Kayıtlar

Mayıs, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

**"Bir Memleketin Boğazına Düğümlenen Bayram"**

 **"Bir Memleketin Boğazına Düğümlenen Bayram"**  Bugün "Bayram" sevgili dostlar,  Kökünde bolluk ve bereket barındıran, insanların bir araya gelip ortak sevinci ve yaşamı paylaştığı özel zamanı anlatan kadim bir sözcük.  Ama bu ülkenin sokaklarında çok uzun zamandır bayram değil, insanların boğazında düğümlenen bir hayat dolaşıyor. Bir evde emekli maaşı yetmediği için çay daha açık demleniyor. Bir fabrikada işçi, hakkını istediği için kapının önüne konuyor. Bir üniversite gecenin bir yarısı kapatılıyor, ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi açılıyor. Bir genç, diplomasından önce umudunu kaybediyor. Bir çocuk, “meslek öğrensin” diye gönderildiği yerde ucuz işgücüne çevriliyor. Bir kadın, yaşamak için bağırıyor; memleket ise çoğu zaman duymamayı tercih ediyor. Bir anne cezaevi kapısında yaşlanıyor. Bir başka evde faili meçhul bir fotoğraf hala duvarda asılı duruyor. Ve bütün bunların ortasında herkes birbirine “iyi bayramlar” diyor. Oysa bayram dediğin şey biraz da vicd...

**"Bilgi Çağında Cesaretin Çöküşü"**

 **"Bilgi Çağında Cesaretin Çöküşü"** İnsanlığın tarihine şöyle geriye doğru dönüp baktığımızda bir zamanlar insanlar mağaralarda yaşardı. Sonra mağaradan çıktı. Sonra köyler kurdu. Sonra şehirler. İhtiyaçları artıkça  fabrikalar, üniversiteler, laboratuvarlar, uzay istasyonları… Zaman içinde insanlık atomu parçaladı, aya gitti, yapay zekayı  üretti, saniyeler içinde kıtaları birbirine bağladı. Ama bütün bu büyük ilerlemelerin ortasında başka bir şey oldu.  İnsan, bilim ve teknolojide ilerlerken kendi içine çekildi. Bugün elimizde tarihin en gelişmiş teknolojisi var. Ama belki de tarihin en yalnız yaşayan insanı ile karşı karşıyayız maalesef.  Çünkü bilim ve teknoloji insanın araçlarını geliştirir, insanın ruhunu, ahlakını, cesaretini, dayanışma duygusunu otomatik olarak geliştirmez.Hatta bazen tam tersini yapar. Bunun için başka bir şeye ihtiyaç vardır. Gelişirken kendi ürettiği sistemin kölesi, yabancısı oldu. Bir taraftan bilim üretti, bir taraftan köleliğini...

**"Hukukun Çöküşü ve Seçimli Seçimsizlik Rejimi"**

 **"Hukukun Çöküşü ve Seçimli Seçimsizlik Rejimi"** 21 Mayıs 2026’da Türkiye, son 15 yılın en tartışmalı ve hukuksuz yargı müdahalelerinden biriyle daha gündeme geldi. Toplumsal muhalefetin, hukuksuzluklara, ekonomik krize ve adaletsiz uygulamalara karşı son yıllarda etrafında kümelendiği CHP’nin 38. Olağan Kurultayı ile 21. Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada mahkeme, “tedbirli mutlak butlan” kararı verdi. Bu kararla birlikte, kurultayın şaibeli ve hukuken sakat olduğu iddiasıyla iptaline hükmedilmiş oldu. Mahkeme ayrıca Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve kurultay öncesindeki parti organlarının görevlerine devam etmesine karar verdi. Ortaya çıkan tablo yalnızca CHP’nin iç işleyişiyle ilgili bir mesele değildir. Bu karar, Türkiye’de siyasetin ve muhalefetin yargı eliyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı yönündeki tartışmaları daha da büyütmüştür.  Çünkü bir siyasi partinin kongresine ve yönetim iradesine dönük böylesi müdahaleler, yalnızca hukuki değil, aynı zama...

**"Türkiye Solunun Bitmeyen 19 Mayıs Tartışması"**

 **"Türkiye Solunun Bitmeyen 19 Mayıs Tartışması"** Bugün 19 Mayıs. Ve sosyal medyada yine her yıl tekrarlanan o bitmeyen kavga. Bir tarafta, 1. Paylaşım Savaşı sonrası işgal altındaki bir ülkenin Anadolu’da ayağa kalkışını, Cumhuriyetin ve antiemperyalist kurtuluş mücadelesinin başlangıcını görenler var. Cumhuriyetçiler, Kemalistler, yurtseverler için 19 Mayıs, teslimiyete karşı verilen tarihsel bir cevaptır. Diğer tarafta ise Rum sürgünlerinin, Pontos trajedisinin ve devamında Trabzon’da katledilen Mustafa Suphi ve yoldaşlarına uzanan karanlık sürecin başlangıcını hatırlayanlar var. İşte yıllardır aynı kavga burada dönüp duruyor. Aynı cümleler, aynı öfkeler, aynı saflaşmalar. Oysa komünistler artık bu kısır döngünün dışına çıkmak zorundadır. Tarihi birbirine karşı sallanan bir sopa gibi değil, halkların acıları ve mücadeleleriyle birlikte anlamak zorundayız. Türkiye’de komünist hareketin önündeki temel sorunlardan biri, geçmişin bütün tarihsel yaralarını bugünün dar hizip k...

**"Dağ Yolları Kapalı Anne"**

 **"Dağ Yolları Kapalı Anne"** Dağların  üstüne akşam erken iner bizim oralarda. Özellikle sonbaharda. Sis, vadilerin içinden ağır ağır yükselir; sanki yeryüzü yorulmuş da omuzlarına eski bir yorgan çekmiş gibi. O saatlerde insanın içini açıklayamadığı bir hüzün kaplar.  Belki Karadeniz’in kaderidir bu, her şey biraz yarım, biraz eksik, biraz bekleyiş halinde kalır. Annem artık çoğu şeyi unutuyor, karıştırıyor. Zaman onun için tamamen yok olmuş. Bugünü yaşarken geçmişide bugüne taşıyarak yaşıyor. Hayatında sevdiklerinden ölen kimse yok şu an. Annesi, babası, kayınpederi olan amcası, teyze dediği yengesi ( kayınvalidesi) hala hayatta ve geçmişteki sevgiyle yaşıyor onları.  Bazen sabah uyanınca hangi yılda olduğumuzu bilmiyor. Bazen  ölen kız kardeşinin  adıyla sesleniyor kızına,karıştırıyor. Bazen çocukluğunun köyünden anlatırken bir anda kendi annesini mutfaktan seslenecek sanıyor. Ama bir kişiyi hiç unutmuyor: Babamı .  Otuz beş yıl önce öldü babam. T...

**"BEDEN ÜZERİNDEN SİYASETİN ÇÜRÜMESİ"**

 Kadın siyasetçilere yönelik cinsiyetçi linç kampanyaları yalnızca bireylere değil; kadınların kamusal alandaki varlığına, emeğine ve halk iradesine yönelmiş organize bir itibarsızlaştırma düzenidir. Çünkü bu ülkede siyaset, halkın sorunlarını çözme zemini olmaktan çıkıp giderek daha fazla dedikoduya, klik savaşlarına ve ahlak bekçiliğine dönüşüyor. **"BEDEN ÜZERİNDEN SİYASETİN ÇÜRÜMESİ"** Türkiye’de siyaset uzun zamandır fikir üretmiyor. Daha doğrusu fikirle mücadele etmeyi unutmuş durumda. Yerine ima koyuyor, dedikodu koyuyor, özel hayat koyuyor.  Ve ne zaman bir kadın siyasette görünür hale gelse, ne söylediğinden önce nasıl yaşadığı konuşuluyor. Çünkü bu düzenin hafızasında kadın hiçbir zaman tam anlamıyla özne olmadı. Kadın ya korunacak bir “namus” olarak görüldü, ya modernliğin vitrin süsü, ya da rakibi vurmak için kullanılacak bir araç. Türkiye siyasetinin kirli arka odalarında değişmeyen şey tam da budur. Bir erkek siyasetçinin yolsuzluğu konuşulur; bir kadın siyasetç...

**"6 Mayıs: Bir İdamdan Fazlası"**

 **"6 Mayıs: Bir İdamdan Fazlası"** Bugün 6 Mayıs’ı yine Deniz, Yusuf, Hüseyin ve onlarca idam edilen yoldaşımız düştü aklımıza. Bu topraklara fidan olan Denizleri hep darağacının altından anlattılar bize o günleri yaşayanlar ve yazanlar.  Son sözlerden, sloganlardan, mahkeme salonlarından… Oysa belki de Denizleri anlamanın başka bir yolu daha vardı. Onları öldürenlerin neden hâlâ korktuğunu anlatmak. Denizler ip boyunlarında iken bile korkmadı ama onların boğazına ipi geçirenler hâlâ korku ile yaşıyor.  Bazı insanlar ölür ve biter. Bazıları ise öldürüldüğü gün başlar yaşamaya.Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamı yalnızca üç devrimcinin ölümü değildi dostlar, yoldaşlar. Devlet, aslında bir ihtimali astı o sabaha karşı, “Bu ülkenin yoksul çocukları , işçi sınıfı başını kaldırırsa ne olur?” sorusunu boğmaya çalıştı.Asılan bu ihtimaldi.  Ama tarihin ironisi şudur: Bazı idamlar bedeni ortadan kaldırır, fikri büyütür, onu ortadan kaldıramaz.  Düşünseniz...

**"Tarihin Sessiz Yüzü Kan Yoksulluk ve İnsan Onuru"**

 **"Tarihin Sessiz Yüzü Kan Yoksulluk ve İnsan Onuru"** İnsanlığın hikayesi her zaman siyasi, politik ve teorik metinlerle anlatılmaz. Onlar çoğu zaman çerçeveyi çizer ama hayatın kendisi o çerçevenin içinde, sessizce yaşanır. Asıl hikaye, sıradan insanların gündelik mücadelelerinde saklıdır. İşte romanlarda o çerçevenin içi dolmaya başlar, sessiz kalanların, görünmeyenlerin ve hayatın gerçek yükünü taşıyanların hikayesi dile gelir. Bu yüzden dönem romanları benim için sadece edebiyat değil, aynı zamanda bir tanıklık alanıdır.  Çünkü tarih, yukarıdan bakıldığında kararların, kampanyaların ve sloganların diliyle yazılırken, aşağıda, insanların hayatında açlıkla, utançla ve dayanma çabasıyla yaşanır. Yu Hua’nın okuduğum bu ikinci kitabı "Kanını Satan Adamın Hikayesi" de tam olarak böyle bir yerden konuşuyor. Romanın merkezinde, bir işi olmasına rağmen yaşamını sürdürebilmek için kanını satmak zorunda kalan bir işçi vardır. Bu, yalnızca bireysel bir çaresizlik değil; y...