Kayıtlar

Ağustos, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

**"30 AĞUSTOS’A SINIFTAN BAKMAK"**

 **"30 AĞUSTOS’A SINIFTAN BAKMAK"** Bugün 30 Ağustos. Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanmasının 104. yıl dönümü. Cumhuriyetin kuruluşuna giden yolun önemli duraklarından biri. Son yirmi yıldır bu tür günlerin önemi giderek azaltılmaya çalışılsa da 30 Ağustos hâlâ tarihimizde önemli bir yerde duruyor. Ben şöyle bir soruyla başlayayım. 30 Ağustos 1922 büyük bir zafer midir? Şimdi bazıları, “Hayda, memleket karşı devrim sürecinden geçiyor, bunun tartışılacak zamanı mı?” diyebilir. Hatta bu sorunun sorulmasını bile gereksiz bulabilir. Ama bence tam da bugün sormak gerekiyor. Evet, 30 Ağustos büyük bir zafer midir? Şimdi buna cevabı yazının içinde verelim. Anadolu’nun işgaline karşı verilen savaşın en önemli dönüm noktalarından biridir. Büyük Taarruz 26 Ağustos’ta başladı, 30 Ağustos’ta kesin zafer kazanıldı. Ama ben 30 Ağustos’a bakınca sadece komutanları, orduları görmüyorum.  O savaşın yükünü kimlerin taşıdığına bakıyorum. Elbette komutanlar önemlidir. Savaşı yönetmek, sevk ve i...

**"Of’ta Bir Piyano Sesi"**

 **"Of’ta Bir Piyano Sesi"** 26 Ağustos gecesi Of’ta hatika bir şey oldu. Of'ta yıllardır harika işler yapan Of Folklor Derneği bir ilki daha başardı. Önce bunun için bolca alkışı hak ettiler.  Tarikatların, cemaatlerin, din adına konuşanların yıllardır hayatın her alanında kendine yer açtığı bu güzelim ilçemizde , kapalı spor salonu bu kez bir piyano konseri için tıklım tıklım doldu. Bu bir ironi değil arkadaşlar. Of'un yıllardır gizlenmeye çalışılan gerçeğinin tekrar görünür olması.  Piyanist - Besteci Olcay Saral’ın piyanosuna o gece bağlama ve kemençe eşlik etti .Karadeniz’in sesiyle Anadolu’nun ezgileri, piyanonun tuşlarında o kadar güzel buluştu ki birileri uzaktan öfkeyle izledi.  Ama ne oldu o gece, mesela kimse dinden çıkmadı, memleket de elden gitmedi. Tam tersine insanlar dinledi, alkışladı, mutlu oldu. Yıllardır büyük bir özenle, planla gerçekleştirilmeye çalışılan o dinci bir kent yaratma heveslerinin nasıl da olmadığını gördüler.  Belki de üzerinde...

**'"Yapay Zekâ Çağında Marksizm Hala Güncel Mi?"**

 **'"Yapay Zekâ Çağında Marksizm Hala Güncel Mi?"** Sabah saat dokuz civarı, yılların yoldaşlığını taşıdığımız Levent WhatsApp’tan yazdı. İlk sorusu her zamanki gibi aynıydı. “Bugün Trabzon’a gelecek misin? ve gülme emojisi.” Genellikle her sabah 3 isimle güne başlarım. Bunlardan biri de Levent. Diğerleri bende kalsın.  Of’tan Trabzon’a neredeyse her gün gidiyorum. İşin tuhafı şu, orada yan yana geldiğimizde WhatsApp’ta konuştuğumuz kadar bile konuşmuyoruz. Bazen sadece aynı masada oturmak yetiyor. Yılların arkadaşlığı biraz da böyle bir şey galiba, her şeyi anlatmak gerekmiyor. Sonra laf yapay zekâya geldi. Artık hayatımızın ne kadar içine girdiğini konuştuk. Bir taraftan da bu programların söylediklerini sorgulamak gerektiğini. Çünkü bazen öyle yanlış, eksik, hatta anlamsız bilgiler veriyor ki, önüne geleni alıp kullanırsan insanı rezil bile eder.  Ben de Levent’e, yapay zekâdan aldığım bilgileri ayrıca kontrol ettiğimi, daha çok yazılara ve makalelere ulaşmak için ku...

