**"Neoliberalizmin Sessiz Darbesi"**
Neoliberalizm piyasayı değil, insanı ve demokrasiyi dönüştüren sessiz bir iktidar aklıdır.
**"Neoliberalizmin Sessiz Darbesi"**
Bir kaç gündür yeni bir kitaba başladım. Kitabı sizinle paylaşmıştım. Wendy Brown'un "Halkın Çözülüşü" " Neoliberalizm Sinsi Devrim'i " adlı kitabı.
Kitaptan okudukça çıkartığım notları buradan sizinle paylaşmaya çalıştım. Aslında sizinle paylaşırken derdim okuduklarımı daha iyi anlayıp kavrayabilmek. Bunu yaparken de bilgiyi paylaşmanın güzelliğini ve hazzını yaşamak. Kısaca aslında her şey bir şekilde kendim içinmiş bunu farkettim. Bunun için sizlere verdiğim rahatsızlık için beni affettin.
İlk bölüm bitti. Biraz yavaş gidiyor. Ama böyle okunması gereken bir kitap. Şimdi ilk bölümden çıkardığım notları tek bir yazı olarak toparlayarak siz okuyucularla paylaşmak istiyorum.
Hadi başlayalım.
Neoliberalizm çoğu zaman serbest piyasa politikalarıyla, özelleştirmelerle, deregülasyonla ( sermayenin önündeki engellerin kaldırılması) anılır. Oysa asıl yıkıcı etkisi burada değil. Asıl mesele, neoliberalizmin yalnızca ekonomiyi değil, insanı, devleti ve demokrasiyi yeniden kuran bir yönetim rasyonalitesi olmasıdır.
Sessiz, gündelik ve neredeyse fark edilmeden işleyen bir dönüşüm bu . Piyasa artık bir alan değil, aklın kendisidir.
Bu akıl, devleti bir firma gibi yönetir; yurttaşı ise sistemin içinde bir hak öznesi olarak değil, insan sermayesi olarak görür.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, hatta dostluklar ve ilişkiler bile yatırım, performans, risk ve getiri hesaplarıyla düşünülür. Üniversiteye gitmek “iyi bir yaşam” arayışı değil, gelecekteki gelir potansiyelini artırma hamlesidir.
Sosyal medya, siyasal ifade alanı olmaktan çok kişisel marka vitrini haline gelir. Hayatın kendisi bir portföy ( varlık) yönetimine dönüşür.
Bu dönüşümle birlikte homo politicus - yani birlikte karar alan, kamusal sorumluluk taşıyan yurttaş- geri çekilir. Yerine, sürekli kendini optimize ( en iyilemek) etmeye zorlanan, rekabet içinde tutulan, başarısızlığı kişisel kusur sayılan homo economicus geçer.
Artık biz amaçlarını seçen özneler değiliz; piyasanın dayattığı hedeflere uyum sağlamaya çalışan varlıklarız. Özgürlük, demosun ( halk) kendi kendini yönetmesi olmaktan çıkar; “doğru tercihi yapabilme kapasitesi”ne indirgenir.
Bu süreçte demokrasi de içeriksizleşir. Eşitlik ve özgürlük siyasal ilkeler olmaktan çıkıp ekonomik terimlere tercüme edilir. Eşitlik rekabete, özgürlük devlet denetiminden arındırılmış pazarlara dönüşür.
Halk egemenliği ise ölçülemediği, puanlanamadığı için görünmez olur. Devletin meşruiyeti artık adalet üretme kapasitesiyle değil, büyüme rakamlarıyla, kredi notlarıyla, yatırımcı güveniyle ölçülür.
Neoliberal devlet bir yandan “piyasaya karışmayan” bir aktör gibi sunulurken, öte yandan piyasayı kuran, rekabeti dayatan, eşitsizliği normalleştiren güçlü bir aygıt olarak iş görür.
Sosyal güvenlik ağları sökülür, kamusal hizmetler bireysel borçlanmaya devredilir. Eğitim kredilerle, sağlık sigortalarla, emeklilik kişisel tasarruflarla ikame edilir. Toplum çözülür; geriye yalnızlaştırılmış, sürekli risk altında yaşayan bireyler kalır.
Böylece neoliberalizm, yalnızca bir ekonomik model değil, “iyi hayat” fikrini ortadan kaldıran bir rejim hâline gelir.
Aristoteles’in kamusal erdemle, Marx’ın özgürlük ufkuyla tarif ettiği insan potansiyeli yerini salt hayatta kalma, performans ve değer artırma kaygısına bırakır. İnsan, kendi hayatının öznesi olmaktan çıkar; piyasanın nesnesi haline gelir.
Bugün yaşadığımız siyasal tıkanma, temsil krizleri, öfke patlamaları ve yaygın umutsuzluk bu yüzden tesadüf değil. Demokrasi, içi boş bir yönetim tekniğine indirgendikçe, halk siyasetten dışlandıkça, itiraz kaçınılmaz olarak sokağa, bedene, hayata taşar.
Neoliberalizmin “sessiz devrimi” tam da burada gürültüye dönüşür.
Soruyu artık açıkça sormak gerekiyor. Piyasa akıl olduysa, insan ne olacak? Ve demokrasi, bu aklın içinde hayatta kalabilir mi?
Bu sorulara cevabımız aklı değiştirmekten onun yerine tekrar toplumcu aklı, sorgulayan, dayanışmacı aklı koymak, rekabetçiliği ortadan kaldırıp birlikte, birbirimiz için yaşamayı sağlayacak aklı koymamız gerekiyor.
İnsanlığın kurtuluşu bu sinsi devrimin yıkımına karşı ayağa kalkıp homo politicus 'a tekrar dönmeli ve insanlığa yakışır bir düzen için mücadele etmeliyiz.
Okumaya devam. Okudukça paylaşacağım. Umarım sıkmam
Yorumlar
Yorum Gönder