**"Max Ajl’den Bir Ekososyalist Manifesto"**

 **"Max Ajl’den Bir Ekososyalist Manifesto"**


Son dönemde çevreye dair pek çok yazı okuyor, bilgileri yetkin dostlarla tartışıyor, bu tartışmaları halkın anlayacağı dille aktarmaya çalışıyorum.


 Çünkü yaşadığımız dünya artık yalnızca ısınıp kirlenmiyor; aynı zamanda sistematik olarak yeniden şekillendiriliyor. 


Yaşam alanlarımız satılıyor, doğa meta haline getiriliyor, halklara “yeşil” vaatlerle yeni türden bir sömürü zinciri dayatılıyor.


 Yeni ilan edilen iklim yasaları da işte bu zincirin halkalarından biri: Masum görünümlü bir ihanet, teknik bir düzenlemenin arkasına gizlenmiş sınıfsal bir teslimiyet…


Max Ajl’in Halkların Yeşil Yeni Düzeni adlı eseri, bu yalan düzenin perdesini cesaretle aralıyor. Bu kitap sadece bir çevre kitabı değil; bir çağrıdır, bir mücadele haritasıdır, bir karşı-düzen manifestosudur. 


Kapitalist Yeşil Yeni Düzen’lerin özenle gizlediği eşitsizlikleri teşhir ederken, halkların toprağından, emeğinden, bilgisinden ve tarihinden süzülen adil bir alternatif sunuyor. Bu, emperyalizme karşı ekolojik bir devrim çağrısıdır.


Ajl, Kuzeyli devletlerin ve şirketlerin “iklim liderliği” altında işlediği yeni suçları gözler önüne seriyor. Karbon borsaları, borçlandırma mekanizmaları, iklim yardımları gibi söylemlerle halkların ellerinden alınan; sadece doğaları değil, gelecekleri de pazarlanmak isteniyor.


 Ancak Ajl’in önerdiği çözüm “daha iyi bir kapitalizm” değil, başka bir toplum biçimidir. Tarımdan enerjiye, üretimden teknolojiye kadar her alanda toplumsal mülkiyeti, yerel özyönetimi, ekolojik adaleti ve halk iktidarını savunuyor.


Bu metin yalnızca akademik değil; direnişin içinden konuşan bir sestir. Gandhi’den Samir Amin’e, William Morris’ten İvan Illich’e kadar uzanan düşünsel damarlarla örülmüş; ancak asıl gücünü Latin Amerika’nın yerli hareketlerinden, Filistin’in özgürlük arayışından, Kuzey Afrika’nın devrimci mirasından alıyor.


 Ajl’in yaklaşımı, ekoloji mücadelesini sınıf mücadelesiyle birleştirmek isteyenler için eşsiz bir referans noktasıdır.


Ajl’in kitabında dikkat çeken bir başka kavram ise: Ekolojik Borç. Bu borç, doğayı tahrip edenlerin yoksul halklara değil; yoksul halklara borçlu olan zengin ülkelere ait olduğunu ilan eder. Yani mesele sadece doğanın değil, tarihin de iadesidir.


Marksist bir perspektifle bakıldığında, Ajl’in sunduğu vizyon, yalnızca bir çevre politikası değil, yeni bir toplumsal sözleşmedir.


 Metaların hükmünü yıkan, üretim ve tüketimi demokratikleştiren, teknolojiyi doğaya değil insanlığa hizmet ettiren, yeryüzünü sermayenin değil toplulukların mülkü sayan bir yeni yaşam önerisidir bu.


Halkların Yeşil Yeni Düzeni, doğayı değil sermayeyi dönüştürmek isteyenler için, yeşilin sadece rengini değil sınıfını da sorgulayanlar için, kurtuluşun yukarıdan değil halkların bağrından filizleneceğini bilenler için yazılmıştır.


Ve bizler için bu kitap, sadece bir okuma değil, bir sözleşmedir: Bu gezegen ya karbon ticaretinin değil dayanışmanın, ya kârın değil yaşamın, ya da yok oluşun sahnesi olacak.


Hala sorgılsmayanlar, hala hayatlarını bişey olmaz mottosu üzerinde sürdürüp bütün bu gerçeklere kulaklatını tıkayıp, gözlerini kapatanlar. 


Ama yakın bir gelecekte bizim için uzak gelecekte çocuklarımız için bir gelecek olmayacak. Gıdaya ulaşmakta zorluk çekecek, belki nüfus planlamasının kurbanı olacaklar. 


Kalkın artık o sırca köşklerinizden. Korkarak teslim olursunuz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**