**"Barış mı, Burjuva Pazarlığı mı?"*"
**"Barış mı, Burjuva Pazarlığı mı?"*"
(Ulusal Sorunun Emperyalist ve Reformist Tuzaklarından Kurtuluş Yolu)
Türkiye’de yeniden gündeme gelen “barış süreci” tartışmaları, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarıyla yeni bir döneme girmiş görünüyor.
Aynı zamanda Suriye’de Kürt hareketinin Esad sonrası iktidarı devralan HTŞ ile yaptığı anlaşma da Ortadoğu’daki ulusal meselelerin emperyalist güçlerin denetiminde nasıl yeniden şekillendiğini gösteriyor.
Peki, bu gelişmeler gerçekten ezilen halklar için özgürlük mü getiriyor, yoksa Kürt hareketi burjuva siyasetin içine çekilerek sistemle bütünleştirilmeye mi çalışılıyor?
İşte burada yeniden Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkını ( UKKTH) yeniden okumak ve iyi anlamak biz sosyalistlerin önüne bir görev olarak düştü. Çünkü Kürt ulusal hareketinin Ortadoğu'daki süreçte ve Türkiye'de attığı adımlar herkes tarafından farklı şekilde okunuyor. Bu konuda bile ortak bir noktada buluşamadı Türkiye sol hareketi.
Herkes kendi durduğu yerden gelişmeleri değerlendirdi. Bu konuda yeniden Marks'a ve Lenin' e bakarak anladığım kadarıyla yazmak istedim. Yazı tüm eleştiri ve yorumlara açıktır. Yeter ki ortak bir noktada buluşalım.
**Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ve Emperyalist Planlar
Marksizm, ulusların kendi kaderini tayin hakkını (UKKTH) ezilen halkların özgürleşmesi için bir ilke olarak savunur. Ancak bu hak, emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillendiğinde, ezilen halkların özgürlüğüne değil, yeni bir bağımlılık ilişkisine dönüşebilir.
Suriye’de PYD-YPG’nin ABD ile kurduğu ilişki, bu durumun en güncel örneğidir. 2011’de başlayan iç savaş sürecinde Kürt hareketi, BAAS yönetimi tarafından silahlandırılarak kendi bölgelerini koruma yetkisi alırken, kısa sürede ABD’nin desteğini alarak bölgesel bir güç haline geldi.
Ancak bu gelişme, Kürt halkının bağımsız özgürleşme süreci değil, ABD’nin bölgedeki çıkarlarına hizmet eden bir yapı inşa etmesi anlamına geldi. Elbette bugüne kadar ki kantonlardaki örgütlenme de bir kazanımdı.
Bugün Kürtlerin, Esad sonrası iktidarı devralan HTŞ ile anlaşarak varlığını sürdürmesi, ulusal hareketin nasıl bir dönüşüm geçirdiğini gözler önüne seriyor. Çünkü siyasal islamcı, cihadist, devlet aklı olmayan HTŞ ile seküler, demokratik moderniteden bahseden bu iki yapıyı bir araya getiren güç veya anlayış neydi?
Bu tablo, ulusal sorunun emperyalizmle kurulan ilişkiler üzerinden çözülmeye çalışıldığında halkların gerçek özgürlüğüne değil, büyük güçlerin jeopolitik hesaplarına hizmet ettiğini gösteriyor.
** Türkiye’de Barış Süreci: Gerçek Çözüm mü, Reformist Tuzak mı?
Türkiye’de yeniden başlatılmaya çalışılan “barış süreci”, devletin Kürt hareketini pasifize etme ve burjuva siyasete entegre etme stratejisinin bir parçası olarak görülmelidir.
PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakıp demokratik siyaset içinde yer alması, Kürt emekçilerinin sınıfsal mücadeleden uzaklaştırılması ve düzen siyaseti içine çekilmesiyle sonuçlanabilir.
E yani barış olmasın mı diyorsun diye soracaksınız burada. Barış, elbette halklar için değerlidir; ancak gerçek bir barış, halkların sömürüden, baskıdan ve eşitsizlikten kurtulmasını da içermelidir.
