**"BEDEN ÜZERİNDEN SİYASETİN ÇÜRÜMESİ"**

 Kadın siyasetçilere yönelik cinsiyetçi linç kampanyaları yalnızca bireylere değil; kadınların kamusal alandaki varlığına, emeğine ve halk iradesine yönelmiş organize bir itibarsızlaştırma düzenidir. Çünkü bu ülkede siyaset, halkın sorunlarını çözme zemini olmaktan çıkıp giderek daha fazla dedikoduya, klik savaşlarına ve ahlak bekçiliğine dönüşüyor.


**"BEDEN ÜZERİNDEN SİYASETİN ÇÜRÜMESİ"**


Türkiye’de siyaset uzun zamandır fikir üretmiyor. Daha doğrusu fikirle mücadele etmeyi unutmuş durumda. Yerine ima koyuyor, dedikodu koyuyor, özel hayat koyuyor. 


Ve ne zaman bir kadın siyasette görünür hale gelse, ne söylediğinden önce nasıl yaşadığı konuşuluyor.


Çünkü bu düzenin hafızasında kadın hiçbir zaman tam anlamıyla özne olmadı.


Kadın ya korunacak bir “namus” olarak görüldü, ya modernliğin vitrin süsü, ya da rakibi vurmak için kullanılacak bir araç. Türkiye siyasetinin kirli arka odalarında değişmeyen şey tam da budur.


Bir erkek siyasetçinin yolsuzluğu konuşulur; bir kadın siyasetçinin yatağı. Bir erkeğin ilişkileri “renkli hayat” diye anlatılır, kadınınki siyasi infaza dönüştürülür.


Bugün CHO'li kadın siyasetçilere yönelik yürütülen cinsiyetçi linç kampanyaları tam da bu yüzden tesadüf değildir. 


Bu saldırılar yalnızca bireylere değil, kadınların siyasetteki varlığına, emeğine ve halk iradesine yönelmiş organize bir itibarsızlaştırma girişimidir.


Çünkü egemen siyaset, kadının fikrinden önce bedenini hedef alır.


Oysa mesele birkaç dedikodu hesabından ibaret değil. Daha büyük bir çürümenin içindeyiz. Ülkede siyaset öyle bir noktaya sürüklendi ki artık halkın geçim derdiyle, işsizlikle, emekçinin alın teriyle, gençlerin geleceksizliğiyle, doğanın yağmalanmasıyla ilgilenen neredeyse kimse kalmadı.


Siyaset; toplumun sorunlarını çözme zemini olmaktan çıkıp makam koruma savaşına, hizip hesaplaşmalarına ve kirli güç mücadelelerine indirgenmiş durumda.


Bir avuç sermaye çevresi daha fazla kazansın diye dereler kurutuluyor, ormanlar talan ediliyor, emek daha da ucuzlatılıyor. 


Halk yoksullaşırken iktidarıyla muhalefetiyle düzen siyaseti koltuk hesaplarına gömülüyor. Çünkü bu düzenin sahiplerinin artık ülkeye dair bir hayali, topluma dair bir iradesi kalmadı.


Tam da bu yüzden siyaset program tartışamıyor. Çünkü ortada halk adına kurulmuş büyük bir gelecek fikri yok. Fikir üretilemeyince geriye yalnızca çamur kalıyor.


Bugün partilerde yaşanan özel hayat merkezli saldırılar da bunun sonucudur. Program tartışamayanlar ahlak polisliğine soyunuyor. Sözü yenemeyenler dedikodu üretiyor. Fikri aşamayanlar kadın bedenini hedef alıyor.


Ve ne yazık ki bu dil yalnızca sağ siyasetin değil, düzen siyasetinin tamamına sinmiş durumda.


Kapitalist düzen yalnız emeği değil, bedeni de denetlemek ister. Fabrikada işçinin koluna hükmeden akıl ile kadının hayatını denetlemek isteyen akıl aynı yerden beslenir.


 Çünkü kadın özgürleşirse yalnız aile içindeki tahakküm değil, itaat kültürü de sarsılır.


Bu yüzden kadın siyasete çıktığında önce söyledikleri değil; nasıl güldüğü, nasıl giyindiği, kiminle görüldüğü konuşulur. Erkek egemen düzen çok iyi bilir: Kadının sesi büyürse korku düzeni küçülür.


Oysa tarih başka bir şey anlatır bize.


Clara Zetkin’den Rosa Luxemburg’a, Behice Boran’dan bugün yaşam alanlarını savunan kadınlara kadar tarih şunu gösterdi: Kadın siyasete “yardımcı unsur” olarak değil, tarihin kurucu gücü olarak girdiğinde düzen paniğe kapılır.


Çünkü kadın özgürlüğü yalnızca kadın meselesi değildir. Bir sınıf meselesidir. Bir iktidar meselesidir.

Bir insanlık meselesidir.


Daha acısı ise bütün bu çürümenin karşısında örgütlü halk gücünün hala yeterince büyüyememiş olmasıdır. 


Memleketin dört bir yanında küçük çoban ateşleri yanıyor elbette. Direnen işçiler, yaşam alanlarını savunan köylüler, susmayan gençler, eşitlik isteyen kadınlar…


Ama o ateşlerin birleşip bu karanlığı dağıtacak büyük bir halk iradesine dönüşmesi hala bu ülkenin en büyük ihtiyacı olarak önümüzde duruyor.


Çünkü tarih bize hep aynı şeyi gösterdi:Çamur atanlar unutuldu. Yürüyenler kaldı.


Ve kadını susturarak iktidarını korumaya çalışan her düzen, en sonunda kendi çürümüş sesinde boğuldu.


Kadını yık sayan, nedeni üzerinden ahlak bekçiliği yapan düzeniniz yine kadınların keskin iradesiyle yıkılacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**"Bilgi Çağında Cesaretin Çöküşü"**

**"Türkiye Solunun Bitmeyen 19 Mayıs Tartışması"**