**"Suriye’de Kürt Meselesi: Ulus Masalı, Sınıf Gerçeği"**
Savaşta kullanılan, barışta tasfiye edilen Kürt emekçiler bugün sınıfsal bir karşı-devrimle karşı karşıya. Ulus masalları bu gerçeği gizleyemez.
**"Suriye’de Kürt Meselesi: Ulus Masalı, Sınıf Gerçeği"**
6 Ocak'ta Suriye'nin Halep kentinin iki mahallesine Suriye 'de iş başına getirilen Colani liderliğindeki hükümet güçlerinin operasyonu ile başlayan süreç Türkiye 'nin de müdahalesi ile ABD- İsrail - Türkiye üçlüsünün anlaşması ile bugün SDG'nin uluslararası arası koalisyon tarafından daha önce kurulan taktiksel ortaklığını bitirdi. Ve SDG ye yapılan operasyon ile Kürtler kontrol ettiği toprakların %60 'ından çekilmek zorunda kaldı. Bu konuda bugüne kadar pek çok şey yazıldı. Yazılanların tamamı neredeyse Kürtlere "dünya devrimini " sattıkları için sert eelrştirilerdi.
Anlamsız olan da buydu. Bütün Ortadoğu ve Türkiye Kürtlerden sosyalist bir devrim beklerken onlar emperyalizm ile işbirliği yapmışlardı. Bu konuda yazıldı. Ben de onları farklı bir yerden eleştireyim dedim.
Suriye’de bugün yaşananlar ne bir “Kürt yenilgisi” ne de basit bir jeopolitik saf değiştirmedir. Yaşanan şey, Kürt emekçi sınıflarının siyasal özne olmaktan sistematik biçimde dışlanmasıdır.
Emperyalizmle bölge devletlerinin uzlaşmasında Kürtlerin yeri bellidir: savaşırken işe yarayan, barışta gereksiz görülen bir güç.
SDG’nin tasfiyesi de tam olarak bunun sonucudur. IŞİD’e karşı savaşta “müttefik”, toplumsal bir alternatif olmaya başladığında ise “fazlalık”. Çünkü sorun hiçbir zaman Kürtlerin askeri varlığı değildi; sorun, kadınların, emekçilerin ve yerel halkın söz sahibi olmaya başlamasıydı.
Burada özellikle altını çizmek gerekir:
Kadın özgürlüğü hedef alındıysa, bu ahlaki değil sınıfsal bir tercihtir. Kadınların siyasal özne haline gelmesi, aşiret düzenini, erkek egemenliğiyle beslenen yerel sermayeyi ve devletin alışıldık kontrol mekanizmalarını tehdit etti. Bu yüzden ilk geri alınan kazanım kadınlar oldu. Bu tesadüf değil, karşı-devrimci bir tercihtir.
Ulusalcı söylem ise bu tabloyu bilerek ya da bilmeyerek perdelemektedir. “ABD Kürtleri sattı” cümlesi doğrudur ama eksiktir. Asıl soru şudur: Kürtler kimin adına, hangi sınıfsal programla ayakta duruyordu? Bu soru sorulmadığında, Kürt halkı yine bir pazarlık nesnesine indirgenir.
Türkiye’de düzen muhalefeti ve solun önemli bir kısmı da bu körlüğün içindedir. Devletin “istikrar”, “bütünlük” ve “güvenlik” diliyle konuşup, Kürt emekçisinin gündelik hayatına uğramayan bir sol çizgi, sınıf siyaseti yapamaz. Kürt meselesini merkeze almayan bir emek mücadelesi, kendi ayağını kesmiş olur.
Öte yandan Kürt hareketinin de zor ama gerekli bir özeleştiriyle yüzleşmesi gerekir. Emperyalizmle kurulan ilişkinin “taktik” olduğu biliniyordu; ama bu ilişkiye bir çıkış stratejisi yeterince güçlü biçimde hazırlanmadı. Askerî yapı, sivil ve sınıfsal örgütlenmenin önüne geçti. Toplumsal bağlar derinleştirilemediğinde, tasfiye süreci daha kolay işletildi.
Bugün Suriye’nin kuzeyinde kurulan düzen, halkların barışı değil; aşiret–sermaye–devlet ittifakının restorasyonudur. Halkla değil, halk adına konuşanlarla muhatap olunan klasik sömürge modeli yeniden devrededir.
Bu tablo bize şunu söylüyor:
Ulusal eşitlik olmadan sınıf siyaseti kurulamaz, sınıfsal adalet olmadan ulusal özgürlük kalıcı olamaz. Kürt–Türk emekçi ittifakı bir “iyi niyet” meselesi değil, hayatta kalma meselesidir. Bu ittifak kurulmadıkça, her halk ayrı ayrı kaybedecektir.
Ya devletlerin çizdiği sınırların içinde yavaş yavaş boğulacağız, ya da halkların yan yana durduğu, sınıfsal ve bedel ödemeyi göze alan bir yolu yeniden açacağız.
Başka orta yol yok.
Ben de buradan yazdım
Yorumlar
Yorum Gönder