**"Ertelenmiş Adalet, Kurumsallaşmış Zulümdür"**

 Zalimlerin öteki dünyada yanmasının bu dünyada zulüm gören insanlara ne faydası olduğu hala belli değil.” Friedrich Nietzsche (1844 - 1900)


**"Ertelenmiş Adalet, Kurumsallaşmış Zulümdür"**


Nietzsche'nin sözünü okuyunca çok sıkça duyduğumuz aradığı adaleti bulamayıp haksızlığa, uğradığını düşünen insanların dilinde olan ve aslında sistemin adaletsizliğinin ürettiği söz aklıma geldi. " Onu Allah'a havale ediyorum " . 


İnsan oğlu çaresiz kaldığı yerde ona öğretilen ve her şeyin orada adil olarak çözüleceğine inanılan bir öteki dünya inanışına sahip. Bu dünyada güçsüzlerin adalet bulacağı adil bir mahkemin kurulacağı başka bir boyut. 


Egemenlerin insana sundukları ve inandırdıkları bir teselli. Bu teselli ile her türlü haksızlığı bu dünyada güçsüzlere yapma hakkına sahipler. Zaten haksızsalar öteki dünyada bunun hesabını verecekler. 


Bilinmeyen ve sadece garantisi dini söylemler olan bu anlayışla bilinen, yaşanılan dünyada sömürü ve adaletsizlik olabildiğince derinleştirir. 


Şimdi sorgulsyalım biraz. Zalimlerin öteki dünyada yanmasının bu dünyada zulüm gören insanlara ne faydası var? 


Friedrich Nietzsche bu soruyu sorduğunda yalnızca Tanrı’ya değil, aynı zamanda düzenin kendisine de meydan okuyordu. Çünkü bu soru, bir teselliye değil, bir hesaplaşmaya çağrıdır. 


Ve açık konuşalım: Öteki dünyaya havale edilen adalet, çoğu zaman bu dünyanın adaletsizliğini korumanın en ince, en sinsice yoludur.


İnsana sabretmeyi öğreten, acıyı kutsayan, zulmü kader diye pazarlayan her söylem; aslında zalimin işini kolaylaştırır. Çünkü hesap ertelendikçe, iktidar rahatlar.


 Çünkü ceza ölümden sonrasına bırakıldıkça, zulüm burada kök salar. “Sabret, öbür dünyada karşılığını alacaksın” diyen ses, çoğu zaman kırbacı tutan elin yankısıdır. 


Bu yüzden Nietzsche’nin öfkesi, yalnızca metafiziğe değil; aynı zamanda bu metafiziğin toplumsal işlevinedir.


Bugün bir işçi açsa, bir kadın şiddet görüyorsa, bir çocuk yoksullukla büyüyorsa… onların ihtiyacı olan şey, cennette vaat edilen bir adalet değil; burada, şimdi kurulacak bir düzendir.


 Çünkü açlık, soyut bir kavram değildir. Şiddet, sembolik bir hikaye değildir. Bunlar etten kemikten gerçekliklerdir ve gerçeklik, ertelenmiş vaatlerle değil, somut müdahalelerle değişir.


Ama tarih boyunca egemenler çok iyi bildi: İnsanlara bu dünyada haklarını vermezsen, öteki dünya için umut ver. Çünkü umut, yanlış yere yönlendirildiğinde, en güçlü zincire dönüşür. 


İnsan, acısına anlam bulduğunda katlanır; ama anlamın kaynağı yanlışsa, bu katlanma bir direniş değil, bir teslimiyettir.


Nietzsche’nin cümlesi tam burada bir kırılma yaratır. O, “adalet nerede?” diye sormaz sadece. “Adalet neden erteleniyor?” diye sorar. Ve bu sorunun cevabı bizi rahatsız eder. Çünkü adaletin ertelenmesi, bir tercih değil; bir yönetim biçimidir.


O yüzden mesele, zalimlerin yanıp yanmayacağı değildir. Mesele, onların neden hala bu dünyada rahatça yaşayabildiğidir.


 Eğer bir düzen, zulmü üretenleri koruyup, mağdurlara sabır telkin ediyorsa; orada din de, ahlak da, hukuk da, çoğu zaman aynı makinenin dişlileridir.


Gerçek adalet, ölümden sonra değil; yaşamın içinde kurulur. Ve kurulmadığı her gün, o ertelenmiş cehennem biraz daha büyür ama zalimler için değil, zulüm görenler için.


İşte Nietzsche’nin cümlesi bu yüzden tehlikelidir. Çünkü insanı teselliden koparır, sorumluluğun ortasına bırakır. Ve orada, çıplak bir hakikat durur. 

Eğer adalet bu dünyada yoksa, öteki dünyaya dair bütün vaatler, yalnızca güçlülerin yazdığı bir masaldır.


Gelin adaleti bir başka boyuta ertelemeyelim. Herkes için adaleti bu dünyada sağlayabileceğimiz bir düzen kuralım. 


Nedir diye soruyorsanız emeğin, yoksulun, işçinin egemen olduğu, sermayenin tüm topluma ait olduğu bir düzen. Bu da sosyalizmden başkası değildir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**