**"ÖNCE GÖRÜNMEZ KIL, SONRA TÜKET."**

 **"ÖNCE GÖRÜNMEZ KIL, SONRA TÜKET."** Sosyal medyada karşıma çıkan bir videoda Carol J. Adams’ın Etin Cinsel Politikası adlı kitabını gördüm. İsmi ilginç geldi. İnternette kitabın konusuna baktım.  Sonra kitapla ilgili yazılmış makaleleri araştırdım. Sabah erken kalktığım için birkaçına takılıp kaldım. Okudukça da mesele ilgimi çekti. Adams’ın en önemli kavramlarından biri “kayıp gönderge.” Bir hayvan sofraya geldiğinde artık hayvan değildir, et, kıyma, biftek, pirzola olur. Canlı olan ortadan kaybolur, geriye tüketilecek ürün kalır. Adams buradan kadın bedenine geçiyor. Özellikle reklamlarda kadın bazen bir insan olarak değil, bedeninin parçalarıyla gösteriliyor. Yüzü, düşüncesi, yaşamı, kişiliği kayboluyor, geriye bacak, göğüs, dudak ya da cinselleştirilmiş bir beden kalıyor. Yani kadın görüntüde var ama insan olarak kadın görünmüyor. Burada kadınla hayvanı aynılaştırmak gibi bir şeyden söz etmiyorum. Zaten Adams’ın asıl derdi de bu değil. Sorduğu soru daha başka: Bir canl...

**"KENT BÜYÜRKEN SANATIN ALANI KÜÇÜLÜYOR"*

 **"KENT BÜYÜRKEN SANATIN ALANI KÜÇÜLÜYOR"** Trabzon son on gündür, Ortahisar’ın Zeytinlik mevkiinde bulunan, geçmişte Vali Konağı olarak kullanılan ve bugün kentin sanat ve edebiyat çevrelerinin ortak hafızasına dönüşen tarihi Sanatevi binasının Valilik tarafından Trabzon Üniversitesi’ne tahsis edilmesini tartışıyor. Mesele yalnızca bir bina tahsisi değil. Asıl mesele, bu kentte sanata, edebiyata ve bağımsız kültürel yaşama ne kadar alan bırakılacağıdır. Bu yüzden yeniden Trabzon’un sanat ve edebiyat hafızasına dair yazılara, eski dergilere, tiyatro topluluklarının tarihine, kültür kurumlarına, bu kentten çıkmış şairlere, yazarlara ve ressamlara baktım. Ve şu sorunun peşine düştüm: Neden Trabzon büyürken sanatın kamusal alanı küçülüyor? Çünkü birbiri ardına alınan kararlara bakıldığında artık bunları birbirinden bağımsız gelişmeler olarak görmek zorlaşıyor. Trabzon yüzyıllardır sanat, edebiyat ve tiyatro üreten bir kent. Oktay Rifat’ın, Yaşar Miraç’ın, Sunay Akın’ın, Orhan P...

**“Bölünme Korkusu Değil, Otoriterleşme Tehlikesi”**

 **“Bölünme Korkusu Değil, Otoriterleşme Tehlikesi”** Bir yasa çıktı kıyamet koptu. Sanki ülke bölündü Kürtler cumhuriyet kurdu. Bir öfkedir gidiyor. Saray hükümetine karşı öfke birden Kürtlere yöneldi. Yeni Parti'ye yöneldi.  Ülke bölündü. Feryat figan. Pkk 'lı teröristler nasıl affedilir? Peki dağdaki terörist denilen insanlara bir güvence verilmeden dönmelerini nasıl sağlayacsksınız? Bunun cevabı itiraz eden kimsede yok. Zaten yasada da af yok. Bu yasaya güvenip kim geri döner bilmiyorum. O da ayrı bir konu.  İşte bu yasa Türkiye'de yeniden anayasa tartıştırıyor. Fakat tartışmanın büyük bölümü yine yanlış yerden kuruluyor: “İlk dört madde değişecek mi, Kürtlere ne verilecek, ülke bölünecek mi?” Bu korku dili, asıl anayasa meselesinin üzerini örtüyor. AKP'nin bugün tek başına ya da kendi iktidarını tahkim edecek bir ortaklıkla yeni anayasa yapması demokratikleşme anlamına gelmez. Çünkü ortada 2017'de merkezileştirilen yürütme yetkilerini dağıtacağı, Meclisi güçle...

