**"Hegemonya Savaşı, Kapitalizmin Krizi ve İşçi Sınıfı: Yeni Bir Düzen Mümkün mü?"**
**"Hegemonya Savaşı, Kapitalizmin Krizi ve İşçi Sınıfı: Yeni Bir Düzen Mümkün mü?"**
Duvar gazetesinde Haluk Yurtsever' in hegemonya ve dünyada yeni düzen arayışları, savaşın sesleri ile ilgili yazısı uzun zamandır üzerinde düşündüğüm şirketler ve onların güdümünde ki devletlerin krizi aşmak için artık bir savaşa ihtiyaçlarının olduğu olgusu üzerine beni tamamlayan, eksiklerimi gideren bir yazı oldu.
Bu yazıya ülkemizi ve adına barış denilen, Kürtlerle yeniden bir araya gelmeyi gerektiren sebep bu olabilir mi sorgulsmasını eklemek istedim. Ve biz sosyalistlere de bu durum yol açabilir mi diye bir düşünce fırtınası içine girdim. Ve bu düşünceleri, Duvar'da ki bu yazı üzerinden şekillendirmek istedim.
Kapitalizmin krizleri, yalnızca ekonomik daralmalar ve hegemonya mücadeleleriyle sınırlı değildir; aynı zamanda yeni bir toplumsal düzenin olanaklarını da içinde barındırır.
Bugün dünya, emperyalist güç merkezlerinin yeniden şekillendiği, devletlerin küresel sermaye tarafından yönlendirildiği ve işçi sınıfının giderek yoksullaştırıldığı bir dönemin eşiğinde.
Ancak bu yıkım süreci, aynı zamanda yeni bir dünya düzeni için mücadeleye de zemin hazırlayabilir mi?
Hegemonya Krizi: Savaşın Eşiğinde Bir Dünya
ABD’nin uzun süredir sürdürdüğü küresel hegemonya, Çin’in ekonomik yükselişi, Avrupa’nın ABD’den bağımsızlaşma hamleleri ve Rusya’nın küresel arenada yeniden güç kazanma çabalarıyla büyük bir sarsıntı geçiriyor.
ABD, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesine odaklanarak Çin’i dengelemek isterken, Avrupa üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başladı. Avrupa, ilk kez ABD hegemonyasından çıkmayı ve kendi başına küresel bir güç merkezi olmayı hedeflediğini açıkça ortaya koyuyor.
Almanya ve Fransa, askeri kapasitelerini hızla artırırken, AB’nin savaş ve silahlanma için ayırdığı bütçe 180 milyar euroyu aşmış durumda.
Bu tablo, kapitalizmin krizlerini savaşla çözme eğiliminin bir göstergesidir. Sermaye birikiminin durduğu, kâr oranlarının düştüğü ve toplumsal hoşnutsuzluğun arttığı her dönemde olduğu gibi, kapitalist devletler, halkları savaşlara sürükleyerek sistemin devamlılığını sağlamaya çalışıyor.
Türkiye’nin Pozisyonu: Hangi Blokta?
Türkiye, ABD ile gerilimli ilişkilerine rağmen NATO üyesi olarak kalırken, AB ile ekonomik ve askeri ilişkilerini derinleştirme çabasında.
Özellikle Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya’daki jeopolitik hedefleri doğrultusunda, Türkiye Türk Cumhuriyetleri ve Kafkasya’da etkili bir güç olma hayalini sürdürüyor.
Ancak Türkiye'nin bu iddiası, onu büyük güçlerin hegemonya savaşına doğrudan dahil olma riskine de sürüklüyor.
Bu süreçte Kürt meselesinin “barış” adı altında gündeme getirilmesi, Türkiye’nin yeni bir cepheye hazırlanırken arka bahçesini temizleme ihtiyacından kaynaklanıyor olabilir.
Eğer bir barış süreci başlayacaksa, bu gerçekten halkların çıkarına mı olacak, yoksa Türkiye’nin AB ve NATO içindeki yeni askeri pozisyonu için mi planlanıyor?
İşçi Sınıfı ve Yoksullar İçin Yeni Bir Dönem mi?
Bugün yaşananlar, yalnızca devletler arası bir güç mücadelesi değil, aynı zamanda küresel sermaye bloklarının hangi merkezin hegemon olacağını belirlemek için giriştiği bir mücadeledir.
