**"Düşlerimdeki İzler"**

 **"Düşlerimdeki İzler"**


Gecenin en kör saatinde, rüzgârın sokak lambalarına fısıldadığı eski hikâyeleri dinliyorum. Bir çocuğun göğsünde büyüyen ilk korkuları, avuçlarına sığmayan hayalleri, çatlamış dizlerinde biriken maceraları düşünüyorum.


 Bir zamanlar ben de o çocuktum. Bazen yoksulluk kadar katı, bazen bir kuşun göğsünde titreyen kadar narin…


Çocukluk, bir izdir. Kalbinin en hassas köşesine yapışan, çıkarmaya çalıştıkça daha derine işleyen… Üzerine ne kadar yürürsen yürü, izi silinmez. 


Ve ben yürüdüm. Yollara düştüm. Kimi zaman kentin arka sokaklarında, kimi zaman umudun en yüksek sesle haykırıldığı meydanlarda… Şiir okuyan bir çocukken, slogan atan bir gence, sonra kaybettiği dostlarının adını fısıldayan bir adama dönüştüm.


Hatıralarımın içinden geçiyorum şimdi.


Bir kış günü, annemin yamalı paltosunun cebine saklanmış ellerim, babamın yıllarca ekmeği nasıl zar zor kazandığını anlatan sesi… 


O ses, yıllar sonra bir barikatın ardında yankılandı zihnimde. "Dik dur, oğlum!" diye mırıldandım kendi kendime. O sesle birlikte direnişin rüzgârına savruldum.


Bazı isimler bellekte değil, kalpte yaşar. Kaybettiğim yoldaşlarımın isimleri, eski defterlerin satır aralarında değil, gecenin en sessiz anlarında nabzımın attığı yerde duruyor. 


Birinin gözleri yağmur kadar berraktı, diğerinin sesi gür bir nehir gibi çağlardı. Birisi, "Bu kış uzun sürmez, baharı göreceğiz!" demişti. O bahar geldi mi, bilmiyorum. Ama her bahar, yaprakları arasında onların soluk izlerini taşıyor.


Ve yollar… Ayrıldığım yollar, ardımda bıraktığım arkadaşlar, yarım kalmış konuşmalar, tamamlanamamış vedalar… İnsan en çok, söyleyemedikleriyle yaşlanırmış. 


Sokaklar, otobüs durakları, afişler ve sloganlarla büyüttüğümüz düşler… Bazen bir kahkahanın içinde kaybolan, bazen bir ihanetle paramparça olan…


Sevdalarım da izler bıraktı. Kimi bir mektubun içinde, kimi bir vedanın sarsıcı sessizliğinde. Bazıları, devrimden daha devrimcidir. Bazıları, kavgadan daha yıkıcı… 


Kalbimi en çok, içimde yankılanan bir kahkaha kırdı. En güzel aşkı, en güzel şairler anlatamaz. Bazen bir parkta el ele oturan iki genç anlatır, bazen bir mahkeme salonunda birbirine son kez bakan gözler…


Gözlerim, düşlerimdeki izleri takip ediyor. Her biri, beni ben yapan parçalar… Kaygılarım, korkularım, zaferlerim ve kayıplarım… Ve ironisi şu ki, o izleri takip ettikçe kendimi değil, hep geçmişi buluyorum. Bir çocukluk gölgesi, bir meydan yankısı, bir dostun unutulmaz kahkahası…


Düşlerime baktıkça anlıyorum: Biz, geride bıraktığımız izlerin toplamıyız. Ve ben hâlâ, rüzgârın fısıldadığı hikâyeleri dinliyorum…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**