**'SEVR KORKUSUYLA KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEZ"**

 **'SEVR KORKUSUYLA KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMEZ"** TBMM’de bugün yapılan görüşmelerde İYİ Parti dışında Meclis’teki partilerin büyük bölümü “çerçeve yasa” olarak bilinen düzenlemeye destek vereceklerini açıkladı. Ancak dikkat çekici olan şu dostlar.  Bu yasaya “evet” diyecek olanların neredeyse hiçbiri, bunun Kürt sorununu çözecek kapsamlı bir demokratikleşme yasası olduğunu söylemiyor. Çünkü AKP-MHP bloğuna güven yok. İktidarın bu süreci gerçekten demokratikleşme amacıyla mı yürüttüğü, yoksa kendi siyasal ihtiyaçları için mi kullandığı konusunda ciddi kuşkular bulunuyor.  Dolayısıyla bugün verilen “evet” açıklamalarını, AKP-MHP politikasına verilmiş bir güvenoyu olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu sürecin en büyük siyasal sıkıntısını ise Yeni Parti yaşıyor. Genel Başkan Özgür Özel, partisinin kurumsal olarak yasaya “evet” diyeceğini ancak milletvekillerinin oy konusunda serbest bırakılacağını açıkladı. Bu tutum özellikle partinin ulusalcı tabanında ciddi tepki yarattı. İt...

**"Kürt Sorunu ‘Hayır’ Diyerek Çözülmez”**

 Kürt Sorunu ‘Hayır’ Diyerek Çözülmez” PKK’nın yaptığı son açıklamayla “Çerçeve Yasa” fiilen boşa düştü. Zaten başından beri bu yasanın gerçek anlamda bir çözüm yasası olmadığı ortadaydı. Asıl sorun ise yasaya karşı çıkanların, meseleyi demokratikleşme ve Kürt halkının hakları üzerinden tartışmaması. Özellikle Yeni Parti çevresindeki itirazlara bakıldığında tartışma, “Bu yasa Kürt halkına ne sunuyor?”, “Demokratikleşmenin önünü açıyor mu?” soruları üzerinden değil; daha çok ulusalcı reflekslerle yürütülüyor: “Terör örgütüyle pazarlık yapılmaz.” “PKK Kürt halkını temsil edemez.” Peki, somut gerçeklik nedir? Bugün Kürt toplumunda karşılığı olan siyasal güçler kimlerdir? Ulusalcı partiler mi? Elbette değil. Kürt seçmenin önemli bir bölümünü temsil eden siyasal yapı DEM Parti’dir; diğer büyük siyasal aktör ise AKP’dir. Hoşumuza gitse de gitmese de siyaset, gerçekliğin üzerinden yapılır. Bir başka öneri de şu: “Referanduma gidelim, halka soralım.” Peki halka daha önce de sorulmad...

**"SENECA’NIN İÇ KALESİ VE MARX’IN SOKAĞI"**

 **"SENECA’NIN İÇ KALESİ VE MARX’IN SOKAĞI"** "İnsan yalnızca kendisini kurtararak özgür olabilir mi?" Bu akşam elimde Seneca’nın “Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine – İnziva Üzerine” adlı kitabı var. Son bir kaç gündür Seneca üzerine yazılmış makaleler okuyorum.  Bu yazılardan bir sohbette bahsederken bir kitap kurdu olan ve son zamanlarda bana değişik kitaplar okutan ,  hayatıma başka bir anlam katan arkadaşım bana bugün Seneca'nın şimdi okuduğum kitabını getirdi. Beni yine çok mutlu etti.  Kitabı okurken bazı cümlelerin altını çizdim,defterime  küçük notlar düştüm, kimi yerde Seneca’ya hak verdim, kimi yerde durup itiraz ettim.  Bu yazı, biraz o çizdiğim satırlardan, biraz aldığım notlardan, biraz da kendi dünya görüşümün Seneca’yla giriştiği tartışmadan çıktı. Biraz da uzun oldu tabi. İki önemli felsefeciyi karşılaştırmsk kolay değil. Bu yüzden bu yazı için biraz anlayış istiyorum.  Sevgili dostlar, baştan söyleyeyim. Seneca’yı bir Marksist olarak okum...

