**"Kül ve Umut"**

 Bir deneme daha 

Yaşadığımız hayat üretmemiz için ne kadar çok olay çıkartıyor karşımıza bunu fark ettim. 


Hem kendi yaşantımızdsn, hem tanıklıklarımızdan, hem yaşadığımız ülkeden, dünyadan... 


**"Kül ve Umut"**


Sabahın en karanlık anında uyandı adam. Odada garip bir sessizlik vardı, sanki duvarlar bile nefes almayı unutmuştu. Telefonunun ekranı, gecenin içinden bir bıçak gibi parladı. Gözleri, gelen mesaja kaydı.


"Eşyalarını ve anahtarını bırakıyorum."


Her harf bir hançerdi. İçinde bir şeyler koptu, bir şeyler düştü—adı konulmaz, görünmez, ama yıkıcı. Adam yorganı üzerinden attı, ayaklarını soğuk zemine bastığında bile içindeki yangın sönmedi.


 Ellerini saçlarına götürdü, derin bir nefes aldı ama hava ciğerlerine dolmadı. Sanki dünya tüm oksijenini çekmişti de geriye yalnızca sessizlik kalmıştı.


Kadın gitmişti.


Daha üç gün önce gözlerinin içine öyle bir bakmıştı ki kadın, sanki tüm evren o bakışta yankılanıyordu. O gözlerde sevginin, ihtirasın ve belki de korkunun izleri vardı. Ama şimdi… Şimdi hiçbir şey yoktu.


Zaman durmuştu. Sokaktaki ağaçlar grileşmiş, rüzgârın sesi kesilmişti. Renkler solmuş, güneşin ışıkları sönmüştü. Şehir bomboştu artık, insanlarla dolu olmasına rağmen.


Adam pencereye yürüdü. Aşağıda bir sokak lambası, aydınlanan gün ile son sarı ışığını terk edilmiş kaldırıma döküyordu. Sabahın bu saati içinde bir kedi sessizce süzülüyor, gölgeler arasında kayboluyordu. O kedi bile yalnız değildi. Ama adam… O, hiç olmadığı kadar yalnızdı.


Aşkın böylesine zalim olabileceğini nereden bilebilirdi? Onu bu kadar derinden seven birinin, bir sabah ansızın "gidiyorum" diyebileceğini nasıl tahmin edebilirdi? Dünya acımasızdı, insanlar ise kırılgan. Sevgi, en güçlü olduğunu sandığında bile paramparça olabilirdi.


Bir sandalye çekti, üzerine oturdu. Elleriyle yüzünü kapadı. Düşündü.


Bu ilişki… Yanlışlar, hatalar, suskunluklarla doluydu. Ama sevgi de vardı, en saf haliyle. Belki de fazla saf olduğu için bu kadar kolay kırılmıştı. İnsan geçmişinden kaçabilir miydi gerçekten? Yoksa geçmiş, en beklenmedik anlarda gelip insanın yakasına yapışan bir gölge miydi?


Birlikte yeni bir dünya yaratabilirlerdi belki. Cesaretleri olsaydı, korkularını yenebilselerdi… Ama hayat cesareti olmayanları beklemezdi.


Derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı. Kalbinin içinde bir şey hâlâ atıyordu. Küllerin arasında hâlâ bir kıvılcım vardı.


Aşk bir ateşti, yakardı, tüketirdi. Ama bazen, en derin küllerin içinden bir anka kuşu doğardı.


Ve adam, o an fark etti—umut henüz ölmemişti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**