*"ŞİDDET TESADÜF DEĞİL, DÜZENİN ÜRÜNÜDÜR"**

 **"ŞİDDET TESADÜF DEĞİL, DÜZENİN ÜRÜNÜDÜR"**

  

Bu hafta içerisinde yaşadığımız peşpeşe iki şiddet olayı hepimizi çok üzdü. Öldüren çocuk, ölenler çocuk ve öğretmen. Daha çok yeniydi , başka bir okulda yine bir çocuk öğretmenini öldürmüştü. Bu durum okullarda güvenlik sorununu sorgulatmaya başladı. 


Peki ama okullara polis, asker, bekçi, özel güvenlik sokmak sorunu çözecek mi? Bu çok mu doğru bir çözüm olur ? Olaya bu şekilde çözüm üretmek sorunu ortadan kaldırır mı? 


Güvenlikçi politikalar çözüm değil; sorunun kendisini büyüten bir yanılsamadır bence. Böyle bakıyorum bu çözüm tercihine. Belki yanılıyorum ama çözümün bu olmadığı konusunda yine de ustarcıyım. Çünkü sorunun kaynağını ortaya koymadan çözümü bilemezsin. 


Okullara daha fazla kamera koyarak, daha fazla polis yerleştirerek, kapılara turnikeler dikerek bu yangını söndüreceklerini sanıyorlar. Oysa mesele kapının güvenliği değil; o kapıdan içeri giren hayatın nasıl kurulduğudur. Şiddet, metal dedektöründen geçmez diye düşünmek, gerçeği bilerek inkar etmektir.


Bugün okullarda büyüyen şiddet; bireysel sapmaların, “kötü çocuklar”ın değil, çürüyen bir toplumsal düzenin doğrudan sonucudur. Çocukların birbirine yönelttiği öfke, aslında kendilerine dayatılan hayatın geri tepen enerjisidir. Ve bu enerji, bastırıldıkça daha karanlık biçimler alıyor. 


Meseleyi doğru yerden kuralım. Bilimsel ve laik eğitimden uzaklaşan bir sistem, aklı ve eleştiriyi değil itaati üretir. Sorgulamayan, boyun eğen, kaderine razı edilen bireyler yaratılır.


 Okulların tarikat ve cemaat yapılarına terk edilmesi ise eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarır, ideolojik bir denetim alanına dönüştürür. Çocuğun zihni özgürleşmez; kuşatılır.


Eğitimin ticarileştirilmesiyle birlikte okul, eşitlik alanı olmaktan çıkar, piyasanın uzantısı haline gelir. Parası olanın “başarı”ya eriştiği, olmayanın daha baştan elendiği bir yarış düzeni kurulur. Bu düzen çocuklara daha küçük yaşta şunu öğretir: Ya kazanacaksın ya yok olacaksın.


Neoliberalizm tam da burada devreye girer. Dayanışmayı değil rekabeti kutsar. Arkadaşlık yerini rakipliğe, kolektif bilinç yerini yalnızlaşmış bireye bırakır. Herkes kendi hayatının “şirketi” haline getirilir. Başaramayan, sistemin değil kendisinin suçlu olduğuna inandırılır. Bu yalnızlık, bu sıkışmışlık, bu değersizlik duygusu… işte şiddetin mayasıdır.


Bir de üzerine sosyal medya eklenir: Sürekli karşılaştırılan hayatlar, aşağılanma, dışlanma, görünür olma baskısı… Dijital linç kültürü gerçek hayata taşar. 


Çocuklar yalnızca okulda değil, 24 saat süren bir psikolojik savaşın içindedir artık. Dizilerde, filmlerde, haber dilinde şiddet estetize edilir. Silah bir güç sembolü olarak sunulur. Adaletin mahkeme salonlarında değil, namlunun ucunda sağlandığı fikri pompalanır. Devletin adalet mekanizması çöktükçe, mafyatik “adalet” normalleşir. Çocuk bunu görür, öğrenir, içselleştirir.


Ekonomik kriz ise bu tablonun zeminidir. Yoksulluk, güvencesizlik, geleceksizlik… Evdeki gerilim okula taşınır. Açlık, aşağılanma ve umutsuzluk; en hızlı şekilde şiddete dönüşen duygulardır. Çünkü sistem çocuğa bir gelecek sunmaz; sadece hayatta kalma savaşı dayatır.


Ve tüm bunların üstünde, geç kapitalizmin kriz koşullarında yükselen otoriterleşme… yani geç faşizm. Toplumsal sorunları çözmek yerine bastıran, disipline eden, korkuyla yöneten bir siyasal iklim. Bu iklimde şiddet yalnızca tolere edilmez; kimi zaman dolaylı biçimde teşvik edilir. Çünkü korkan toplum daha kolay yönetilir.


Şimdi hep birlikte soralım bakalım. Böyle bir tabloda güvenlikçi politikalar neyi çözer? Hiçbir şeyi

Sadece sonucu bastırır, nedeni büyütür.


Okullara polis koymak, çocukların neden birbirini öldürecek noktaya geldiğini açıklamaz. Tam tersine, okulu daha da bir baskı mekanına çevirir. Şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldırmadan alınan her “güvenlik önlemi”, yangına su değil benzin taşır.


Gerçek çözüm sınıfsaldır. Eğitimin kamusal, eşit, bilimsel ve laik bir zeminde yeniden kurulması gerekir.


Okullar piyasanın ve tarikatların değil, toplumun ortak aklının mekanı olmalıdır. Çocuklara rekabet değil dayanışma öğretilmelidir. Yoksulluk ortadan kaldırılmadan şiddet ortadan kalkmaz. Bugün suç yaşının çocuk yaşlara düştüğünü, ucuz paralarla 16 yaş altı çocuklara mafya tetikçiliği yaptırıldığını da bu ülkede yaşıyoruz. Yani adalet yeniden tesis edilmeden, silahın meşruiyeti kırılmaz.


Bu düzen değişmeden, çocukların kaderi değişmez.

Şiddeti konuşurken cesur olmak zorundayız. Çünkü mesele birkaç “sorunlu genç” değil; doğrudan doğruya bu düzenin kendisidir.


Ve korkmadan açık konuşalım artık. Bu düzen çocukları koruyamaz. Çünkü onları yaralayan, suça teşvik eden, bir çocuktan katil yaratan zaten bu düzenin ta kendisidir.


Düzeni hedefe koymadıktan sonra, insanı bir düzeni düşmeyip uğruna mücadele etmedikten sonra istediğiniz kadar polisi, bekçiyi okulun kapısına köyün, şiddeti yok edemezsiniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**