Eğer bu süreç, Türk ve Kürt işçileri arasındaki sınıf dayanışmasını güçlendirecek ve sosyalist mücadeleye yeni bir alan açacak şekilde gelişirse, bu olumlu bir gelişme olabilir.
Ancak eğer bu süreç, yalnızca Kürt burjuvazisinin ve yerel yönetici elitlerin sisteme entegre edilmesiyle sınırlı kalırsa, halkın gerçek haklarını garanti altına almaktan çok uzak kalacaktır.
Bugün Bahçeli’nin “barış süreci” söyleminin arkasında, Kürt hareketinin siyasal alanda zayıflatılması ve mücadele dinamiklerinin törpülenmesi amacı olduğu açıktır.
PKK’nin demokratik mücadeleye yönelmesi, eğer burjuva düzenin sınırlarını aşamazsa, yani bu silahların susması ulusal hareketi sosyalist hareket ile buluşturamazsa işçi sınıfı açısından bir kazanım sağlamayacaktır.
** Sosyalistlerin Tavrı Ne Olmalı?
Bugün sosyalistlerin temel görevi, ulusal sorunun emperyalizmin ve burjuva siyasetin sınırları içinde çözülmesine karşı ulusal hareketi sınıf hareketi buluşturabilecek adımları atabilmek ve işçi sınıfının bağımsız devrimci hattını inşa etmektir.
Böyle bir güçlü sınıf hareketi olmadığı için en azından bunu yüksek sesle dillendirmek ve Kürt halkına asıl özgürlük mücadelesinin şimdi başladığını anlatabilmektir.
Suriye’de PYD-YPG’nin ABD’ye bağımlı hale gelmesi, Kürt halkı için gerçek bir özgürlük değil, emperyalistlerin denetiminde bir statü kazanma anlamına gelir.
Türkiye’de yürütülen barış süreci de işçi sınıfı mücadelesini güçlendirmediği sürece, Kürt hareketinin burjuva düzenin içine çekilmesine hizmet edecektir.
Sosyalistlerin görevi, ulusal sorunu sınıf mücadelesiyle birleştirmek ve burjuva düzenin sunduğu sahte çözümleri teşhir etmektir.
Eğer Türkiye’de barış süreci, Kürt emekçileri için yeni bir örgütlenme alanı açarsa, sosyalistler bu alanı değerlendirerek işçi sınıfı mücadelesinin güçlenmesi için kullanmalıdır.
Ancak eğer bu süreç, sadece Kürt burjuvazisinin sisteme entegre edilmesi ve PKK’nin tasfiye edilmesi üzerine kuruluyorsa, sosyalistler süreci teşhir ederek gerçek bir devrimci alternatifi inşa etmelidir.
** Ulusal Mücadele, Sınıf Mücadelesiyle Birleştirilmelidir
Bugün hem Suriye’de hem Türkiye’de Kürt hareketi, ulusların kendi kaderini tayin hakkını burjuva reformist çizgide ele alma riskiyle karşı karşıyadır.
PYD-YPG’nin emperyalist güçlere bağımlılığı, Suriye’de Kürt halkının geleceğini tehlikeye atarken, Türkiye’de yürütülen barış süreci de Kürt hareketinin devrimci dinamiklerini zayıflatmaktadır.
Marksistler için çözüm, ne emperyalist destekli Kürt burjuvazisini savunmak ne de ulusal sorunu tamamen reddetmektir.
Çözüm, ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunurken, işçi sınıfının bağımsız devrimci hattını güçlendirmektir. Marksizm-Leninizm, ulusların kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz destekler, ancak her ayrılma veya her barış sürecinin devrimci bir kazanım olup olmadığını sorgular.
Bugün yapılması gereken, Kürt hareketinin emperyalizmin denetiminde sisteme entegre olmasını engellemek ve barış sürecini sınıf mücadelesi için bir fırsata çevirmektir.
Türkiye’de Kürt ve Türk işçilerinin birleşik devrimci mücadelesi, Suriye’de ise emperyalizme ve gerici siyasal İslamcı güçlere karşı gerçek bir halk dayanışması yaratmak, ezilen halkların tek kurtuluş yoludur.
Yorumlar
Yorum Gönder