**"Erdem Var Toplumsal Kurtuluş Yok"**

 **"Erdem Var Toplumsal Kurtuluş Yok"** Bugün internette dolaşırken önüme "Seneca"  düştü. Felsefeye az da olsa merakım üzerine onunla ilgili yazılanlara baktım.  Çeşitli platformlarda Seneca'nın felsefi düşüncesi üzerine yazılmış bir kaç makaleye düştü yolum.  * C. Cengiz Çevik — “Seneca’ya Göre Filozofun Avama ve Aktif Politikaya Karşı İdeal Tutumu” * Mahmut Avcı — “Seneca Etiğinde Bilgi, Erdem ve Mutluluk İlişkisi” * Fatma Zehra Pattabanoğlu — “Seneca’da Felsefe ve Ölüm” * Emel Güvenç — “Seneca’nın Tesellileri Ekseninde Modern Bireyin Yaşamına Eleştirel Bir Bakış” Bu makaleleri okudum. Bunlardan edindiğim önemli bilgilerle bir Marksist olarak vardığım sonucu aşağıda özetlemeye çalıştım.  Seneca daha çok insanın var olan sistem içinde bireysel erdemli duruşunu önemser. Toplumsal bir kurtuluş için yol göstermez.  Var olan toplumsal ilişkiler içinde Seneca önemlidir, çünkü insana erdemi, dayanıklılığı, ölçülülüğü ve baskı karşısında içsel sağlamlığı öğretir...

**"Fenerci ve Deniz"**

 **"Fenerci ve Deniz"** Bir zamanlar küçük bir sahil kasabasında fenerci yaşarmış. Her gece denizi aydınlatırmış. Gemiler onun ışığıyla yolunu bulur, fırtınada yolunu kaybetmez, güvenle yol alırmış.  Ama Fenerci yaptığı işin ne deniz ne de yol gösterdiği gemiler tarafından takdir edilmediğine, bir teşekkür bile almadığına üzülürmüş. Ama yine de işini hiç aksatmazmış.  Yine böyle bir akşamda sessizce gemilere yol gösterip, denizi aydınlatırken , deniz birden sessizliğini bozmuş, ona demiş ki: "Fenerci, biliyor musun? sensiz yapamıyorum. Sen olmayınca karanlıkta kalıyorum." Fenerci bu söze çok sevinmiş, çok mutlu olmuş. "Demek ki önemliyim" demiş. Ve ondan sonra her gece daha çok çalışmış, hiç uyumamış. Rüzgar essin, yağmur yağsın, hasta olsun... feneri hiç söndürmemiş. Ama gelin görün ki bir gece fenerci yorulmuş. Sadece 1 saatçik uyuyakalmış. Uyandığında korkuyla feneri yakmış. Paniklemiş, ona güvenenleri zorda mı bırakmış diye çok üzülmüş. "Bir gemi ...

**"OF KİMİN? MANEVİYAT KİMİN TEKELİNDE?"**

 **"OF KİMİN? MANEVİYAT KİMİN TEKELİNDE?"** Of Folklor Derneği 1- 2 Ağustos 2026 tarihlerinde Trabzon'un Of ilçesinde geleneksel hale getirdiği 9.Of Kültür Sanat Festivali'ni büyük bir başarı ile gerçekleştirdi.  Bundan dolayı dernek yönetimi ve aktivistlerine ve festivalin düzenlenmesinde hiç bir desteğini esirgemeyen, maddi ve manevi iş insanı Alaattin İlyas Saral 'a teşekkürlerimi sunuyorum.  Şenliklerden dolayı her yıl olduğu gibi kendilerini Of'un sahibi olarak gören dinci cemaatler yine rahatsızlıklarını bir bildiri ile açıkladılar.  Of Mahmud Efendi Külliyesi tarafından yayımlanan açıklamayı dikkatle okudum. Bu açıklama, yalnızca bir festivalden duyulan rahatsızlığı değil; Of’un kimliğini, kültürünü ve geleceğini belirleme hakkını yalnızca kendilerinde gören bir anlayışı da ortaya koymaktadır. Oysa onlar Of’un bir parçasıdır fakat Of’un sahipleri değildir. Şimdi cevap verelim : “Festival etkinliklerinden duyduğumuz rahatsızlık…” deniliyor. İnsan elbette...