**"İki Atomun Dansı. Kadınla Değişecek Dünya"**

 **"İki Atomun Dansı. Kadınla Değişecek Dünya"**


Bazen bir değişim, bir kadının susmayı bırakmasıyla başlar.


Çünkü kadın, yalnızca dünyaya doğmaz; aynı zamanda kendisini de doğurmak zorundadır. Onun doğumu, toplumun doğurduğu kuralların karşısında, kendi varoluşunu elleriyle kazıyarak olur. Ve o an, sadece bir kıvılcım çakmaz, bütün bir düzenin sarsılmaz sanılan temelleri çöker. 


Bu denemede son zamanlarda kadın mücadelesi üzerine okuduklarım ve bir kadının mücadelesi üzerindengördüklerimi, gözlediklerimi, sorguladıklarımı ve çıkarımlarımı yazmaya çalışacağım. 


Kadın sorunu diye söylüyoruz ama aslında sorunun kadın değil erkek olduğunu öğreniyorum bir kadından. Haklı da,evet sorun kadının özgürleşme ve değişim mücadelesinde aslında sorun erkekte, eril düzende yani patriyarka da aslında. 


Özgürleşmenin ve değişimin,kendiyle barışmanın, toplumla savaşmanın ve birlikte yürünecek bir yolun anlamını yeniden kurmanın adıdır kadın. 


Yaşadığımız toplum, kadını sadece itaatle tanımlar. Onun ‘kabul edilmiş’ yaşamı, başkalarının doğrularına göre şekillendirilmiş, başkalarının elleriyle sınırlandırılmıştır.


 Simone de Beauvoir'ın dediği gibi:  "Kadın doğulmaz, kadın olunur."


Yani kadının doğallığı değil, toplumsal inşası makbuldür. Onun bütün yaşamını ataerkil çizer. Onun nasıl güleceği, nasıl seveceği, kimle birlikte olacağı, ne zaman susacağı hatta nasıl öleceği bile belirlenmiştir.


 Kadın, bu zincirleri sorgulamaya başladığında, toplumsal yapı sarsılmaya başlar. Ve o sarsıntıdan çıkan çatlaklardan yalnızca kadın değil, erkek de özgürleşir. 


Değişim kadınla başlar, erkeği de bu değişim için yanına çağırır. Özgürleşirken özgürleştirir. 


Kadın "itaat etmeyeceğim" dediğinde, yalnızca başkaldırmaz, aynı zamanda bir çağrı yapar:

"Gel, birlikte yürüyelim."


Bu birlikte yürüyüş bir aşk değildir yalnızca. Bu, “seninle yan yana yürümek istiyorum ama dizlerinin üzerine çökmüş biriyle değil” diyen kadının sesidir. Erkeğe sunduğu şey, kontrolsüz bir bağlılık değil; birlikte dönüşecek bir varoluş ortaklığıdır.


Karl Marx’ın deyimiyle, insanın özünü emeği belirlerse, kadının emeği de yalnızca ev içiyle değil, toplumu dönüştürme gücüyle ölçülmelidir. Ve bu dönüşüm bir bedende başlar bir ilişkide erkeği de özgürleştirir. 


Kadının özgürlüğü, erkeğin de zincirlerini kırmasına alan açar. Çünkü toplum yalnızca kadını bastırmaz; erkeğe de baskın olmayı, duygusuzluğu, boyun eğmeyen kadından korkmayı öğretir. 


Kadın, "değiştim" dediğinde, erkeğe de bir alternatif sunar aslında "Korkmadan sevebilirsin. Yanımda eşit olabilirsin."


Bu kadına göre beraberlik, duygusal bir tatminin yanında bir tür ortak üretimdir. Değişim bir yolsa, birlikte yürümek; bu yolun taşlarını birlikte döşemektir.


Sartre, “insan özgür olmaya mahkûmdur” derken, bu mahkûmiyetin sorumluluğunu da hatırlatır. İşte bu kadın, erkeğin özgürlüğünü de talep eder; onun sorumluluğunu da hatırlatır. 


"Sen yalnızca benim yanımda olmakla özgürleşemezsin; bu özgürlüğü savunmalısın. Eleştirilere karşı durmalı, omuz omuza direnmelisin. Yoksa ben yalnız kalırım, sen de zincirlerinden kurtulamazsın."


İlişkiyi bir "iki kişilik organizma" olarak düşünmesi, metafizik değil, son derece politiktir. Çünkü toplum, ikili ilişkilerden başlar. Kadının eşitliği; çocukları, mahalleyi, işyerini, devleti ve sonunda dünyayı etkiler. Devrim, işte burada başlar.


Kadının arzusu, yalnızca kendi rengini değiştirmek değil; o renkle başkasına da ilham olmaktır.

"Ben değiştim, izninizi beklemem," derken bir zinciri kırar.


Ama ardından şunu da söyler: "Eğer elimi tutarsan, birlikte daha uzağa yürürüz."


Bu, Nietzsche'nin "üstinsanı" gibi bireyci bir kopuş değildir. Belki hiçlik noktasına varmak yeniden varolmaktır. 


Bu, Spinoza'nın "birlikte var olmanın kudreti"ne yaklaşır. Çünkü kadın, yalnızca kendi için değil, birlikte bir yaşam kurmak, birlikte direnmek ve birlikte dönüşmek için yürümek ister. Yeni bir dünyackurmak ister. 


Aslında devrim için iki kişi yeter. Hele değiştirmeye kararlı bir kadınsa bunlardan biri.  Kadın, aşkı bir eylem olarak görür. Bu eylem; yalnızca duygusal değil, tarihsel, politik ve etik bir tercihtir.


Onun için birlikte yürümek, Topluma karşı birlikte direnmek, Birbirini değişim için etkilemek.  Ve birlikte bir gelecek örgüsünü ilmek ilmek dokumaktır.


Aşk, kadının tanımında bir sığınak değil, bir yürüyüş yoludur. Bu yolda, el ele yürümeyi seçenler, yalnızca birbirlerini değil, geleceği de özgürleştirirler.


Birbkadınım değiştirme iradesinin yanında olun, uzattığı eli sıkı sıkı tutun. Eğer yeni bir dünya kurmak istiyorsanız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**