Ancak bu savaşın kazananı ne ABD, ne Çin, ne de Avrupa halkları olacaktır. Kapitalizmin savaş düzeni, işçi sınıfının sırtına daha fazla yük bindirerek krizin faturasını emekçilere ödetmeye çalışacaktır.
Ancak bu kriz, aynı zamanda yeni bir mücadele sürecinin de kapısını aralayabilir. Kapitalizmin çöküş dönemleri, aynı zamanda alternatif sistemlerin doğduğu dönemlerdir.
1917’de Ekim Devrimi, I. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımın içinden çıktı. 1945 sonrası sosyalist blok, II. Dünya Savaşı’nın ardından yükseldi. Bugün de kapitalizmin kendi krizinden çıkmak için savaş dışında bir çözüm üretemediği bir noktada, işçi sınıfının küresel ölçekte örgütlenmesi ve alternatif bir düzen kurması için tarihsel bir fırsat oluşabilir.
Kapitalizmin yarattığı savaş düzeni, ulus devletlerin sınırlarını aşan küresel sermaye hareketleri tarafından belirlenirken, emekçilerin de uluslararası ölçekte örgütlenerek bu sisteme karşı mücadele etmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Küresel işçi hareketleri, sendikalar ve halk hareketleri, bu süreçte yalnızca savaş karşıtı bir tutum almakla yetinemez; aynı zamanda yeni bir ekonomik ve siyasi düzenin inşasını hedeflemelidir.
Bu bağlamda, küresel hegemonya savaşlarının içinde sıkışan ülkeler için iki seçenek var: Ya kapitalist sistemin krizlerini savaşlarla aşmasına izin verecekler, ya da bu krizi emekçilerin lehine çevirecek bir devrimci sürece öncülük edecekler.
Kapitalizmin çöküşü, eğer doğru bir politik örgütlenme ile yönlendirilmezse, yalnızca yeni savaşlara ve daha büyük yıkımlara yol açacaktır.
Yeni Bir Dünya Düzeni Mümkün mü?
Bugün dünya yeni bir savaşın eşiğinde. ABD ve Çin arasındaki ekonomik savaşın sıcak çatışmaya dönüşme ihtimali artarken, Avrupa’nın hızla silahlanması ve Rusya ile Batı arasındaki dengelerin değişmesi, küresel savaş riskini yükseltiyor.
Türkiye’nin bu süreçte bölgesel bir güç olma çabası, onu bu büyük mücadelenin içine çekecek mi, yoksa kendi çıkarlarını koruyarak bir denge politikası mı izleyecek?
Ancak asıl soru şudur: Bu savaşın içinde halklar ve emekçiler için nasıl bir yol açılabilir? Kapitalizmin krizleri, yalnızca sermaye sınıfının değil, işçi sınıfının da kendi kaderini değiştirebileceği tarihsel fırsatlar yaratır.
Eğer işçi sınıfı, savaş ekonomisine karşı barış ve sosyalizm için örgütlü bir mücadeleye girişmezse, kapitalizmin krizi yalnızca daha fazla savaş, yoksulluk ve yıkım anlamına gelecektir.
Bugün, yoksulların bu hegemonya savaşından kendilerine yeni bir yol açabilmeleri için, bu savaşın kendisine karşı örgütlü bir sınıf mücadelesi vermeleri zorunludur.
Kapitalizmin yarattığı krizlerin faturasını ödemek istemeyen emekçiler, dünya genelinde savaş karşıtı, anti-emperyalist ve sosyalist hareketleri güçlendirmek zorundadır.
Kapitalist devletlerin kendi krizlerini savaşla aşmasına izin vermek yerine, bu krizden çıkışın işçi sınıfının lehine olması için örgütlenmek gerekmektedir.
Kapitalizmin savaş düzeni, ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle sarsılabilir ve yeni bir dünya düzeni kurulabilir.
Bugün yaşanan savaşların içinde, alternatif bir düzen kurmanın ve gerçek barışı sağlamanın tek yolu, sermayenin ve devletlerin hegemonyasına karşı küresel işçi mücadelesini büyütmektir.
Başka yolu var mı?
Yorumlar
Yorum Gönder