**"Deniz'lere Çıkacak Hep Sokaklar"**
**"Deniz'lere Çıkacak Hep Sokaklar"**
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, bu ülkede insanlar artık ekonomik kriz yüzünden topluca sıyırmanın eşiğine gelmiş durumda.
Markete giren kasada şaşırıyor, kirayı ödeyen ayın geri kalanını nasıl çıkaracağını düşünüyor, gençler gelecek kuramıyor, emekliler ay sonunu göremiyor. Hayatın kendisi öyle absürt bir hâl aldı ki, bazen gerçekler en iyi bir komedyenin cümlesinde anlatılıyor.
Tam da böyle bir ülkede iktidarın en tahammül edemediği şey ne biliyor musunuz?
Kahkaha...
Çünkü kahkaha yalnızca güldürmez; düşündürür. Düşündüren insan ise soru sormaya başlar. Deniz Göktaş bir stand up sanatçısı, yani ayak üstü mizah yapıyor. Mizahçının görevi ülkede gördüğü yanlışları ironik bir dille eleştirmek. Deniz'de bunu yaptı. Vay sen misin iktidarı eleştiren, bu ülkenin en tepesinde bulunan ve neredeyse kutsal ilan edilen adamı ki bir kısım insan öyle görüyor, eleştirmek. Senin gibi birinin ne haddine. Derken linç başladı.
Bugün "tek adam rejimi" diye eleştirilen yönetim anlayışına ilişkin en temel tartışmalardan biri de tam burada başlıyor. Bu yönetim anlayışının en belirgin özelliklerinden biri, eleştiriye karşı gösterdiği tahammülsüzlüktür.
Artık sadece muhalefetin değil, mizahın da nefes alacağı alan daraltılıyor. Güldürmek de suç, gülerken düşündürmek ise neredeyse organize bir faaliyet gibi görülüyor.
Üstelik bunu yapan yalnızca devletin resmî kurumları değil.İktidarın resmî kurumları kadar, gönüllü sansür memurları da devreye giriyor. Sosyal medyada nöbet tutan dijital ihbar müfrezeleri, kendilerine görev edinmiş gibi her espriyi, her taşlamayı, her aykırı cümleyi kayıt altına alıyor. Ardından da savcıları göreve çağırıyor.
Hayatı boyunca işçi direnişine bir cümle kurmamış, açlıktan intihar eden insanların haberine dönüp bakmamış, kadın cinayetlerinde sesi çıkmamış ama sosyal medyada sabah akşam nöbet tutan bir ihbarcı ordusu.
Bir komedyen sahnede bir cümle kuruyor; saniyeler içinde ekran görüntüleri dolaşıma giriyor. Ardından "Savcılar göreve" çağrıları.
Öyle bir atmosfer yaratılıyor ki, yapılan ihbarı ciddiye almayan savcı neredeyse görevini yapmamakla suçlanacak. Böylece eleştiri, birkaç saat içinde suç dosyasına, kahkaha ise adli vakaya dönüşebiliyor.
Memlekette enflasyon yüzde kaç olmuş, umurlarında değil. Çocuklar okula aç gidiyor, dertleri değil. İş cinayetlerinde insanlar ölüyor, ses yok.
Ama biri iktidarla dalga geçti mi, bir anda memleketin en büyük güvenlik sorunu ortaya çıkıyor!
Öyle bir iklim yaratıldı ki, ihbarı değerlendirmeyen savcıda güvende değil. Bu ihbarı değerlendirmesem acaba benim hakkımda da mı ihbar yapılacak? Çünkü bu düzende herkes birbirinin sadakatini ispat etmek zorunda bırakılıyor.
Deniz Göktaş etrafında koparılan fırtına da tam olarak bunu gösteriyor.Mesele bir komedyen değil.
Mesele bir espri de değil.Mesele, iktidarın kendisine gülen bir topluma tahammül edememesi.
Oysa bu toprakların başka bir geleneği var.Marko Paşa'nın geleneği.Sabahattin Ali'nin, Aziz Nesin'in, Rıfat Ilgaz'ın geleneği.
Onlar da yoksulluğu yazıyordu.Onlar da düzenin çelişkilerine gülüyordu.Çünkü mizah, ezilenlerin en eski savunma biçimlerinden biridir. Gücü olmayanın elinde bazen yalnızca sözü kalır. O söz de çoğu zaman kahkahaya dönüşür.
Bugün milyonlarca insan bir stand-up gösterisini izliyorsa bunun nedeni yalnızca komik olması değildir.
İnsanlar kendi hayatlarını görüyor.Market fişini görüyor.Kirasını görüyor.Borçlarını görüyor.
Geleceksizliğini görüyor.Ve bütün bunlara rağmen hâlâ gülebiliyorsa, aslında teslim olmadığını gösteriyor.
İktidarların korktuğu da tam budur.Çünkü ağlayan insan yalnızdır.Ama birlikte gülen insanlar, bir gün birlikte itiraz etmeyi de öğrenir.
Belki de bu yüzden tarih boyunca otoriter yönetimler mizahçılarla hiç barışamadı.Çünkü cop bazen dağıtır.Ama kahkaha bulaşır.Ve bulaşan kahkahanın önüne ne TOMA geçebilir ne de sansür.
Deniz'lere çıkacak hep sokaklar bir gün bu ülkede
Çünkü bu memlekette ekmek kadar, özgürce gülmeye de ihtiyaç var.
Deniz ve onun gibileri her yalnız bıraktığımızda aslında kendi yalnızlığımızı örüyoruz. Teslimiyet tam da budur. Kapalı kapılar ardında, dost masalarında konuşmak kolay. Artık oralardan çıkma zamanı geldi, geçiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder