**"Amaçla Yolu Birleştirmek :Haluk Yurtsever’in Çizdiği Devrimci Hat"**
**"Amaçla Yolu Birleştirmek :Haluk Yurtsever’in Çizdiği Devrimci Hat"**
“Amaç ve yol birleşmeden devrim, bir dilekten ibaret kalır.”
Aşağıda Haluk Yurtsever’in son dönem Sendika.Org’daki dört makalesini ;
* “Devrimci bir strateji için komünist yeniden üretim”,
* “Partiden örgütlü bireye özneleşme sorunumuz”,
* “Devrimci durum komünistlerden amaç ve yol bütünlüğü istiyor” ve
* “Amaçla yolu birleştirmek!”
yazılarını çok dikkatlice okuyarak kendimce yorumlamaya çalışarak kaleme aldım.
Bu, Haluk abinin düşünsel hattını ve önerdiği devrimci yönelimi özetlemeye çalışan yazıdır. Çıkarımlarım da yanlış olabilir. Yazıları okuyanlar yorumlarla yardımcı olursa sevinirim. Derdim sadece yazılanları anlamaya çalışmak.
Haluk abinin Sendika.Org’da yayımlanan son dört makalesi, tek tek okunduğunda ayrı başlıklar taşıyor gibi görünse de, aslında hepsi bir bütünün parçaları.
Yurtsever, Türkiye’de ve dünyada içine sıkıştığımız kapitalist düzenin artık kendi sınırlarını aştığını, ama buna karşılık solun hâlâ dağınık, güçsüz ve eski yöntemlere bağlı kaldığını söylüyor.
Ona göre bugün görev, “komünizmi yeniden gerçek bir hareket haline getirmek” , yani yalnızca bir fikir değil, bir toplumsal güç haline getirmek.
Kapitalizm, artık yalnızca sömürü düzeni değil, aynı zamanda hayatın her alanını boğan bir zaman gaspı rejimi. Böyle tarifliyor.
İnsan, emeğiyle birlikte zamanını da kaybediyor. Egemen sınıflar sadece üretim araçlarına değil, ömrümüze de el koyuyor.
Haluk Yurtsever’in Sendika.Org’da yayımlanan son yazı dizisi bu tabloyu bir yerden değil, tam merkezinden kavrıyor: “Amaçla yolu birleştirmek.”
Bu tür verimli yazıları son zamanlarda Sendika. Org ve Evrensel gazetesinde görmek yeniden umudumu yükseltmeye başladı. Bir de bir grup insanın bu konuları tartışması da mutluluk verici.
Gelelim konumuza. Yurtsever, önce sorunu koyuyor: Sol, artık yalnızca ideolojik değil, örgütsel olarak da kendini yeniden üretmek zorunda.
“İdeolojinin emekçi kitleler içinde ikna edici olması, yaratılacak maddi karşı ağırlığa bağlıdır,” diyor.
Komünizm, onun dilinde bir nostalji değil, maddi bir güç olarak yeniden inşa edilmesi gereken bir olgu. Yani hala güncel.
Yapay zekâdan algoritmik üretime uzanan bugünün dünyasında, devrim stratejisi artık yalnızca fabrika işçisine değil; toplumsal proletaryaya dayanmalı: kadınlara, gençlere, dijital emekçilere, doğa savunucularına… Sadece dayandığı koşullar çeşitlendi ve değişikliğe uğradı.
Kısacası, şunu söylüyor:
“Komünizmi yeniden üretmeden devrimci özne yeniden doğmaz.”
Bugünün en büyük krizi, örgütlerin donmuş yapısında. Haluk abinin ikinci yazısı tam buradan konuşuyor: “Partiden örgütlü bireye, özneleşme sorunumuz.”
Ona göre devrim, “buyrukla yürüyen” değil, özgür iradeyle karar alan bireylerin kolektif eylemidir. Özne kollektif bir anlayışa sahip olmalı birilerinin dükkanı olmaktan çıkmalı yani.
“Bu taze, dinç enerjiye inisiyatif ve katkı kanalı açmayan, bu bireylere sürecin eşit faili olma fırsatı tanımayan bürokratik biçimci, üstten buyurgan örgüt yapılarımızın payı büyük,” diyor.
Lenin’in “eylemde birlik, tartışmada özgürlük” ilkesini yeniden hatırlatıyor. Artık devrimci örgüt, emir komuta zinciriyle değil; katılım, şeffaflık ve kolektif akılla işleyecek.
Yani mesele, “partiyi büyütmek” değil, insanı büyütmek. Büyük parti nitelikli kadrolarla donanmamışsa büyüklüğünün bir anlamı yoktur." İnsanı büyütmek” o örgütün içinde yer alan her bireyin bilincini, iradesini, özgürlüğünü büyütmektir.
Haluk yoldaşın üçüncü durağı “Devrimci durum komünistlerden amaç ve yol bütünlüğü istiyor” başlıklı yazı.
Lenin’in klasik tanımıyla konuşuyor:
“Egemenler eskisi gibi yönetemiyor, halk eskisi gibi yaşamak istemiyor.”
Ama fark şu: Bugün bu kriz dünya çapında.
Savaş, iklim felaketi, gelir uçurumu, otoriterleşme... Tüm bunlar bir küresel devrimci duruma işaret ediyor.
Ancak bu durumun devrime dönüşmesi, öznel hazırlığa bağlı.
Yunanistan örneğini hatırlatıyor; 2015’te halk ayağa kalkmıştı ama devrim “görünür bir seçenek” haline gelemedi. Çünkü gerçek iktidar Atina’da değil, Brüksel’deydi.
“Gerçek iktidar Atina’da değil, Brüksel’deydi” derken, Yunanistan’ın siyasi kararlarını kendi başına alamadığını, ekonomik ve siyasi bağımsızlığını kaybetmiş olduğunu söylüyor.
2015’te Syriza iktidara geldi. Halk, kemer sıkma politikalarına karşı ayağa kalktı. Grevler, eylemler, büyük bir halk desteği… Yani “devrimci durum” vardı: Halk eskisi gibi yaşamak istemiyordu. Ama…
Yunan hükümeti, Avrupa Birliği’nin ve özellikle Avrupa Merkez Bankası’nın mali denetimi altındaydı.
Yani ülkenin kasası, bütçesi, kredi akışı, para politikası Brüksel’deki AB kurumları ve Berlin’deki Alman sermayesi tarafından belirleniyordu.
Bu da şu anlama geliyor: Devrimci enerji içerde ne kadar güçlü olursa olsun, eğer sermaye ve iktidar dışarıda, uluslararası merkezlerdeyse, devrimci durum tam bir devrime dönüşemez.
Yani Yurtsever burada ulusal sınırların ötesine bakan bir ders çıkarıyor: Artık devrimler tek ülkede “kapanarak” olamaz. Çünkü kapitalizm de ulusal değil, küresel bir sistem. Bu da bize yeni bir enternasyonal mücadelenin gerekliliğini gösteriyor.
“Hiçbir toplumsal düzen yıkıcıları oluşmadan yıkılmaz,” diyor Yurtsever. Devrimci hazırlık, işte bu “yıkıcıları” yani örgütlü, bilinçli özneyi yaratmakla mümkün. Yeni özne bütün bu yeni durumu iyi tahlil etmiş özne olmalı.
Ve bu yüzden de sonuç şu: Gerçek devrim, Brüksel’deki bankerlerin de, Washington’daki fonların da zincirini kırmadıkça “Atina’daki halkın iradesi” özgür olamaz.
Dizinin son halkası olan yazı, bütün öncekilerin özeti gibi. Eduard Bernstein’ın meşhur sözüne dönüyor:
“Nihai amaç hiçbir şey, hareket her şeydir.”
Ve hemen ardından yanıtını veriyor: “Bu yol çıkmaz sokaktır.”
Haluk abi , “nihai amaçla güncel mücadele arasındaki bağın koparılmasının” solun en büyük zaafı olduğunu söylüyor.
Bu yüzden, devrimci strateji, bugünün taleplerini hem emekçinin geçim sorununa dokunan hem de sistemin temellerini sarsan biçimde kurmalı. Yani bugün asgari ücreti konu etmeli, barınma sorununa en yakıcı şekilde dokunmalı , bunları yaparken bağı sistemin temellerini sarsacak şekilde kurmalı.
Bunun için beş başlık açıyor:
1. Savaşa karşı barış: Silahlanmaya harcanan bütçeyi teşhir et; “kaynak yok” yalanını yırt.
2. Toplumsal cinsiyet eşitliği: Erkek egemenliğini ve sınıf egemenliğini birlikte hedef al; değişimi önce kendi yapında başlat.
3. Ekoloji: Sermayenin “büyüme ideolojisine” karşı doğayı, emeği ve yaşamı savun.
4. Hak ve özgürlükler: Burjuva demokrasisine razı olma; halkın doğrudan eylemini “demokratiklik” olarak tanımla.
5. Asgari ücret: Paraya değil, yaşama odaklan; konut, enerji, ulaşım gibi kullanım değerlerini kamusal hak olarak savun.
Bu beş başlık, Haluk abinin “amaçla yolu birleştirme” çağrısının pratik haritasıdır.
Ona göre Devrim,bir yeniden doğuş sanatıdır
Haluk Yurtsever’in çizdiği yol berrak: Teori, çağı yakalamalı. Özne, parti değil, örgütlü insan olmalı.
Mücadele, günlük taleplerle nihai hedefi aynı hatta buluşturmalı.
“Amaçla yolu birleştirmek, düşünceyle eylemi, devrimle yaşamı birleştirmektir.”
Bugünün dünyasında bu çağrıyı hem teorik hem pratik bir görev olarak görüyor. Yurtsever, Marksizm’i yeniden düşünmeye değil; yeniden üretmeye çağırıyor. Ve o çağrının altındaki imza, bir hatırlatma gibi:
“Hiçbir toplumsal düzen, yıkıcıları oluşmadan yıkılmaz.”
Ne dersiniz? Tartışmaya devam mı?
Bence bu seri yazılar dikkatlice okunmalı.
Yorumlar
Yorum Gönder