**"Halep’te silahlar susmuyor"**

 **"Halep’te silahlar susmuyor"**


Dünden beri sahadan düşen haberleri, yapılan yorumları, üretilen “analiz”leri izliyorum. Manzara tanıdık: Herkes kendi siyasal ikbalinin hesabını yapıyor; faturayı ise tek bir “fail”e kesiyor. Suçlu belli: Kürtlerin varlığı.


Bu bir güvenlik meselesi değil, hiçbir zaman da olmadı. Bu, bir sınıf ve iktidar meselesi.

Bugün Suriye sahasında Kürtlerin “suçlu ” ilan edilmesi, ne askeri dengelerle ne de uluslararası hukukla açıklanabilir.


 Bu suçlama, devletsiz halkların egemen sınıflar için her zaman tehdit olması gerçeğinin güncel bir tezahürüdür. 


Çünkü Kürtler, sadece bir etnik kimlik olarak değil; merkezi iktidarlara, sermaye düzenine ve bölgesel statükoya alternatif olabilecek bir toplumsal-siyasal form olarak var oluyorlar.


Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bu çelişkinin kristalize olmuş halidir. Bir yandan “gel barışalım” derken, diğer yandan aynı özneyi düşman ilan edebilmektedir. 


Bu bir tutarsızlık değil; iktidar aklının bilinçli ikili dilidir. Barış söylemi, iç siyasette rıza üretmek içindir. Düşmanlaştırma ise dış politikada ve savaş ekonomisinde pozisyon almak için.


Biz  Marksistler açısından  bakıldığında tablo nettir:

Burada çatışan şey halklar değil; egemen sınıfların çıkarlarıdır. Suriye’deki savaş, uzun süredir bir “iç savaş” olmaktan çıkmış; bölgesel ve küresel sermayenin yeniden paylaşım savaşına dönüşmüştür.


 Enerji hatları, ticaret yolları, yeniden imar rantları ve ucuz emek havzaları bu savaşın gerçek nesneleridir. Kürtler ise bu oyunda, kontrol altına alınamayan bir değişken olarak durmaktadır.


Cihatçı gruplarla kurulan ilişkiler de bu çerçevede anlam kazanır. Yoksullaştırılmış, mülksüzleştirilmiş, geleceksiz bırakılmış gençlerin silahlandırılması; lümpen proletaryanın savaş aygıtına dönüştürülmesidir. 


Bu gruplar ideolojik olarak değil, sınıfsal olarak kullanışlıdır: Disiplinsiz ama yönlendirilebilir, yıkıcı ama kurucu olmayan güçlerdir. Egemenler için idealdirler; çünkü iktidar kuramazlar, sadece yıkarlar.


Kürt hareketinin yarattığı asıl rahatsızlık ise tam burada başlar. Yerel yönetim deneyimleri, kadın emeğinin siyasal görünürlüğü, kolektif üretim ve özyönetim pratikleri; bölgedeki tüm sermaye yanlısı rejimler için bulaşıcı bir örnektir. Tehdit olan şey silah değil; örgütlü halk fikridir.


Bu nedenle Kürtlerin varlığı kriminalize edilir. Çünkü sınıf siyaseti, egemenlerin en çok korktuğu şeydir. Milliyetçilik, mezhepçilik ve güvenlik söylemleri bu korkunun üzerini örten ideolojik sis perdesidir.


 Halklar birbirine düşman edilirken, sermaye sınır tanımadan dolaşır; silahlar konuşurken, kârlar büyür.

Oysa tarihsel gerçek şudur: Kürtlerin, Arapların, Türklerin kaderi Ortadoğu’da binlerce yıldır iç içedir.


 Bu kader ortaklığı romantik bir temenni değil, maddi bir zorunluluktur. Bu zorunluluğu inkâr eden her politika, ister “ulusal güvenlik” ister “istikrar” adıyla sunulsun, halklara ihanettir.


Marksist bakış bize şunu söyler: Sorun Kürtlerin varlığı değil; sömürü düzeninin devamı için bu varlığın tehdit olarak kodlanmasıdır. Çözüm ise devletlerin masalarında değil; halkların, emekçilerin, yoksulların ortak ve örgütlü mücadelesindedir.


 Bunun dışındaki her yol, daha fazla savaş, daha fazla yıkım ve daha fazla yoksulluk üretir.


Gerisi laf-ı güzaf.

Silahlar susmaz; çünkü kâr susmaz.


Kısaca en basit dille olay şudur : Amaç Suriye'nin toprak bütünlüğü değil. Bu sadece retorik, öyle olsaydı Golan Tepelerinnin İsrail'in sınırları içine alınmasına ,Şam yakınları Dürzi bölgesi Süveyda'nın İsrail'in kontrolüne bırakılmasına bu bağlamda söz söylenirdi. Böyle bir politika ortada yok. Bu masada Türkiye yok.


Türkiye Suriye Ordusu diye tarif edilen 17 cihatçı gruptan elinde tuttuğu Halep'te ki gruplarla Halep'i elinde tutarak Şam ve Ortadoğu ile bağının kesilmesini istemiyor.


Bu yüzden önünde en büyük engel olarak Kürtler i görüyor. Çünkü bugünkü iktidar ile PYD nin siyasal uyuşmazlığı var. Siyasal islamcı saray rejimi HTŞ ve cihatçıları, arapları kendine daha yakın buluyor. Siyasi, ideolojik birlik çıkarları bu yönde kurguluyor.


Şimdi biz bütün bunları bilip yerimizi ona göre konumlandırmalıyız. Bu artık sizlere kalmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**