**"Devlet Büyüğü mü, Sermayenin Büyükleri mi?"**
**"Devlet Büyüğü mü, Sermayenin Büyükleri mi?"**
Can Holding’e yönelik İstanbul Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na devredilen soruşturmada 'kara para aklama', 'kaçakçılık' ve 'dolandırıcılık' suçları kapsamında 10 kişi hakkında gözaltı kararı verilmiş, Kemal Can'ın da aralarında bulunduğu 6 şüpheli tutuklanırken, Can Yayın Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kenan Tekdağ ise ev hapsi şeklindeki adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmıştı.
Geçen pazar soruşturma genişletilerek Ciner Grubu'na uzanmış, “Ciner Medya'nın Can Holding’e satışında örgütsel faaliyetten elde edilen kara para aklandığı” iddiasına yönelik inceleme başlatılmıştı.
Buraya kadar normal bir yolsuzluk soruşturması olarak bakabiliriz. Ne var bunda ortada bir yolsuzluk var ve savcılar görevini yapıyor diyebilirsiniz.
Asıl önemli olan, bizi ilgilendiren tarafı " Ne yaptıysam devlet büyüklerimin isteği ile yaptım" cümlesi. Yani sermayenin bir yerden başka bir yere aktarılması bu büyüklerin isteği ile oluyor. Ve kimse bu olayı sorgulamıyor. Aynı sözü geçmişte bakanlık ve Toki başkanlığı yapan Erdoğan Bayraktar'dan da duymuştuk ve yargı bu söylenenlere kulaklarını tıkamıştı.
İşte konumuz yargının " Kim bu devlet adamları" sorusunu sormaması. Bu soruyu sormayan savcıların bağımsızlığından bahsedilebilir mi? Bu sorular sorulmadıkça bütün bu operasyonlar karanlıkta kalacak, adil olup olmadıkları sorgulanacak.
Can Holding patronu Kemal Can, ifadesinde “Her şeyi devlet büyüklerinin yönlendirmesiyle yaptım” diyor. Bu söz aslında bir itiraf değil, sınıfsal ilişkilerin en yalın ifadesi.
Türkiye’de sermaye birikimi hiçbir zaman “serbest piyasa rekabetiyle” değil, devlet eliyle, siyasi iktidarın yönlendirmesiyle gerçekleşti. Burada devlet büyüğü denen şey, aslında burjuvazinin çıkarları için devleti yöneten siyasal mekanizmadır.
Yargının bu ifadeyi görmezden gelmesi, sınıfsal düzenin bekçiliğini üstlenmesindendir. Bir savcı gerçekten bağımsız olsaydı ilk sorusu “Hangi devlet büyükleri?” olurdu.
Oysa savcılar burada “sermaye sınıfının işlerini denetlemekle görevli” değil, tam tersine onları korumakla yükümlü bir komiser gibi davranıyor. Yargı, burjuvazinin işlerini yürütecek şekilde talimatla işletiliyor.
Türk Telekom’dan Turkcell’e, Doğa Koleji’nden Bilgi Üniversitesi’ne kadar bütün alımlar aynı kalıptan çıkmış: “Üst düzey devlet yetkililerinin yönlendirmesiyle…”.
Yani kamuya, halka, topluma ait değerler, devlet eliyle bir sermaye grubundan diğerine devrediliyor. Bu devrin adı “özelleştirme” değil, sınıfsal servet transferidir.
Halkın yarattığı değerler, halkın alın teriyle kurulan kurumlar, iktidarın elinde sermaye sınıfına paylaştırılıyor.
Kemal Can “Etkin pişmanlıktan faydalanmak istemiyorum” diyor. Çünkü mesele kişisel bir suç değil. Mesele, bir sınıfın devlet eliyle yaratılıp beslenmesi.
O yüzden pişmanlığa gerek yok: Bu, tek tek bireylerin günahı değil, bütün bir sistemin işleyişi. İtirafın sınıfsal anlamı şudur: Türkiye’de burjuvazi, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir sınıf değil, doğrudan devletin yönlendirmesiyle var olan bir parazit sınıftır.
Bugün bu davada gördüğümüz, Türkiye kapitalizminin özüdür: Burjuvazi ile devlet birbirinden ayrı değildir. Devlet, bir “hakem” değil, sermaye sınıfının doğrudan örgütüdür.
Yargının suskunluğu, sermayenin suçlarına ortaklığın kanıtıdır. Bu yüzden mesele yalnızca bir holdingin kara para davası değil; sermaye düzeninin nasıl işlediğinin çıplak bir teşhiridir.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Kurtuluş, sermaye sınıfının kendi kendini temizlemesinden gelmeyecek. Yargının tarafsızlığına güvenerek adalet bulunmayacak. Çünkü adalet, sömürü düzeninin sınırları içinde yoktur.
Gerçek adalet ancak işçi sınıfının kendi gücüne dayanarak kuracağı yeni düzende mümkündür. Bugün patronlarla devletin kol kola yürüttüğü bu yağmaya karşı tek çıkar yol, işçilerin örgütlü mücadelesidir.
İşçi sınıfı kendi birliğini kurmadan, emekçilerin ortak cephesi inşa edilmeden, bu “devlet büyükleri”nin düzeni yıkılamaz.
Bugün çağrı açıktır: Üreten eller birleşsin, bu düzeni ayakta tutan adaletsizliği tarihe gömsün.
Bundan başka kurtuluş yolu yoktur.
Yorumlar
Yorum Gönder