**"Kant’tan Sartre’a Bir Bunaltı Hattı"**

 Bu yazı bir felsefe özeti değil ;Kant’ta aklın sınırına çarpıp Hegel’de tarihin çatışmasına sürüklenen, Sartre’da ise özgürlüğün ağır sorumluluğunu sırtlanan bu metin; aşkı tamamlanma değil yan yana durma, varoluşu mazeret değil bedel, düşünmeyi konfor değil risk olarak gören bir bunaltı hattının içerden tanıklığıdır.


            **"Kant’tan Sartre’a Bir Bunaltı Hattı"**


Son zamanlarda felsefe okumaları yapıyorum. Hegel’den  Kant’a, oradan Sartre’a uzanan bir çizgiden devam ediyorum. Bu çizgi doğru bir çizgi mi?

Evet, doğru.

Ama rahat değil.

Düz bir ilerleme hattı hiç değil.


İlk gençlik zamanlarımda tanıştım felsefe ile her sosyalizme gönül veren genç gibi. "Felsefenin ilkeleri" idi ilk okuduğum kitap. Sonra  Platon'un "Devlet", Aristotales'in Politikası, Spinoza'nın "Ethica" Rousseau, Diderot, Marx, Engels ve Hegel vb olarak devam etti. 


Felsefe benim için hep zorlu bir yolculuk oldu. Okurken zor, anlarken zor, anlatıtken zor. Hâlâ öyle. Bu okumalar bana sormayı, sorgulamayı, varoluşu, varoluşumun nedenini , olaylar karşısında nasıl durmam gerektiğini öğretti. 


Felsefede ne kadar zorlandıysam da o kadar da sevdim. Bazen sayfalarca tekrarlar ettim anlam için, hâlâ da öyle ya ama hiç vazgeçilmez geçmedim. Ara verdim. Bir süre. Son aylarda yeniden başladım ama çok düzenli değil daha çok varoluşculuk üzerine yazılara ve felsefecilere bakıyorum. 


Ama yine de düzgün sıralı bir hat üzerine değil okumalarım. Bu yüzden Kant’ta aklın sınırına çarpıyorum. Saf Aklın Eleştirisi’nde insanın neyi bilemeyeceğini, Pratik Aklın Eleştirisi’nde ise neyi yapmak zorunda olduğunu öğreniyorum. Özgürlük burada bir lüks değil; ahlaki bir yük. İnsan özgür olmak zorunda bırakılıyor. Kaçış yok.


Hegel’e geçtiğimde işler daha da karışıyor. Tin’in Fenomenolojisi bana şunu söylüyor: Özne yalnız değildir; tarih vardır, çelişki vardır, çatışma vardır. Özgürlük bir iç ses değil, bir süreçtir. 


Hukuk Felsefesinin Prensipleri’nde anlıyorum ki birey, toplumdan bağımsız düşünülemez. Ama tam da burada sorular sertleşiyor: Tarih mi bizi yapar, biz mi tarihi?


Sartre’da ise artık hiçbir korku kalmıyor. Varlık ve Hiçlik’te Tanrı yok, öz yok, bahane yok. İnsan önce var, sonra ne olacağını kendi seçiyor. 


Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir dediğinde kulağa yumuşak geliyor belki ama altı sert: Özgürlük, insanın omzuna çöken ağır bir sorumluluk.


İşte bu yüzden izlediğim çizgi çatışmalı.

Özne, özgürlük, sorumluluk…


Bu üçlü yan yana geldi mi insanın içini rahat bırakmıyor. Ve ilk soru : 

İnsan özgür mü?

 Eğer özgürse, neden bu kadar korkak?


Aklın sınırı ne? Eğer akıl buysa, neden bu kadar itaatkâr?


Sorumluluk nerede başlar?

Sözde mi, eylemde mi, suskunlukta mı?


Bu sorularla sadece beynimi değil, varlığımı yokluyorum.


Ve evet, bunu bazen kadın - erkek üzerinden yapıyorum bunu.  Neden mi?

Çünkü kadın ve erkek, felsefenin en çıplak alanı. Ve benim bir türlü dikiş tutturamadığım bir alan. 


Kavramsal sis yok. Soyutlama lüksü yok.

İki beden, iki bilinç, iki özgürlük…

Ve çoğu zaman tek bir iktidar ilişkisi.


Bize yıllarca “birbirinizi tamamlıyorsunuz” dediler.

Oysa tamamlamak çoğu zaman iptal etmekti.

Kadının özgürlüğü fedakârlık diye törpülendi,

erkeğin sorumluluğu doğası gereği masalıyla ertelendi.


Ben burada duruyorum.İki ayrı varlığız.

Tamamlanacak parçalar değil, yan yana durabilecek özgürlükleriz.


Aşk da tam burada başlıyor: birinin diğerini doldurmasında değil, iki eksikliğin birbirine hükmetmeden bakabilmesinde.


Bu yüzden bu yol zor.

Bunaltıcı.

Yorucu.


Ama şunu da biliyorum: Rahatlatan felsefe, çoktan iktidarla uzlaşmıştır. Ben uzlaşmıyorum. Ben soruyorum.


Kant’la sınırı, Hegel’le çatışmayı, Sartre’la sorumluluğu sırtlanarak.


Ve evet, bu yol acıtıyor. Ama başka türlüsü düşünmek değil; sadece iyi ezberlenmiş bir suskunluk.


Ve bu arada Satre 'rı seviyorum. Anlatısında sanki kendimi buluyorum. 


Nasıl mı? 

Şöyle açıklayayım : Özgürlüğün bedelini ödemeyi, sevmeyi sahiplenmeden, var olmayı mazeretsizce ve aşkı kaçış değil sorumluluk olarak yaşamayı göze alıyorum.


Çünkü yaşadıklarım da bana bunu öğretti.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**