**"Halkın İradesi, Sarayın Oyuncağı Değildir; Birleşik Mücadele Artık ihtiyaçtır"**
**"Halkın İradesi, Sarayın Oyuncağı Değildir; Birleşik Mücadele Artık ihtiyaçtır"**
Tarih, halkların sessiz kaldığı değil, ayağa kalktığı anlarda değişir. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında yükselen itiraz sesleri, bu düzenin duvarlarında çatlaklar açıyor. Çünkü halk, artık sadece izlemiyor; hesap soruyor.
Fabrikada, okulda, meydanda… Herkes aynı soruyu soruyor: “Daha ne kadar dayanacağız?” Cevap belli: Dayanmak değil, değiştirmek gerek. Bu düzen, emeği, iradeyi ve yaşamı hiçe sayıyor. O halde bu düzen değişmeli.
İstanbul’un göbeğinde bir sabah ansızın, halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, sadece bir siyasi operasyon değil, tek adam rejiminin hukuk tanımazlığının ilanıdır.
Bu rejim, sandıktan çıkan iradeye değil, saraydan çıkan emirlere itaat etmektedir. Oysa İstanbul halkı, 2019’da sadece bir belediye başkanı seçmedi; aynı zamanda “Bu düzen böyle gitmez” dedi. Ve işte o andan itibaren iktidarın gözü, halk iradesine düşman kesildi.
Ama bu ilk değil. 2016’dan bu yana onlarca seçilmiş HDP’li belediye başkanı görevden alındı, yerlerine atanmış valiler, kaymakamlar kayyum olarak getirildi.
Binlerce Kürt siyasetçi tutuklandı, sürgüne zorlandı. Ve tüm bunlar, bir yandan “barış süreci” masallarıyla, bir yandan “yerli ve milli” manipülasyonlarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldı.
Ama Kürt halkı bu oyunu yutmadı. Çünkü bu halk, kardeşliğin kandırmaca değil, eşitlik temelinde kurulması gerektiğini biliyor. Onlarca kez ihanete uğradı ama bir kez daha aldatılmayacak kadar bilinçli bugün.
Barış, sadece silahların susması değil; sömürünün son bulması, kültürel kimliğin tanınması, dilin, iradenin, emeğin özgürleşmesidir. Kürt halkının barış istemi, bu nedenle sahte “çözüm süreçleri”nin çok daha ilerisindedir.
Tüm bunların ortasında üniversiteler kaynıyor. Öğrenciler, sadece barınma ve geçim krizine değil, aynı zamanda biat kültürüne karşı direniyor.
Kayyum rektörlere, polis ablukalarına, burs kesintilerine, gençliğin hayallerini çürütmeye çalışan bu rejime karşı isyan ediyor. Gençlik, yarını değil, bugünü istiyor. Şimdi, burada, eşit bir yaşam istiyor.
Kadınlar sokakta. “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” diye haykıran kadınların sesini bastırmak isteyen iktidar, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkan o zihniyetin arkasına saklanıyor. Ama başaramıyor. Kadınlar, faşizmin en büyük korkusu olmaya devam ediyor.
İşçiler, emekçiler ise artık sabır sınırlarını çoktan aştı. Enflasyon, açlık, yoksulluk, taşeron köleliği derken, milyonlarca emekçi artık sadece geçim derdinde değil, hayatta kalma savaşında.
Grevler yasaklansa da, işçilerin öfkesi yasaklanamıyor. Örgütleniyorlar. Birleşiyorlar. Çünkü bu düzenin çarkları, onların kanıyla dönüyor.
Ve şimdi yapılması gereken açık: halkın demokratik ve meşru tepkilerini örgütlemek, birleşik bir muhalefet hareketini hayata geçirmektir.
Bu sadece bir “seçim ittifakı” değil; bir sınıf ittifakıdır. Ezilen halkların, kadınların, gençlerin, işçilerin, Kürtlerin ve tüm toplumsal muhalefet dinamiklerinin birleşik hattıdır.
Sandıkla sınırlı olmayan, sokakta, kampüste, fabrikada kurulacak bir halk cephesidir bu.
Hatırlayalım: Tayyip Erdoğan yıllar önce, "Demokrasi bizim için bir araçtır, amaç değil" demişti. Ve bugün, o sözün pratiğiyle yaşıyoruz.
Seçimler kazanılsa da, halk kaybediyor. Çünkü bu rejim, her kurumu kendi çıkarına göre yeniden şekillendirdi. Anayasa bir kâğıt parçasına döndü, yargı iktidarın sopası oldu, medya saray bültenine çevrildi. Böyle bir ortamda gerçek demokrasi ancak ve ancak halkın örgütlü gücüyle mümkündür.
Bu nedenle bugün atılacak her adım, sadece iktidarı değil, onun kurduğu bu sömürü düzenini de hedef almalıdır.
Çözüm; genel grevdir, genel direniştir. Çözüm; tabandan örülen halk meclisleridir. Çözüm; barışa, eşitliğe, özgürlüğe susamış milyonların ortak sesidir.
Bu düzen değişecek. Değiştirmek için sadece istemek yetmez ; örgütlenmek gerekiyor. Mahallede, okulda, iş yerinde, sokakta, her yerde, her alanda.
Yorumlar
Yorum Gönder