Kayıtlar

Haziran, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

**" Demokratik Mücadelede Taraflaşma Zamanı"** Kürt Siyasi Hareketi Tarafını Net Koymalı

 **" Demokratik Mücadelede Taraflaşma Zamanı"**         Kürt Siyasi Hareketi Tarafını Net Koymalı  İmralı ile AKP - SARAY hükümeti arasında süren barış görüşmeleri 2 yılı geçti. Ama maalesef ortalıkta demokratikleşme adına, Kürtler adına henüz bir gelişme yok. Sadece silahlar sustu, ölümler durdu. Bu tabiki çok önemli. Bu topraklarda yeterki tek bir can savaştan dolayı ölmesin.  Türkiye uzun süredir yalnızca Kürt meselesiyle değil, derinleşen ekonomik krizle, hukuksuzlukla, emek sömürüsüyle ve demokratik hakların aşınmasıyla karşı karşıya.  Bugün milyonlarca işçi, emekçi, emekli, genç ve kadın, hayat pahalılığı ile siyasal baskılar arasında sıkışmış durumda. Böylesi bir tabloda demokrasi mücadelesini yalnızca tek bir başlığa indirgemek, toplumsal muhalefetin ortak zeminini daraltma riski taşıyor. Hatta daraltıyor.  Son dönemde yürütülen çözüm ve diyalog arayışlarının uzaması, kamuoyunda giderek daha fazla soru işareti yaratıyor. Sürecin somut...

**"Deniz'lere Çıkacak Hep Sokaklar"**

 **"Deniz'lere Çıkacak Hep Sokaklar"** Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bu ülkede insanlar artık ekonomik kriz yüzünden topluca sıyırmanın eşiğine gelmiş durumda.  Markete giren kasada şaşırıyor, kirayı ödeyen ayın geri kalanını nasıl çıkaracağını düşünüyor, gençler gelecek kuramıyor, emekliler ay sonunu göremiyor. Hayatın kendisi öyle absürt bir hâl aldı ki, bazen gerçekler en iyi bir komedyenin cümlesinde anlatılıyor. Tam da böyle bir ülkede iktidarın en tahammül edemediği şey ne biliyor musunuz? Kahkaha... Çünkü kahkaha yalnızca güldürmez; düşündürür. Düşündüren insan ise soru sormaya başlar. Deniz Göktaş bir stand up sanatçısı, yani ayak üstü mizah yapıyor. Mizahçının görevi ülkede gördüğü yanlışları ironik bir dille eleştirmek. Deniz'de bunu yaptı. Vay sen misin iktidarı eleştiren, bu ülkenin en tepesinde bulunan ve neredeyse kutsal ilan edilen adamı ki bir kısım insan öyle görüyor, eleştirmek. Senin gibi birinin ne haddine. Derken linç başladı.  Bugün "tek ad...

**"NATO Zirvesinin Gölgesinde Öğretmenlerin Açlık Grevi"**

 **"NATO Zirvesinin Gölgesinde Öğretmenlerin Açlık Grevi"** Ankara'da yaklaşık 1 aydır bir direniş sürüyor. Bunun son 15 günü öğretmenler tarafından açlık grevine dönüştürülmüş durumda ve sağlık sorunları yaşanmaya başlandı. AKP- Saray hükümeti her zamanki gibi sorunu çözmek yerine eylemi bitirmek için sadece zor kullanmayı ve madencilere yaptığı gibi oyalamayı tercih ediyor.  Atanmayan mülakat mağduru öğretmenler adalet, Özel sektör öğretmenleri ise hak ettikleri ücret, güvenceli çalışma koşulları ve insanca yaşam talebiyle sokakta, açlık grevindeler. Fakat ülkenin gündeminde onların sesi yok. Emekçinin, işçinin sesini hiç bir zaman duymayan Saray kulağının üzerine yatmış durumda.  Sadece hükümet mi? Her akşam ekranlardan ne kadar çok büyütüğümüzü ballandıra ballandıra anlatan, 6000 km lik füze yaptığımızla övünen yandaş tv'lerin bol dolarla beslenen kadrolu yorumcuları da yurttaşın hiç bir sorununu görmediği gibi bunu da görmüyorlar.  Bütün dertleri şu sıralar An...

**"Hastalık: İnsanın Kendi İçinde Tuttuğu Yas"**

 **"Hastalık: İnsanın Kendi İçinde Tuttuğu Yas"** Uzun zamandır migren ağrılarıyla mücadele eden, çok sevdiğim benim için özel birinin sesiyle başladım o sabaha. Telefonun diğer ucunda yorgun, bezgin ama hâlâ direnen bir ses vardı. "Yine baş ağrısıyla uyandım," dedi. "İyice bıktım. Ağrısız bir hayat nasıl bir şeydi, neredeyse unuttum." Cümle bitti ama bende uzun süre yankılanmaya devam etti. Her zamanki mekânım olan sanayi çay ocağına gitmiştim. Çayın buharı yükseliyor, ustalar, çıraklar, dostlar gündelik hayatın telaşı içinde sohbet ediyordu. Ben ise o kalabalığın içinde başka bir düşünceye dalmıştım. Çünkü onu aylardır bir doktora gitmesi için ikna edemiyordum. Baş ağrısını erteliyor, "Geçer." diyordu. Oysa ben her geçen gün yaşam kalitesinin biraz daha elinden kayıp gittiğini görüyordum. Tam "Ne yapabilirim?" diye düşünürken doktor olan kuzenim çay ocağından içeri girdi.Ona durumu anlattım. Söze "Bir arkadaşım var..." diye...

**"Parklar Kimin? Emekçilerin mi, Emperyalistlerin mi?"**

 **"Parklar Kimin? Emekçilerin mi, Emperyalistlerin mi?"** Ülkenin o kadar çok yakıcı gündemi var ki... Ama giderek daha fazla yoksullaşan halkın açlık, barınma ve geçim derdi yönetenlerin gündeminde bile değil. Onlar bütün enerjilerini iktidarlarını korumaya harcıyor; ülkenin bütün dengeleriyle oynuyor, hukuku iktidarlarının sopasına dönüştürüyor, kendileri için tehlikeli gördükleri herkesi zindanlara göndermekte sakınca görmüyorlar. Adalet duygusu büyük ölçüde aşınmış durumda. Halkın en küçük hak arayışı bile devlet zoruyla bastırılıyor. İşçiler grevlerde, memurlar sokaklarda, güvencesiz çalışan öğretmenler yerlerde sürükleniyor. Tam da böyle bir dönemde, 7-8 Temmuz 2026'da Ankara'da 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi düzenlenecek. NATO'nun 32 üye ülkesinin liderleri Ankara'da ağırlanırken, zirve öncesinde en küçük bir itiraz ihtimalini dahi ortadan kaldırmak için sosyalistler, devrimciler ve muhalifler sabah baskınlarıyla gözaltına alınıyor. İkti...

Futbolun Üzerine Çöken Gölge ve Deniz Undav'ın Hatırlattıkları"

 Deniz Undav'ın attığı iki gol yalnızca Almanya'yı turnuvada tutmadı, futbolun milliyetçilik, devlet propagandası ve ırkçılık tarafından nasıl kuşatıldığını da yeniden görünür kıldı. **'Futbolun Üzerine Çöken Gölge ve Deniz Undav'ın Hatırlattıkları"** Dünya Kupası denildiğinde akla futbol gelir.Yeşil saha gelir. Birbirinden farklı halkların, dillerin, kültürlerin aynı oyunun etrafında buluşması gelir. En azından gelmesi gereken budur. Ama uzun zamandır Türkiye'de futbol konuşurken futboldan daha çok başka şeyleri konuşuyoruz. Milliyetçiliği konuşuyoruz. Devlet propagandasını konuşuyoruz. Siyasal kutuplaşmayı konuşuyoruz. Ve ne yazık ki giderek daha fazla ırkçılığı konuşuyoruz. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri son dönemde Deniz Undav etrafında yaşanan tartışmalar oldu. Urfa Viranşehirli bir babanın ve Rojavalı Ezidi bir annenin çocuğu olan Deniz Undav, Almanya'da doğdu, Almanya'da büyüdü ve Almanya Milli Takımı'nın formasını giyiyor. Dünya Kupası...

**"Hoşçakal Muammer Yoldaş"**

 **"Hoşçakal Muammer Yoldaş"** Yoldaşlar, dostlar, Bugün az önce bir yoldaşı, bir dostu, bir ortağı, bir devrimciyi, bir yaşam savunucusunu toprağın koynuna verdik. Acımız da büyük, öfkemiz de... Acımız; yarım kalan sohbetlerin, birlikte kurulacak hayallerin, omuz omuza yürünecek yollarda onun eksikliğinden. Öfkemiz ise insanı erkenden tüketen, hastalığı kader, yoksulluğu yazgı haline getiren bu köhnemiş düzene.  İnsan hayatını sermayenin karından değersiz gören, emekçileri yoksulluğa, hastalığa ve çaresizliğe mahkum eden bu düzene. Muammer yoldaşı aramızdan alan hastalık olabilir ama o hastalığa karşı insanı savunmasız bırakan bu sömürü düzenidir. Bu yüzden yasımız kadar öfkemiz de büyüktür. Bir insanı değil sadece; mücadelemizin hafızasını, cesaretini ve yüreğini uğurludık bugün. Bugün burada yalnızca bir insanı toprağa vermedik. Bugün bir ömrü, bir mücadeleyi, bir inadı, bir belleği toprağın koynuna verdik.  Muammer yoldaş, hayatını sessiz bir köşede tüketenlerden olm...

**"Eğitimin Fabrikalaşması ve LGS Gerçeği"**

 **"Eğitimin Fabrikalaşması ve LGS Gerçeği"** LGS sonrasında her yıl aynı tartışmalar yeniden alevleniyor. Bu yıl da sınavın zorluk derecesi, özellikle uzun metinli Türkçe soruları ve karmaşık matematik problemleri gündemin merkezine oturdu. Bir yandan "Bu sorular bu yaş grubuna uygun mu?" sorusu sorulurken, diğer yandan sınav sisteminin kendisi tartışılıyor. Ancak dikkat çekici olan şu ki, bazı çevreler tartışmayı bambaşka bir yere çekiyor. Örneğin, "LGS'de neden İngilizce soru var?" sorusu üzerinden yürütülen polemikler, aslında meselenin özünü gözlerden kaçırıyor.  Sorun İngilizce soruların varlığı değildir. Sorun, eğitim sisteminin çocukları yetiştiren bir süreç olmaktan çıkıp onları sıralayan, eleyen ve yarışa sokan bir mekanizmaya dönüşmesidir. Ama bu gerçeği bildiği halde görmek istemeyen, sadece var olan iktidarın yalakalığını yapıp, yazdıkları yazılar ile milyonlar kazanan, sipariş üzerine yazılar yazan bir gazetecilik gerçeği var son 20 yılda...

**"Dünün Gözyaşları, Bugünün Kırbacı"** -Irmak Öğretmen ve Kaybedilen Demokrasi Sınavı-

 **"Dünün Gözyaşları, Bugünün Kırbacı"** -Irmak Öğretmen ve Kaybedilen Demokrasi Sınavı- 90'lı yıllarda başörtülü kızların gözlerinde yaşlar vardı. “İnancımızı yaşayamıyoruz” diyorlardı. Üniversite kapılarında, meydanlarda, ekranlarda demokrasi ve özgürlük talep ediyorlardı.  Biz devrimciler ise o gün de aynı şeyi söylüyorduk: Kimse inancından dolayı baskı göremez. Kimse düşüncesi, kimliği ya da yaşam tarzı nedeniyle eğitim hakkından, çalışma hakkından mahrum bırakılamaz. Çünkü mesele başörtüsü değildi. Mesele özgürlüktü. Aradan yıllar geçti. Bugün o günlerin mağdurları iktidarda. Ama ne yazık ki demokrasi ve özgürlük talep edenlerin önemli bir bölümü, ellerine devletin bütün imkânları geçtiğinde demokrasi sınavını kaybetti. İki gündür bir kadın öğretmenin bir başka kadın öğretmen / idareci tarafından şiddete uğraması ile ilgili haberler var gazetelerde ve sosyal medyada.  Sıkıntılarından ve ekonomik dırumundan şikayet eden bir genç kadın öğretmen okulun müdiresi tarafınd...

**"Dün Akşam Bir Oyun İzledim, Meğer Bütün Trabzon Sahnedeymiş"**

 **"Dün Akşam Bir Oyun İzledim, Meğer Bütün Trabzon Sahnedeymiş"** Dün akşam bir oyun izledim.Ama adına yalnızca oyun demek haksızlık olur dostlar. Sevgili Tamer Küçük 'ün metinlerini yazdığı dostlarımız, yoldaşlarımız Hikmet Akbulut , Fuat Çoruhlu ve Prof.  Hüseyin Kurtuldu'nun sahnedeki performansları ile harika sunduğu bir Lirik- Belgesel bir gösteri izledik.  Neden böyle başladım,çünkü sahnede gördüğüm şey, bir tiyatro gösterisinden çok daha fazlasıydı; Karadeniz'in tuzlu rüzgarına karışmış hatıraların, yosun kokusuna sinmiş aşkların, kayalıklara vurup geri dönen umutların yeniden dile gelişiydi. Sahnenin ortasında Ganita vardı. O bildiğimiz Ganita... Çocukluğumuzun denize attığı taşların halkalarıyla büyüyen, gençliğimizin ilk aşklarını saklayan, ayrılıkların gözyaşını Karadeniz'e emanet eden, dost meclislerinin sabaha kadar süren sohbetlerini duvarlarına işleyen Ganita... Bir mahalle değildi artık. Bir kıyı da değildi.Sahnenin üzerinde yaşayan, nefes ala...

**"Kumpassa, Siz Neredeydiniz?"**

**"Kumpassa, Siz Neredeydiniz?"** Bugün bazı CHP yöneticileri ve çevreleri, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlığına gelişini Deniz Baykal kaseti üzerinden tartışıyor.  Vatandaşın öfkesi anlaşılırdır; umutları kırılmıştır, hayal kırıklığı yaşamıştır. İnsanlar buna "proje" de der, "yanlış yaptı" da der. Bu onların hakkıdır. Ama yıllarca Kılıçdaroğlu'nun arkasında yürümüş, onunla siyaset yapmış, onun adına oy istemiş, onu Cumhurbaşkanı adayı göstermiş kadroların bugün sanki kendisini ilk kez tanıyormuş gibi davranması başka bir şeydir. Eğer Kılıçdaroğlu gerçekten bir kumpasın ürünüydü ise, bunu bugün mü öğrendiniz? On üç yıl boyunca genel başkanlığını yaptığı partide siz neredeydiniz?  Milyonlarca seçmenden onun için oy isterken neden susuyordunuz? Meydanlarda "Bir oy CHP'ye, bir oy Kılıçdaroğlu'na" çağrıları yapılırken neden itiraz etmiyordunuz? Siyasette eleştiri meşrudur. Kılıçdaroğlu da, ekibi de, tercihleri de en sert biçi...

Besmele Çekerek Haram Lokma Yemek

 **"Besmele Çekerek Haram Lokma Yemek"** Okuyorum , izliyorum, düşünüyorum ve yazarak anlamaya çalışıyorum. Ama bir türlü çözemiyorum, toplum nasıl bu kadar teslim oluyor egemenlere, kapitalizme, kendi hayatını kuşatan düzene? Tam da böyle bir anda bir yoldaşın telefonla sorduğu soru düşüyor aklıma: "Gramsci dijital çağı nasıl bu kadar önceden gördü?" Sonra yeniden düşünmeye başlıyorum. Ben Gramsci'yi ilk olarak Metin Çulhaoğlu'nun yazılarındaki göndermelerden öğrendim. Bir dönem sosyalist hareket içinde adı bugünkü kadar sık anılmazdı. Oysa Çulhaoğlu, ideolojiyi, kültürel alanı ve rıza üretimini tartışırken sık sık Gramsci'ye uğrardı. Bugün sosyal medyada Ali Şeriati'ye ait bazı paylaşımlar gördüm. Birden Gramsci geldi aklıma. Çünkü Şeriati, birbirinden bağımsız biçimde, Gramsci'nin hegemonya kavramıyla işaret ettiği gerçeği anlatıyordu aslında. Ali Şeriati'nin "Haram lokma yerken besmele çekenlerden tiksindim" sözü yalnızca bir ah...

Ekrandaki Türkiye ile Çay Ocağındaki Türkiye

 "Ekonomi büyüyor" deniyor. Peki büyüyen sanayi mi, tarım mı, teknoloji mi? Yoksa sadece fiyat etiketleri mi?" **"Ekrandaki Türkiye ile Çay Ocağındaki Türkiye"** Bu sabah güzel bir güneşle uyandım. Ama doğrusu keyfimin sebebi güneş değildi. Sabahın yedisinde gelen sıcak bir günaydın mesajıydı. Duşumu aldım, güzel bir kahvaltı yaptım. Keyfim yerindeydi. Saat ona doğru, "Hadi bir sabah çayı içeyim" dedim. Yolumu sanayi sitesindeki çay ocağına düşürdüm. Hani şu işçilerin, ustaların günün ilk çayını içip memleketi, hayatı ve geçim derdini konuştukları yerlerden birine. Çayımı söyledim, bir sigara yaktım. Etrafımda yağ, pas ve demir kokusu vardı. Kimisinin eli tornadan çıkmıştı, kimisinin yüzünde kaynak izleri duruyordu. Sabah sohbeti her zamanki gibiydi, artan kiralar, yetişmeyen maaşlar, pahalılaşan market fişleri... Tam o sırada köşedeki televizyondan TRT Haber'in sesi yükseldi. Spiker ve ekonomi uzmanı büyük bir heyecanla Türkiye ekonomisinin ne ka...