**"Demokratik Kazanımlardan Devrimci Dönüşüme: Halkın Özneliğinde Bir Gelecek İçin"**
**"Demokratik Kazanımlardan Devrimci Dönüşüme: Halkın Özneliğinde Bir Gelecek İçin"**
Bugün yurtta yaşanan olayların, bir baş kaldırının yaşandığı günlerde, korkuyu silip atan kitlelerin eylemliliklerinin bize açtığı yol üzerine bir değerlendirme yazısı.
Şimdiye kadar bir şey yazmak istemedim. Bu toplumsal muhalefetin bir köpük mü yoksa gerçekten kitlelerin yeter artık demesi mi olduğunu gözlemlemeye çalıştım. Ve bizler nasıl bir yol haritasına sahip olmalıyız bu saatten sonra diye düşüncelerimi bugün yazmaya karar verdim.
Bu hareket CHP' ye bırakılır mı sorusu en önemli soru sanırım. Alanlar bugün CHP' yi de yönetiyor. Peki ne kadar sürecek bu durum?
Türkiye, tarihin hızlandığı bir eşikte duruyor. 31 Mart 2024 yerel seçimleri, sadece bir sandık zaferi değil, rejimi sarsan bir halk iradesi ifadesiydi.
Kürt halkının ve batıdaki seküler-demokrat tabanın birleşik oylarıyla, iktidar çok sayıda belediyeyi kaybetti. Bu sonuç, sadece AKP-MHP iktidarının değil, kurmak istediği rejimin de geleceğini tehdit etti.
İktidar, bu tehdidi iyi gördü ve hemen harekete geçti: Kürt illerine yeniden kayyumlar atandı, İstanbul’un en büyük ilçelerinden Esenyurt başta olmak üzere kent uzlaşısıyla kazanılan belediyelere operasyon başlatıldı.
Ve nihayet, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik siyasi operasyon başlatıldı: Önce diploması iptal edildi, sonra gözaltına alındı. Gerekçeler klasik: "Yolsuzluk", "terör örgütüne yardım". Ancak esas neden açık: İmamoğlu, Erdoğan karşısında halkın birleşebileceği en güçlü adaydı.
Ve daha önemlisi, bu birleşmenin temsilcisi olarak “kent uzlaşısı” adını verdiğimiz fiili halk ittifakının sembolüydü.
Bugün yaşadığımız süreç, sadece İmamoğlu’nun kişisel hikâyesi değil. Bu, halkın özneleştiği her olasılığı bastırmak isteyen bir rejimin refleksidir.
Bu rejim, artık sadece otoriter değil, faşist özellikler gösteren bir yapıdır. Hukuku askıya almış, kurumları ele geçirmiş, muhalefeti bastırmak için şiddeti meşru gören bir olağanüstü hâl düzeni yaratılmıştır. Ve bu düzenin sürmesi, halkın dağınık kalmasına, birleşememesine bağlıdır.
Kent uzlaşısı, görünürde sadece Kürt hareketiyle CHP tabanının stratejik bir işbirliğiydi. Ancak bu işbirliği, Türkiye siyasetinin yapısal gerilimlerini dönüştürme potansiyeli taşıyordu.
Uzun yıllar birbirine mesafeli duran toplumsal kesimler, ortak talepler etrafında birleşmeye başladı: Adalet, eşitlik, demokrasi.
Bu, iktidar açısından ciddi bir tehdit oluşturdu çünkü bu türden bir birleşme, rejimin dayandığı kutuplaştırma siyasetini boşa çıkarıyor, halkın gerçek gündemini öne çıkarıyordu.
İşte bu nedenle, İmamoğlu’nun hedef alınması sadece bir bireyin siyasetten tasfiyesi değil; halkın ortaklaşarak kurduğu zeminlerin tasfiyesidir. İktidar, halkın birleştiği her zemini dağıtmak zorundadır. Çünkü halk, örgütlü ve birlikte hareket ettiğinde, mevcut rejimin meşruiyet zemini hızla çökmektedir.
Ancak bu noktada düzen muhalefetinin sorumluluğunu da göz ardı edemeyiz. CHP ve benzeri partiler, yıllardır sandığı tek mücadele alanı olarak görerek, toplumsal muhalefeti sokağın dışına itmiştir.
