**"Boeing Koltuğu, Halkbank Kâbusu ve Teslimiyetin Şovu"**
**"Boeing Koltuğu, Halkbank Kâbusu ve Teslimiyetin Şovu"**
Görüşmede neler yaşandı netleşsin yazacağız demiştim. Cola'yı dökerek boykot edenler acaba hiç düşünüyor mu Boeing boykot listesine neden girmiyor ? veya bize gümrük duvarları yükseltilirken biz neden ithalatta gümrükleri sıfırlıyoruz?
Zaten biraz düşünmüş olsaydık vatan, millet, bayrak, ezan dörtlemesinin bunca yılda ne kadar sahtekarca kullanıldığını anlar bugünün ekonomik zorluklarını yaşamayabilşrdik.
Gelelim bulışmaya. Trump–Erdoğan buluşmasının ardından ortaya çıkan tabloya bakınca insan ister istemez gülüyor. Daha dün “Trump koltuğunu çekti, Erdoğan’a sandalye ikram etti, kapıda uğurladı, işte dünya lideri” diye naralar atan yandaşlar, basın açıklamasında duyduklarını hazmetmekte zorlandılar.
Çünkü 22 dakikalık basında Erdoğan’ın payına düşen yalnızca 1 dakikaydı. O bir dakikada da “Türkiye şu kazancı elde etti” diyebileceği tek kelime bile edemedi.
Ama Trump? O maşallah gürledi: Uçak sattık, doğal gaz sattık, nadir elementlerde anlaştık, Ruhban okulu için söz aldık, Erdoğan’a meşruiyet verdik…
Liste uzadıkça uzadı. Yüz milyar doların üzerinde bir ekonomik “paket”ten söz etti. Yalnız küçük bir ayrıntı var: O paranın bizim kasaya giren kısmı yok. Çünkü bu paketin tamamı Boeing’in, Amerikan enerji devlerinin ve Wall Street bankerlerinin kasasına akacak.
Masadaki asıl mesele ise Erdoğan’ın kâbusu: Halkbank davası. ABD yargısı diyor ki: “Bu banka, İran yaptırımlarını deldi, kara para akladı, dolandırıcılık yaptı.” Erdoğan ise yıllardır tekrarlıyor: “Bu, egemenliğimize müdahale.” Ama egemenlik öyle masada nutuk atarak korunmuyor.
Yüksek Mahkeme dosyayı görüşüyor, milyarlarca dolarlık ceza kapıda. Trump’ın yapabileceği tek şey “Türkiye müttefikimizdir” gibi bayat laflar. Yani Erdoğan’ın Trump’tan beklediği sihirli değnek yok. Geceleri uykusunu kaçıran dava, hâlâ kâbus gibi önünde duruyor.
Miting meydanlarında “Gazze” diye haykıran Erdoğan, Trump’ın yanında ağzını bile açmadı. Suriye? O da yok.
Demek ki mesele “Amerikan başkanıyla yan yanayken” lafların ağırlığı azalıyor, cesaret buharlaşıyor. Ama iş Boeing’e milyarlar dökmeye, ABD’ye enerji anlaşmaları vermeye gelince maşallah mangalda kül bırakmıyorlar.
Trump’ın açık mesajı şu: “Erdoğan’a meşruiyet veriyoruz, karşılığında kasalarımızı dolduruyoruz.” Hileli seçimlerin en iyi şahitliğini de Trump yaptı zaten.
Yandaş medyanın işi toparlamaya çalışması boşuna. Millete kola döktürüp Amerikan bayrağı sallatanlar, şimdi Boeing’e milyarlarca dolar aktaracak anlaşmaları pazarlıyor. Faşizmin vida dişleri sıkılırken, halkın alın teri emperyalizmin kasasına boşaltılıyor. İşte meşruiyet bunun için.
Bu tablo aslında Marx’ın en yalın tespitiyle özetlenebilir: bir kutupta servet birikirken, diğer kutupta sefalet.
Trump’ın masasında biriken servet, bu ülkenin işçisinin, çiftçisinin, öğrencisinin sırtından sökülüp götürülüyor.
Yandaşlar hâlâ “sandalyeyi çekti”nin güzellemesini yapıyor. Ama gerçek çok basit: Koltuk çekildi, kasalar boşaltıldı, iktidarın meşruiyeti ABD damgasıyla mühürlendi.
Erdoğan, kendi ikbalini Trump’ın dizlerinin dibinde aramaya gitti. Halkın ikbalini değil. Ve bu fotoğraf bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Emperyalistlerle kurulan her pazarlık, halkın boğazından çalınan lokma demektir.
Bu şer ittifakını bozacak tek güç ise halkların ve işçilerin birleşik mücadelesidir. Çünkü Boeing koltukları bir gün devrilir, ama halkın ,işçi sınıfının öfkesi devrilmez.
Sevindirik olmalı mıydık o yandaş troller gibi. Gelişmelere göre yazmaya devam ederiz. şimdilik bu kadarla kalslım. Zaten uzın bir yazı oldu bir de kısa yazabilmeyi becerebilmem lazım.
Yorumlar
Yorum Gönder