**"Erilliğimizi Sorgulamadan 8 Mart’ın Anlamı Yok"**
**"Erilliğimizi Sorgulamadan 8 Mart’ın Anlamı Yok"**
Bu sorgulamayı 54 yaşındayım yıllar içerisinde elbette yaptım. Ama emin olun kendini sosyalist/ komünist olarak tanımlayan ben kendi adıma söylüyorum tabi bu yıllar içerisinde çok da yapmadım. Sayısı üçtür, beştir.
Ben bir anne dört kızkardeş ile büyüdüm. Sonradan evlendim bir de kızım oldu. Yani hep kadınlar içinde büyüdüm, geliştim.Yaşadığımız toplum , feodal yapılar beni o evlerde bir erkek yaptı. Çünkü bu arkaik ilşkiler içinde öyle olmalıydım. Evin sahibi, evdeki kadınların yanında bulunması gereken bir eril kişi.
Yine de bu toplumun tüm sömürü çarklarına bütün bu ilişkiler içerisinde bir karşı duruş gösterek emekten yana mücadele eden, toplumu değiştirip, dönüştürmeyi düşünen sosyalist düşünce yapısına sahip olmayı becerebildim.
Ama hepsi bu, bir türlü bu egemen düzenin tüm çarklarını kırıp onun dışına çıkamadım. Kırdıklsrım oldu kıramadıklarım daha fazlaydı.
Özellikle son 1 aydır yaşadıklarım, sevdiğim kadına, sevdiğim kadınlara yaşattıklarım bu çarkların eseriydi.
Bu yüzden bugün burada yazacağım yazı ile 8 Mart güzellemesinde bulunup kendimi tatmin edip kadınlara karşı görevini yapmanın huzuru içinde olmayacağım. Bu onlara bir özür yazısı ve özeleştiri olacak.
Her yıl 8 Mart geldiğinde, kadınların mücadelesini selamlayan süslü cümleler, sosyal medyada paylaşılan mesajlar, çiçekler ve temsili destek gösterileri havada uçuşur.
Fakat biz erkekler, bu düzenin bir parçası olarak, gerçekten neyi kutladığımızı hiç sorguluyor muyuz? Erkek egemenliğinin gölgesinde sıkışmış bir dünyada, kadınların direnişini yalnızca bir günlüğüne hatırlamanın, kendi iktidarımızı ve ayrıcalıklarımızı sorgulamadan dayanışmadan bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur.
Bu düzenin devamlılığını sağlayan bizleriz. Annelerimizi kutsarken onlara biçtiğimiz rolü hiç düşündük mü? Sevdiğimiz kadınları sahiplenirken, aşkın içindeki gizli tahakküm mekanizmalarını fark ettik mi?
Kız çocuklarımızı büyütürken, onların önüne koyduğumuz görünmez sınırların farkına vardık mı? Kendi hayatlarımızın içinde, kadınların yaşamlarını nasıl şekillendirdiğimizi, hangi engelleri koyduğumuzu, hangi hakları verdik/vermediğimizi düşündük mü?
Eril düzen, sadece kaba şiddetle değil, geleneklerle, töreyle, dinle, hukukla, iş hayatında kurulan hiyerarşilerle ve en önemlisi, erkeklerin gündelik hayatlarında inşa ettiği iktidar ilişkileriyle sürüyor.
Kadınlar sokakta öldürülüyorsa, işyerlerinde mobbinge maruz kalıyorsa, ekonomik güvencesizlik içinde hayatta kalmaya çalışıyorsa, bunların her biri doğrudan veya dolaylı olarak biz erkeklerin yarattığı düzenin sonucudur.
Bu yüzden 8 Mart’ta yapılması gereken, yalnızca kadın mücadelesine dışarıdan alkış tutmak değil, erkekliğimizi, iktidarımızı ve payımıza düşen sorumluluğu sorgulamaktır.
Yalnızca bir gün değil, her gün… Kadınların mücadelesinin yanında durmak, önce kendi kurduğumuz tahakküm mekanizmalarını yıkmaktan geçer.
Bunun için de önce her birimizin, hayatımızda var olan kadınlardan özür dilemesi gerekiyor. Çünkü bu mücadelede en büyük devrim, önce kendimizi değiştirmekten geçiyor.
Buradan bütün bunları yapamadığımız için, yapamadığım için, bu toplumun, bu düzenin eril bir ferdi olarak kendimi drğiştiremediğimm için önce hayatımda ki sevdiğim kadından,hayatımda ki diğer kadınlardan ve tüm kadınlardan ÖZÜR DİLİYORUM.
Bakın bunu yine burada yapabildim. Belki de bu özrü onlardan meydanlarda kurulan kürsülerden dilemek gerekiyor. O zaman anlamını bulır belki
Yorumlar
Yorum Gönder