**" Bilimle, Felsefeyle, Halkın Diliyle "**- III. son yazı
**" Bilimle, Felsefeyle, Halkın Diliyle "**- III. son yazı
Zaman nedir?
Fizikçiler der ki: Zaman, hareketle var olur.
Bir saat, güneşin gökyüzündeki yolculuğudur.
Einstein der ki: Hızlanırsan zaman yavaşlar, bir dağın tepesinde saat farklı, deniz kenarında farklı akar.
Ama biz ne biliriz?
Sabah kalkınca işe gitme saati, akşam yorgun düşme zamanı…
Bir de ayın sonunda gelen faturalar zamanı.
Aslında zaman, hayatımızın en kıymetli şeyi. Ama ne garip: Kendi zamanımız bile bizim değil.
Kapitalizmde zaman satılır.
Dakika başına ücret, saatlik mesai, vardiya sistemi…
Her saniye, bir başkasının cebine akar.
Sen zamanını verirsin, karşılığında karnını doyurmaya çalışırsın.
Ama kimsenin sana sormadığı bir şey vardır:
Bu zaman kimin?
Bize öğretilen şu: "Zaman kıymetlidir, boşa harcama."
Ama bu sözün altına gizlenmiş başka bir anlam daha var:
“Sen hep çalış, hep üret, hiç sorgulama.”
Bize zamanı haram ettiler.
Dinlenmeyi tembellik yaptılar.
Düşünmeyi lüks, hayal kurmayı çocukluk saydılar.
Ama fizik başka bir şey söyler:
Zaman mutlak değildir.
Ve belki de en devrimci bilgi şudur:
Zaman değişebilir.
Bir işçinin zamanı, bir patronunkinden farklı akar.
Bir annenin günü ile bir CEO’nun saati aynı değildir.
Ve bir halkın zamanı, susanla isyan eden arasında farklı geçer.
Sosyalizm ise zamanın yeniden paylaşılmasıdır.
Sadece ücret değil, zaman da adil bölüşülmelidir.
Zaman, yalnızca makineleri çalıştırmak için değil;
Şiir yazmak, çocuk büyütmek, sokakta soluklanmak içindir.
Kolektif zaman, sadece üretim değil; birlikte düş kurma zamanıdır.
Zaman kimin elinde?
Bugün saatler duvarlarda, takvimler patronların elinde.
Ama yarın…
Yarın saatleri sökeceğiz.
Ve zamanı, halkın kalbine göre yeniden kuracağız.
Çünkü biz sadece zamanın içinden geçmeyiz.
Biz zamanı değiştiririz.
Düş kurma zamanı istiyorsak Birleşik bir mücadele ile yaşamın koşullarını yoksullar adına değiştirmek zorundayız.
Mücadeleye devam. Hadi ne duruyorsunuz. Bu sistem kader değil.
Yorumlar
Yorum Gönder