, damarlarını gösteriyor, bana da “bak” diyor “hayat burada akıyor” diye.


Klasiklerin güvenli limanından çekip aldı beni.

Tozlu rafların saygıdeğer yazarlarından değil sadece

kimi çok genç, kimi yıllanmış ama geç keşfedilmiş,

kimi adını hiç duymadığım ama dünyayı sınıfsal bir yerden parçalayan yazarlarla tanıştırdı.


Başta itiraf edeyim: Direndim. Ama çok da belli etmedim. Çünkü insan bazen bildiği dünyadan çıkmak istemez.


Ama o, sabırla, ısrarla, neredeyse inatla okuma alanımı genişletti.


Ve fark ettim ki, bazı insanlar hayatımıza sadece girmez , bakış açımızı değiştirir.


Bu kitap da öyle geldi.


Babamı Kim Öldürdü?, bir roman değil. Bir ağıt da değil. Bu kitap, bir sınıfın yavaş yavaş öldürülmesinin tutanağı.


Edouard Louis, babasını anlatıyor gibi görünür.

Ama aslında bir bedeni nasıl parça parça yok ettiklerini anlatıyor. Yoksullukla, işsizlikle, erkeklik dayatmasıyla, devlet politikalarıyla…


Ve en çarpıcı olan şu: Bu ölüm bir anda olmuyor.

Kurşun yok. Bıçak yok.


Ama var olan şey çok daha sistematik: Yaşamın yavaş yavaş geri çekilmesi.


Bu kitap bana şunu yeniden hatırlattı: İnsanlar sadece nasıl yaşadıklarıyla değil, nasıl yaşamasına izin verilmediğiyle de belirlenir.


Babanın hikayesi, aslında hepimizin bildiği o hikâye:

erken büyüyen çocuklar, sertleşmek zorunda bırakılan erkekler, duygularını kaybetmeden önce susturulan insanlar…


Ama Louis burada durmuyor.İsim veriyor.

Sorumluları gösteriyor. Çünkü bazı kitaplar ne sorumluyu ne çözümü gösteriyor. Louis bunu yapmıyor, sorumluyu da çözümü de işaret ediyor. Hem de çok net bir şekilde. 


Ve o an anlıyorsun: Bu kitap sadece edebiyat değil. Bu yüzden bu kitabı tanıtmak, biraz da şunu söylemek: Bizim hayatlarımız “kader” değil.

Bize böyle anlatılmak isteniyor sadece. Bir hesap sorma biçimi.


Ve belki de bu kitabı asıl değerli kılan şey şu:

İnsanı suçlamadan, sistemi teşhir edebilmek.


Şimdi açık konuşayım. Bu kitabı okurken sadece satırları değil, Hepimizi de düşündüm. Belki de en çok kitabı tavsiye edeni. Çünkü bazı kitaplar tek başına okunmaz. Bazı kitaplar birine , birilerine uzatılır. Ben de bu kitabı ve yazarı sizlere uzatıyorum. 


Ve insan, dünyaya aynı yerden bakabildiği birine kitap verdiğinde aslında şunu söylemiş olur:“Ben seni anlıyorum ve senin de bunu anlayacağını biliyorum.”


Okumanız dileğiyle. Bir kez daha teşekkür ediyorum bu yolda ufkumu genişleten insana

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**