Demokratik kitle örgütleriyle bağlar zayıflatılmış, sokak eylemleri kriminalize edilmiştir. Bu da fiili bir halk hareketinin doğmasını engellemiş, muhalefeti “temsilî” sınırlar içine hapsolmaya zorlamıştır.
Oysa bugünün Türkiye’sinde, seçimler dahi artık gerçek bir değişim aracı olmaktan çıkmış durumda. Seçime gidip gidemeyeceğimiz, sandıkların güvenli olup olmayacağı, seçilenlerin görevde kalıp kalamayacağı belirsiz.
Bu koşullarda halkı sandığa çağırmak yeterli değil. Asıl mesele, halkı kendi kaderinin öznesi hâline getirecek bir örgütlülüğü inşa edebilmektir.
Türkiye'de bugün en küçük bir demokratik kazanım — örneğin bir belediye başkanının seçilmesi — bile sistem açısından “devrimci” bir etki yaratmaktadır.
Çünkü rejim o denli kırılgan hâle gelmiştir ki, en küçük çatlak bile sistemin çöküşünü başlatabilecek potansiyele sahiptir. Bu nedenle, demokratik taleplerle yürütülen mücadelelerin kendiliğinden radikalleşme eğilimi vardır. Bu eğilime öncülük edecek olanlar ise sosyalistlerdir, devrimcilerdir.
Sosyalistler, bu sürece hem akıl hem yön kazandırmalıdır. Ama bunu yaparken düzen muhalefetinin kuyruğuna takılmadan, kendi bağımsız programlarıyla halkın mücadele dinamiklerine yön verebilmelidir. Çünkü artık mesele sadece düzeni eleştirmek değil, ona alternatif bir halk iktidarı seçeneği sunmaktır.
Bugün Türkiye’de çok farklı kimliklerden, sınıflardan, inançlardan insanlar aynı baskıya maruz kalıyor: Kürt halkı seçtiği belediye başkanının görevden alınmasıyla karşı karşıya.
Emekçiler geçim derdiyle, gençler geleceksizlikle, kadınlar şiddetle boğuşuyor. Bu toplumsal kesimleri birbirine bağlayan şey kimlik değil; ortak talepler ve ortak mücadele zemini olabilir.
Dolayısıyla önümüzdeki görev şudur: Bu farklı kesimleri, ortak bir demokratik mücadele programı etrafında birleştirmek. Bunun için seçim ittifaklarından fazlası gereklidir.
Mahallede, okulda, fabrikada, meydanda süren küçük direnişleri büyük bir halk hareketine dönüştürmek gerekiyor. İktidarı hedefleyen, halkın gerçek özne olduğu bir program etrafında birleşmiş bir cephe inşa edilmelidir.
Bugün Türkiye’de iki yol açıkça belirmiş durumda: Ya faşist bir olağanüstü hâl rejimi kurumsallaşacak ya da halkların ortak kazanımı olacak demokratik bir dönüşüm yaşanacak.
Bu dönüşüm kendiliğinden gelmeyecek; onu ancak örgütlü, dayanışmacı ve birleşik bir halk hareketi gerçekleştirebilir.
Son dört günde Türkiye’nin dört bir yanında yaşananlar —sokaklarda biriken öfke, meydanlarda yankılanan “Kayyuma hayır!” sesleri, İstanbul’dan Diyarbakır’a halkın adalet ve demokrasi için ayağa kalkışı— bu mücadelenin yalnızca bir gereklilik değil, aynı zamanda bir olanak olduğunu gösterdi.
Halk, iradesine sahip çıkmaya hazır. Bu, sadece Kürt halkının değil, tüm Türkiye halklarının ortak refleksi. Ve bu refleks, bizlere ne kadar güçlü, birleşik ve örgütlü bir muhalefetin elzem olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Bu yüzden artık görevimiz açık: Küçük kazanımlar için verilen mücadeleleri küçümsemeden, bu mücadeleleri büyütmeli, halkın özne olduğu bir siyasal hattı adım adım inşa etmeliyiz. Çünkü çorabın söküğü bir yerden çekildi; şimdi hep birlikte, o ipliği tutmalı ve söküğün ardını getirmeliyiz.
Yorumlar
Yorum Gönder