**"Yanlış Melodiyle Dans Edenler İçin "**
**"Yanlış Melodiyle Dans Edenler İçin "**
Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim.Bu bir duygu değil artık; bir tespit.
Geçici bir ruh hali değil, geriye dönüp bakınca netleşen bir muhasebe. Adımlarım eksik değildi belki, hatta çoğu zaman doğruydu; ama müzik başkasına aitti. Ritmi bana göre yazılmamış bir hayatın içinde, uyum sağlamam beklendi. Ben de uzun süre buna “olgunluk” dedim.
Meğer adı itaatmiş.
İnsan içine doğduğu düzeni çoğu zaman doğal sanıyor. Ona öğretilen ritmi kader zannediyor. Bu yüzden sorgulamak geç geliyor. Çünkü sorgulamak, sadece bugünü değil, bugüne gelene kadar “doğru” bildiğin her şeyi de yıkıyor. Ben uzun süre bunu göze alamadım. Güvenli olanı seçtim. Uyumlu olanı. Sessiz olanı.
Yanlış melodiyle dans eden insanın ilk yanılgısı şudur: Sorunun kendisinde olduğunu sanır. Daha iyi uyum sağlarsam, daha çok çabalarsam, daha az itiraz edersem belki bu huzursuzluk geçer diye düşünür. Oysa huzursuzluk geçmez. Çünkü sorun adımlarda değil, müziktedir.
Toplum, uyumlu insanları sever.Uyumlu insanlar düzeni tehdit etmez.Düzen de onları yavaş yavaş çürütür.
Bana öğretilen hayat, başkasının çıkarlarına göre bestelenmişti. Çalış, sabret, bekle, sus. Hak arama ama şükret. Seçeneklerin varmış gibi yap ama sınırları asla zorlama.
Bütün bunlara “normal” dendi. Ben de bir süre normal olmaya çalıştım. İçimdeki itirazı törpüledim. Fazla gelen taraflarımı sakladım. Çünkü bu dünyada fazla olmak, çoğu zaman yalnız kalmak demektir.
Ama yalnızlık bazen kalabalıkların içindeki o ağır boşluktan daha onurludur.
Yanlış melodinin en tehlikeli tarafı şudur: Seni hemen öldürmez. Yavaş yavaş eksiltir. İsteklerini törpüler, hayallerini küçültür, cümlelerini sadeleştirir. Bir süre sonra kendin için değil, senden beklenen için yaşarsın. Ve buna “denge” dersin. Oysa bu bir denge değil, kontrollü bir teslimiyettir.
Ben bunu geç fark ettim.Ama fark ettim.
Bir noktadan sonra beden konuşmaya başlıyor. Ruh susturulunca beden devralıyor. Yorgunluk, sıkışma, anlamsız bir huzursuzluk… Her şey yolundayken bile bir şeyin yanlış olduğunu biliyorsun. İşte o “bir şey”, melodinin sana ait olmaması. O “bir şey”, başkasının hayatını başarıyla oynadığını fark ettiğin an.
Aşk bile bu yanlış ritmin içinde sakatlanıyor. Sevmeyi bile temkinli öğretiyorlar insana. Fazla bağlanma, fazla hissetme, fazla isteme… Her şey ölçülü olsun. Ölçü dedikleri şey ise çoğu zaman korkunun matematiği.
Ben bazı sevgileri tam yaşayamadım. Çünkü yanlış melodide aşk bile ritmini kaybediyor. Ya aceleye geliyor ya da yarım kalıyor.
Yenilgilerimi uzun süre kişisel sandım. Oysa bir kısmı yapısaldı. Bu düzen, herkese eşit mesafede duran bir sahne değil. Bazılarına solo veriyor, bazılarını fonda tutuyor. Bana düşen fonda dans etmekti; ben bir ara buna razı oldum. Sonra içimde bir yer buna isyan etti.
Yanlış melodinin asıl sahibi sınıftır. Bu hayat, herkese aynı sahneyi vaat etmez; sadece aynı yorgunluğu dayatır. Bazılarına doğuştan ritim verilir, bazılarına ise tempo tutması öğretilir.
Kimileri dans ederken alkış alır, kimileri müziği taşır ama sahneye hiç çıkamaz. Sonra bu eşitsizliğe “kader”, “şans”, “yetenek farkı” denir. Oysa bu bir düzen meselesidir. Bu düzen, uyumlu olanı değil, boyun eğeni sever. Ve boyun eğmeyi erdem diye satar.
Bize sürekli şunu fısıldadılar: “Çok da şey etme, herkes böyle yaşıyor.” Bu cümle, düzenin en sinsi ninnisidir. Çünkü insanı isyandan değil, ihtimalden vazgeçirir.
Yoksulluğu kişisel beceriksizlik, yenilgiyi karakter kusuru, yorgunluğu zayıflık gibi gösterir. Böylece sistem görünmez olur, birey suçlu kalır. Yanlış melodiyle dans eden milyonlar, birbirine bakıp “demek ki sorun bende” der.
Oysa sorun orkestradadır. Şef görünmezdir ama ritmi o belirler.
İsyan her zaman bağırarak olmaz.Bazen insan sadece durur.
Yanlış melodiyi fark ettiğinde iki yol vardır: Ya alışmaya devam edersin ya da bedel ödemeyi göze alırsın. Ben ikinciyi seçtim. Bedelin romantize edilecek bir tarafı yok. Kaybettiklerin oluyor. Güvenceler gidiyor. “Akıllı ol” diyen sesler çoğalıyor. Ama bir şey kazanıyorsun: Kendinle arandaki mesafe kapanıyor.
Artık biliyorum: Bu dünyada herkes dans ediyor ama çok azı kendi müziğiyle. Şimdi daha sade yaşıyorum. Daha az ama daha sahici. Alkış beklemiyorum. Onay aramıyorum. Uyumlu olmaya çalışmıyorum. Bazen sert, bazen kırıcı, bazen yalnız… Ama bu yalnızlık bana ait. Yanlış melodinin kalabalığından daha dürüst.
Geç kaldım mı?
Belki.
Ama hiç gelmemekten iyidir.
Hayat bir danssa, bu düzen koreograf değil; bir baskı makinesi. Herkesi aynı ritme zorlayan, farklı adımı hata sayan bir mekanizma. Buna rağmen kendi melodisini arayan herkes biraz sakattır, biraz yorgundur, ama canlıdır.
Sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim. Ama artık müziği tanıyorum.
Ve bu kez adımlarım, içimden geliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder