**"NATO Zirvesinin Gölgesinde Öğretmenlerin Açlık Grevi"**
**"NATO Zirvesinin Gölgesinde Öğretmenlerin Açlık Grevi"**
Ankara'da yaklaşık 1 aydır bir direniş sürüyor. Bunun son 15 günü öğretmenler tarafından açlık grevine dönüştürülmüş durumda ve sağlık sorunları yaşanmaya başlandı. AKP- Saray hükümeti her zamanki gibi sorunu çözmek yerine eylemi bitirmek için sadece zor kullanmayı ve madencilere yaptığı gibi oyalamayı tercih ediyor.
Atanmayan mülakat mağduru öğretmenler adalet, Özel sektör öğretmenleri ise hak ettikleri ücret, güvenceli çalışma koşulları ve insanca yaşam talebiyle sokakta, açlık grevindeler. Fakat ülkenin gündeminde onların sesi yok. Emekçinin, işçinin sesini hiç bir zaman duymayan Saray kulağının üzerine yatmış durumda.
Sadece hükümet mi? Her akşam ekranlardan ne kadar çok büyütüğümüzü ballandıra ballandıra anlatan, 6000 km lik füze yaptığımızla övünen yandaş tv'lerin bol dolarla beslenen kadrolu yorumcuları da yurttaşın hiç bir sorununu görmediği gibi bunu da görmüyorlar.
Bütün dertleri şu sıralar Ankara'yı boyatmak, Macron'a sabah yürüyüşü için içinde kuş seslerinin olduğu park hazırlamak, Trump'ı nasıl memnun ederiz de iktidarda kalırız.
Yani televizyon ekranlarında bütün gündem NATO Zirvesi'nin hazırlıkları, devlet protokolü, güvenlik önlemleri ve Trump'tan gelecek olası siyasi ve ekonomik destek konuşuluyor. Bir avuç öğretmenin açlığı ise adeta görünmez kılınıyor.
Oysa bu sessizlikleri tesadüf değildir. Onlar neyin ne olduğu çok iyi biliyorlar.Çünkü öğretmenlerin mücadelesi yalnızca maaş mücadelesi değildir; eğitimin piyasaya teslim edilmesine karşı verilen bir mücadeledir.
Yıllardır kamu eğitimi sistemli biçimde zayıflatıldı. Devlet okullarına ayrılan kaynaklar yetersiz bırakılırken özel okullar teşviklerle büyütüldü.
Eğitimin kamusal bir hak olduğu gerçeği unutularak eğitim bir ticaret alanına dönüştürüldü. Bugün yüz binlerce atanamayan öğretmen, işsiz bırakıldıktan sonra tek seçenek olarak özel okulların ve dershanelerin kapısını çalmak zorunda kalıyor.
İşte sömürünün başladığı yer tam da burasıdır.
Bir yanda milyonlarca lira eğitim ücreti alan özel okul patronları, diğer yanda açlık sınırının altında ücretlerle çalışan öğretmenler. Sigortası eksik yatırılan, her yıl yeniden sözleşme dayatılan, sendikaya üye olduğu için işten çıkarılan eğitim emekçileri.
Dershaneler ise sınav sisteminin yarattığı korku üzerinden devasa bir sektör haline geldi. Gençlerin geleceğini test kitaplarına sıkıştıran bu düzen, aynı zamanda binlerce öğretmeni güvencesizliğin ve düşük ücretlerin içine hapsetti.
Ataması yapılmayan öğretmenler ise başka bir trajedinin adı oldu. Yıllarca üniversite okuyan, emek veren gençler ya işsiz kaldılar ya da düşük ücretli özel eğitim kurumlarına mahkûm edildiler.
Mülakat sistemi ise liyakat yerine keyfiliğin, iktidar partisi örgütlerinde oluşturulan listelerin simgesi haline geldi. Binlerce öğretmenin yaşamı tek bir komisyonun insafına bırakıldı.
Çaresizlik öyle bir noktaya ulaştı ki, birçok öğretmen adayı mesleğini bırakıp polis, bekçi ya da uzman çavuş olmayı tercih ediyor. Bu bireysel bir tercih değil; kamusal eğitimin tasfiyesinin ve eğitim emekçilerinin umutsuzluğa itilmesinin sonucudur.
Eğitim tarikatlara, liyakatsiz, yalaka, iş bilmeyen kompleksli, biat eden kişilere teslim edildi arada çocuklarımız kayıp nesiller oldu.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in, "Eyleme çıkmadan önce bize gelselerdi." sözleri de bu tablonun özetidir. Oysa öğretmenler yıllardır dilekçeler verdi, görüşme taleplerinde bulundu, raporlar hazırladı, basın açıklamaları yaptı. Meclis'e kanun teklifleri sunuldu. Sorun yeni değil; yeni olan, öğretmenlerin artık açlık grevine mecbur bırakılmış olmasıdır.
Bugün Ankara'da milyarlarca lira harcanarak NATO Zirvesi düzenleniyor. Kent olağanüstü güvenlik önlemleriyle donatılıyor. Emperyalist askeri ittifakın liderleri için bütün devlet olanakları seferber edilirken, ülkenin çocuklarını yetiştiren öğretmenler açlık grevinde yaşam mücadelesi veriyor. Bu tablo, siyasal tercihlerin en çıplak ifadesidir.
Eğitim bir piyasa değil, kamusal bir haktır.Öğretmen patronun değil, toplumun emekçisidir.Bu nedenle çözüm yalnızca taban maaş düzenlemesi değildir.
Çözüm; kamusal eğitimin yeniden güçlendirilmesi, özel okulların ve eğitimin ticarileşmesinin sona erdirilmesi, yeterli sayıda kadrolu öğretmen atanması, mülakat uygulamasının kaldırılması ve eğitim emekçilerinin insanca yaşayacak ücret ve güvenceli çalışma koşullarına kavuşmasıdır.
Ankara'da yirmi gündür açlık grevindeki öğretmenlerin sesi duyulmuyorsa, bunun nedeni taleplerinin haksız olması değil; taleplerinin sermayenin eğitim politikalarına ve siyasal iktidarın tercihlerine dokunuyor olmasıdır.
Bugün öğretmenlerin mücadelesi yalnızca öğretmenlerin mücadelesi değildir. Bu mücadele, kamusal eğitim hakkını, emeğin onurunu ve çocukların geleceğini savunan herkesin ortak mücadelesidir.
Ama maalesef bu ülkede öyle bir korkaklık kültürü oluştu ki kendisi gibi öğretmen olan okulda aynı sırayı paylaştığı arkadaşının hak arama mücadelesinde yanında olmayı tercih etmeyen, onun için alanlara çıkmaya bile korkan meslekdaşları var.
Onlar da şunu bilsinler artık. Onlar da bu piyasada güvende değiller. Piyasalaşma devam ettikçe onlar da bu piyasanın bir parçası olacak. Şimdiden buna dur demeleri gerekiyor.
Mücadeleyi büyütmek için artık kafanızı kumdan çıkarın.
Yorumlar
Yorum Gönder