**"İrade Teslimiyeti ve Demokratik Kriz mi? "**
**"İrade Teslimiyeti ve Demokratik Kriz mi? "**
Adı henüz ortaklaşmasa da yürütülen ve genel kabul ile yeni çözüm süreci olarak adlandırılan bir süreç işliyor. Eski süreçlerden farkı meclis çatısı altında diğer partilerin (İYİP hariç) de katıldığı bir komisyon üzerinden yürümesi.
Bu sürecin sonunun neye varacağı konusunda geniş kesimlerde olumsuz bir görüş varsa da öyle veya böyle barış adına işleyen bir süreç var.
Ortada bir süreç varken eleştirilerin de (olumlu- olumsuz) olması da doğaldır. Kim istemez ki bu ülkede halklar için barışın gerçekleşmesini. Ama görüyoruz ki bu süreç İmralı ile AKP- MHP arasında bir süreç olarak gerçekleşiyor.
Bu durum diğer partileri ve hatta DEM partiyi bile süreçte işlevsiz hale getiriyor. Kısaca Demirtaş'ın "seni başkan yaptırmayacağız" iradesi ortada yok. B Böyle olunca da eleştiriler kaçınılmaz oluyor.
Ayşe Hür, son yazısında DEM Parti’nin “Öcalan irademizdir” söylemine dikkat çekti. Yazı, tekil olaylardan öteye geçen bir tespit içeriyor: partinin bütün siyasetinin bir şahsın mutlak otoritesine bağlanması. Bu, sadece güncel siyasetin değil, aynı zamanda Kürt hareketinin demokratik geleceğinin önüne çekilmiş ciddi bir set.
Marksist açıdan mesele çok daha berrak: İradenin kişileştirilmesi, proletaryanın kolektif örgütlenme ilkesine taban tabana zıttır. Demokratik merkeziyetçilik; fikirlerin özgürce tartışıldığı, kararların ortak alındığı, sonrasında disiplinle uygulandığı bir örgüt kültürünü ifade eder.
“Önderlik irademizdir” denildiğinde, bu mekanizma işlemez hale gelir. Parti bir toplumsal özne olmaktan çıkıp, tek bir kişinin sözleriyle yön belirleyen bir araç haline gelir.
Bu tehlikeyi anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok. İmralı tutanaklarında DEM Parti heyetlerinin birer “not tutucu”dan fazlası olamadığını, eleştiri veya alternatif geliştiremediğini gördük.
Dahası, aynı tavrı partinin çevresindeki “aydın” toplulukta da izliyoruz. Tek seslilik, çoğulculuk iddialarını boşa düşürüyor. Marksizmin çok defa vurguladığı gibi, demokratik hakların olmadığı bir örgütlenme biçimi eninde sonunda otoriterleşmeye mahkûmdur.
Ayşe Hür’ün yazısında bir başka önemli nokta var: devletin rolü. Öcalan’ın görüşmelerini MİT denetiminde yapması, açıklamalarının devlet süzgecinden geçmesi, gerçekte kimin iradesinin kim üzerinde kurulduğunu sorgulatıyor.
Bir halk hareketinin, devletin gözetiminde şekillenen mesajlara koşulsuz bağlanması, bağımsız siyaset değil, esaret siyaseti olur. Marksizm için devlet, sınıf egemenliğinin aracı ve baskı aygıtıdır. Dolayısıyla devletin denetiminde söylenen her söz, halkın değil, hâkim sınıfın çıkarına hizmet eder.
Bütün bunlar, Kürt halkının meşru hak ve taleplerini gölgelememeli. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, Marksizm açısından tartışılmazdır. Kürtlerin demokratik, hatta bağımsız bir devlet kurma hakkı vardır.
Ama bu hak, kişisel otoriteler üzerinden değil, halkın kolektif örgütlü gücüyle savunulabilir. Kitlelerin mücadelesi, liderlerin keyfi talimatlarının ötesine taşındığında gerçek özgürlük ve eşitlik mümkün hale gelir.
Ayşe Hür’ün eleştirisi bu yüzden önemlidir: çünkü hareketin içindeki demokratik boşluğa, özeleştirisizlik kültürüne işaret ediyor.
Eksik kalan yan, bu krizin sınıfsal temellerinin de tartışılmasıdır. Kürt hareketi, köylülük ve küçük burjuvazinin ağırlığıyla şekillendi; bu yüzden sınıf mücadelesinin keskin ilkeleri yerine, “önder kültü” daha kolay kök saldı.
Oysa Kürt işçisiyle Türk işçisinin birleşik mücadelesi, ulusal özgürlüğün de, toplumsal özgürlüğün de tek gerçek yoludur.
Bugün sorulması gereken soru şudur: DEM Parti gerçekten halkın kolektif iradesini mi temsil ediyor, yoksa devletin denetimindeki bir liderin ağzına mı bakıyor?
Bu soruya verilecek yanıt, sadece Kürt hareketinin değil, Türkiye’deki tüm demokratik mücadelelerin geleceğini belirleyecektir.
Ayşe Hür'ün yazısını bir de böyle okuyun. Sınıfsal bir çözüm üretmeyen hiç bir yaklaşım halklar için özgürlük getirmeyeceği çok net ortada. Biz sosyalistler bu ilkenin dışında bir söz söyleyemeyiz.
Kürt ulusal hareketi kendi çıkarları için pragmatist davranabilir. Ama son fotoğraflarda ki kareler sosyalistler için eleştiri konusudur.
Yılların mücadelesi, Kürt yoksullarının mücadelesi, Kürt burjuvazisinin çıkarları uğruna heba mı ediliyor diye sormak da gerekir.
Yorumlar
Yorum Gönder