**"Kalbin Derinlerinde Saklı Bir Bahardır Beklemek"**
**"Kalbin Derinlerinde Saklı Bir Bahardır Beklemek"**
Beklemek...
Çok basit bir kelime gibi geliyor bize değil mi? Aslında düşündüğümüzde hepimiz hayatımızda, bir şeyleri bekliyoruz aslında.
Bazen şöyle diyoruz : şartlar olgunlaşmalı, ortam hazır hazır hale gelmeli. Mücadele ederken bile bekliyoruz aslında.
Severken bile ; sabır diyoruz, düzelecek, bak her şey güzel olacak diyoruz. Yani bekliyoruz. Hayat bize yol açacak diye bekliyoruz.
Aslında insanın içine kurduğu en eski saattir beklemek. Ne duvarda asılıdır ne de bilekte taşınır; kalbin içinde, nabzın ritmine sızmış bir sabırdır.
Her atışta biraz daha derine iner, biraz daha ağırlaşır. Ama tuhaf olan şudur: Beklemek, insanı yoran bir yük değil, insanı inşa eden bir iştir.
Bir yol kenarında, henüz geçmemiş bir trenin raylarına bakar gibi bekler insan. Bilir ki tren gelecektir. Ama o tren yalnızca bir ulaşım aracı değildir; bir sevgilinin sesi, bir devrimin ilk sloganı, bir çocuğun gülüşü, bir sabahın ilk ışığıdır aynı zamanda. İşte bu yüzden beklemek, yalnızca zamanın geçmesini izlemek değil, zamanın içini doldurmaktır.
Sevmeyi bilen insan beklemeyi de bilir. Çünkü sevgi acele etmez. Sevgi, toprağa düşen bir tohum gibidir; karanlıkta uzun süre kalır, görünmez, sabreder.
Ama bir gün, o görünmez sabrın içinden bir filiz çıkar. Bekleyen insan, işte o filizin geleceğini bilen insandır. O yüzden sabrı korkaklık değildir; sabır, en derin cesarettir.
Beklemek, geleceğe inanmanın en sade biçimidir. İnsan, yarının bugünden daha güzel olabileceğine inanıyorsa bekler.
Eğer hiçbir şeyin değişmeyeceğine inansa, beklemekten vazgeçerdi. Ama insan, en karanlık gecede bile bir sabahın mümkün olduğunu bildiği için bekler. Bu bilgi, kitaptan öğrenilmez; bu, insanın ruhuna kazınmış kadim bir hakikattir.
Ve devrim…
O da bir bekleyiştir aslında. Ama edilgen, suskun bir bekleyiş değil. İçten içe büyüyen, kök salan, güç biriktiren bir bekleyiş. Tıpkı toprağın altında ilerleyen kökler gibi… Üstten bakıldığında hiçbir şey yokmuş gibi görünür; oysa derinlerde hayat sessizce çoğalmaktadır. Bekleyen insan, bu sessiz çoğalmaya inanan insandır.
Beklemek, aynı zamanda affetmektir. İnsan, zamanı affeder; gecikmeleri affeder; eksik kalmış sözleri, yarım kalmış dokunuşları affeder.
Çünkü bilir ki acele, çoğu zaman hakikatin düşmanıdır. Ve bilir ki her şeyin bir vakti vardır—gülün açmasının, sevginin olgunlaşmasının, dünyanın değişmesinin…
Bekleyen insanın gönlü geniştir. O gönül, yalnızca kendisi için değil, başkaları için de yer açar. Hoşgörü, işte o bekleyişin içinden doğar. Çünkü sabreden insan, başkasının da sabrına saygı duyar. İnanan insan, başkasının da yolculuğunu küçümsemez.
Ve bir gün…
Beklenen gelir. Ama geldiğinde insan şunu fark eder: Aslında beklediği şey yalnızca dışarıda olan bir şey değildir. Beklemek, insanın kendisini de dönüştürmüştür. O eski insan gitmiş, yerine daha derin, daha sakin, daha anlayışlı biri gelmiştir.
Belki sevgili gelir, belki gelmez.
Belki devrim olur, belki gecikir.
Belki dünya değişir, belki dirençle karşılaşır.
Ama bekleyen insan şunu bilir: Beklemek boşuna değildir. Çünkü beklerken insan, en çok insan olur.
Ve belki de en büyük hakikat şudur: Güzel bir dünya, onu beklemeyi bilenlerin ellerinde doğar.
Hele de beklenene ve beklenen şeye değiyorsa...
Beklemek umudunuzu kırmasın daha da çoğaltsın.
Yorumlar
Yorum Gönder