**"SENDİKACILIKTAN SARAY MÜTEAHHİTLİĞİNE: RANTIN KIRMIZI HALISI"**
**"SENDİKACILIKTAN SARAY MÜTEAHHİTLİĞİNE: RANTIN KIRMIZI HALISI"**
Bir kaç gün önce bir gazetede yandaşlığı açık olan çünkü başkanları bir dönem sonra AKP milletvekilliği ile ödüllendirilen bir memur sendikası ile ilgili bir haber vardı.
Sendika TOKİ'den arsa kapatmış üyelerine ( tabiki en özel üyelerine) bitince 10 milyon gibi satış bedeli plan ama bunu 1 milyona sağlayan bir ranttan bahsediyordu. Projenin bsşında kim vardı? Tabiki bsşkanın oğlu. Şaşırdık mı? Elbette hayır.
Son 20 yılda beşiklerinde iş hayatına başlayıp daha reşit olmadan milyoner olan pek çok siyasetçinin oğlunu gördük. Biz gördük de halkımıza verilen koliler onların görmesine engel oldu.
İşte ülkemizde her alan rant alanı, soygun alanı. Aile talanı içerisinde. Gerçekten emekten yana mücadele eden sendikaları ve onların yılmaz mücadelecilerini bir tarafa koyarak yazıyorum.
Bir zamanlar işçinin hakkını savunmak için kurulan sendikalar vardı. Grev çadırlarında, fabrika önlerinde, meydanlarda…
Ekmek kavgası veren emekçilerin omuz omuza durduğu, patronlara karşı "hakkımızı istiyoruz" diye haykırdığı günler… Şimdi? Şimdi ise patronlara "hisseli tapu mu istiyorsunuz, yoksa tam mülkiyet mi?" diye soran sendikacılar var.
Dostlar, sizlere bu haberi okuduktan sonra büyük bir yanlış anlaşılmayı düzeltmem gerektiğini hissettim. Sendika dediğiniz şey, işçinin hakkını savunan bir örgüt falan değil.
Değil en azından artık. Yeni sendikacılık, emekçinin değil, müteahhidin, rantçının, ihalecinin "sosyal dayanışma" platformu olmuş. Çadırda değil, plazalarda konuşuluyor artık "mücadele.
" El kaldırılıp "greve gidiyoruz" diye karar alınmıyor, WhatsApp grubunda "Abi kaç daire istiyorsun?" diye pazarlık yapılıyor.
Sarı sendikacılık, bir zamanlar patronla işçi arasında köprü olmaya çalıştığını iddia ederdi. Köprü dediysek, tabii ki işçi için değil, patron için.
İşçinin isyanını sönümlendiren, grevleri satıp üç kuruşluk iyileştirme karşılığında mücadelenin ruhunu boğan sendikalar… Ama o zamanlar bile utanırlardı. En azından işçinin karşısına çıkarken yüzleri kızarırdı. Şimdi?
Şimdi utanmaya bile ihtiyaç yok. Eskiden gizli kapaklı yapılan rant paylaşımı, şimdi konferans salonlarında, şatafatlı toplantılarda ilan ediliyor.
Bir sendika, işçisinin ücretini artırmak için değil, TOKİ'den kaç liraya arsa kapatıp üzerine "sosyal konut" kılıfıyla kaç milyonluk villa dikeceğini planlıyor.
Bir zamanlar "kızıl sendikalar" vardı. Şanlı mücadelelerin içinden çıkan, bedel ödeyen, bedel ödeten…
İşçinin alın terinin karşılığını alması için ölümü göze alan, gerçek dayanışmayı inşa eden, iktidarların korkulu rüyası olan sendikalar.
Şimdi onların yerinde "Paraf Yapı Kooperatifi" gibi yapılar var. Üyelerine lüks yazlıklar, göl manzaralı rezidanslar, AVM'li karma projeler sunan "emekçi dostu" yapılar(!).
Bakın dostlar, burada bahsettiğimiz şey öyle "biz de bir sosyal konut yapalım" meselesi değil. "Yoksul işçiye uygun fiyatlı ev satalım" falan da değil.
O işlerin yalan olduğu daha ilk bakışta belli. İş burada çoktan dönüştü. İşin adı sendikacılık ama yapılan şey emlakçılık. Tabelada "emek" yazıyor ama içinde burjuva sefası var.
Bir de, işin trajedisi şu ki, bunlar "sosyal konut" diye bu villaları pazarlarken, gerçek işçi hâlâ kira ödemeye mahkûm.
Sarı sendikacılar, bir yandan patronlarla müteahhitlerle pazarlık yaparken, diğer yandan kendi üyelerini bile soymanın yolunu bulmuşlar.
"Herkese eşit fırsat" diyerek kooperatif kuruyorlar ama "herkes" dediğimiz kesim sadece belli isimlerden oluşuyor.
Kimse kusura bakmasın ama burada yapılan iş resmen emekçiyi dolandırıcılık üzerinden soymanın kurumsallaşmış hali.
Peki, muhalefet ne yapıyor? Çok şey yapıyor, inanılmaz şeyler yapıyor! Öyle ki, duyunca gözleriniz yaşaracak…
İşçiyi gerçekten örgütlemek, sarı sendikaların karşısına militan bir hareket koymak olurdu değil mi yapması gereken. Ama onu yapamıyorlar. Çünkü o düzenin içinde onlar da var.
Çünkü muhalefetin büyük kısmı, düzenin dışına çıkmanın devrim gerektirdiğini biliyor. Ama kimse devrim istemiyor.
Tarih bize ne öğretiyor? Tarih bize diyor ki, yozlaşmış sistemler yıkılmadıkça, kendilerini sonsuza kadar yeniden üretirler.
Bugün ranttan beslenen sendikalar, yarın da orada olacak. Çünkü düzen değişmiyor, sadece aktörler değişiyor. Bir gün "emekçinin hakkını savunan lider" diye çıkan biri, ertesi gün emlak kralı olup çıkıyor.
Ama diyalektik materyalizm bize bir şey daha öğretiyor: Bu çelişkiler birikir, birikir ve en sonunda patlar.
Bugün "sosyal konut" adı altında yapılan bu vurgun, yarın başka bir şekilde işçiyi patlatacak. Çünkü işçi, barınma krizinin içinde kıvranırken, yöneticisi villalarda gününü gün ediyorsa, bu hikâye burada bitmez.
Peki, biz ne yapacağız? Gerçek emekçiler, gerçek sendikacılar, bu düzenin karşısına bir seçenek koymazsa, sarı sendikacılar saray müteahhitlerine dönüşmeye devam edecek.
İşçiler ise bir gün bu rant çarkına ya mecbur olacak, ya da onu parçalayacak. Kendi kızıl sendikalarına kavuşacak. Elbette önce birlikte bir emek mücadelesini örgütleyerek.
Hangisi olacak? İşte onu da tarih yazacak.
Yorumlar
Yorum Gönder