**"YAZININ TARİHİ – Harflerin Sessiz Serüveni Steven Roger Fischer’ın ardından bir okuma yolculuğu"**

 Arada okuduğum beğendiğim, beni etkileyen kitapları da yazmak istiyorum. İşte bunlardan biri daha... 


**"YAZININ TARİHİ – Harflerin Sessiz Serüveni

Steven Roger Fischer’ın ardından bir okuma yolculuğu"**


"Yazı, yalnızca sesi kaydetmez. O, bir kültürün suskunluklarını da yazar. Ve bazen bir sessizlik, yüzlerce kelimenin önüne geçer."


Bir kitabevi'nde kitaplara bakarken ( D&R değil tabi) kitabevinin tozlu rafları diye başlamak isterdim. Kitaplarla dolu tozlu rafları severim çünkü. O raflar beni başka bir dünyaya götürür. 


İşte onlardan birinde gözüm, sade kapağına rağmen içine çağıran iki kitaba takıldı: Yazının Tarihi ve Dilin Tarihi. İsimleri  bile yeterince merak uyandırıcıydı. Sanki gizemli bir yolculuğun kapısını aralıyorlardı. Ne ses vardı ne renk; sadece harfler, şekiller ve izler. Ama ben biliyordum: Her iz bir hikâye saklıyordu içinde. 


Dilin tarihini daha önce yazmıştım. Bugün dün bitirdiğim Yazının Tarihi ' ni de yazmak istedim dostlarım için. 


Okumaya başladığımda, kendimi binlerce yıl önce Sümer ovasında, çiviyle kil tablete şekiller kazıyan bir kâtibin yanında buldum.


 Sonra birden, papirüs ruloları arasında dolaşan bir Mısırlı rahip oldum, Çin’in mistik tapınaklarında ideogramları işleyen bir bilge, ya da kayaların üzerine şekiller oyan bir Maya kadını… 


Yazı yalnızca insanın kendini ifade etme biçimi değildi; hafızanın cisme dönüşmüş hâliydi.


Steven Roger Fischer, yazının tarihini kuru bir kronolojiyle değil, insanın hikâyesiyle birlikte anlatıyor. 


Yazı, bir ihtiyaçtan çok bir iktidar aracı olarak doğuyor. İlk defterler, dualar ya da şiirler için değil; vergileri toplamak, toprakları saymak, efendilere itaatin kaydını tutmak için yazılıyor. Harfler önce devletle tanışıyor, sonra halkla.


Ama bu öyküde büyülü bir şey var: Her toplum yazıyı kendi ruhuna göre biçimlendiriyor. Çin’de yazı, bir estetik mesele oluyor. Yunan’da felsefenin taşıyıcısı, Orta Doğu’da kutsal kitapların dili... 


Fischer tüm bu evreleri büyük bir sabırla, sanki bir arkeolog hassasiyetiyle kazıyor. Her satırda bir katman daha açılıyor insanlık tarihinden.


Ben bu kitabı sadece bilgi edinmek için değil, bir tür zaman yolculuğuna çıkmak için okudum. Her harf bana geçmişten bir ses gibi geldi; taşlara kazınmış bir yakarış, bir aşk mektubu, bir mahkeme tutanağı ya da bir halkın sessiz çığlığı... 


Yazının tarihini okumak, aslında insanın kendini nasıl anlatmaya çalıştığının tarihini okumak gibi.


Bitirdiğimde elimde bir sürü bilgi değil, zihnimde yankılanan bir sessizlik vardı. Yazının icadıyla birlikte insan, yalnızca konuşmakla kalmadı; düşünmeye, kaydetmeye, unutmamaya başladı. 


Okumaya başladıktan sonra ne zaman bir kitap açsam, o ilk çivi yazılarından bugünün ekranlarına kadar uzanan o büyük hikâyenin bir parçası olduğumu hissediyorum.


Eğer yazıya, dile, uygarlığa dair merakınız varsa bu kitap sizi  çağırıyor. Sessizce. Çünkü yazının tarihi aslında bizim tarihimiz. Ve belki de en kadim, en derin hikâyemiz.


Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**