**"Doğan Durgun’a Yanıt: Sosyalizm Meclis Sopasıyla Kurulmaz"**
Sosyalizm yeniden yorumlanabilir; tarihte bunun sayısız örneği vardır. Ancak sosyalist eleştiriye “meclis dışı bırakma” imasıyla yanıt vermek ne Marksizm-Leninizm’e, ne özgürlük mücadelesine, ne de savunulan “yeni sosyalizm” iddiasına sığar.
**"Doğan Durgun’a Yanıt: Sosyalizm Meclis Sopasıyla Kurulmaz"**
Bugün pazar. Dışarı çıktım, sokaklar boştu. Bir tur atıp eve döndüm. Bilgisayarı açtım; haber sitelerinde, dergilerde gezindim. Bu aralar özellikle Yeni Yaşam Gazetesi’ne daha sık bakıyorum. Malum, Abdullah Öcalan’ın “yeni sosyalizm” tarifinin altını nasıl dolduruyorlar, nasıl bir teorik çerçeve kuruyorlar diye.
Gezinirken gözüm Doğan Durgun’un “Sosyalizm ve sınıfta kalanlar” başlıklı yazısına kaydı. Okudum. Baştan sona. Yazı, sosyalizmin dogmatik bir ideoloji olmadığı tespitiyle başlıyor; bu yönüyle doğru bir yerden söz alıyor.
Zaten Marksizm-Leninizm, kutsal metinler toplamı değil; yaşayan, dönüşen bir mücadele kılavuzudur.
Ama yazı ilerledikçe mesele, sosyalizmin nasıl güncelleneceği tartışmasından çıkıyor; sınıf iktidarı, devlet, örgüt ve en önemlisi siyasal meşruiyet başlıklarında ciddi sorunlar barındıran bir hatta giriyor. Üstelik bu hat, yer yer tehditkar bir dille tahkim ediliyor.
İtirazım tam da buraya.
Yeni bir sosyalizm anlayışı elbette tartışılabilir
Tarihte “yeni sosyalizm” arayışları ilk kez yaşanmıyor. Karl Marx’ın metinlerini Rusya’nın özgül koşullarında yeniden yorumlayan Vladimir İlyiç Lenin, bunun en açık örneğidir. Çin, Küba, Vietnam deneyimleri de Marksizm’in farklı tarihsel bağlamlarda nasıl dönüştürülebildiğini gösterir.
Sosyalizm donmuş bir form değil; canlı bir pratiktir.
Buraya kadar sorun yok.
Ama Marksizm-Leninizm’de bir eşik vardır. Yeni bir sosyalizm anlayışı geliştirilebilir; ancak sınıf iktidarı sorusu askıya alınarak geliştirilemez. Doğan Durgun’un yazısı tam bu noktada netliğini kaybediyor.
Sınıf, iyi niyetli bir sosyoloji başlığı değildir .Yazıda sınıf; “baldırı çıplaklar”, “topraksız köylüler”, “ezilenler” gibi tanımlarla ele alınıyor. Bunlar gerçeklikten kopuk tanımlar değil. Ama Marksist-Leninist açıdan yetersiz.
Çünkü sınıf meselesi, yalnızca kimlerin ezildiği değil; kimin iktidar olduğu sorusudur.üretim araçlarıyla kurulan ilişki, artı-değerin kime aktığı,
devlet aygıtının hangi sınıfın elinde olduğu
üzerinden tanımlanır.
Sınıfı iktidardan kopardığınızda, geriye politik bir mücadele değil; ahlaki bir mağduriyet anlatısı kalır. Leninizm bu yüzden aynı soruyu tekrar tekrar sorar.
Bu mücadele hangi sınıfın iktidarına çıkacak?
Bu soru yazıda cevapsızdır.
Devlet meselesindeki sessizlik masum değil
Yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, ekoloji vurguları elbette önemlidir. Ama Marksist-Leninist perspektifte bunlar, devlet iktidarı sorusundan bağımsız ele alınamaz.
Lenin için devlet, yok sayılacak bir şey değil, parçalanması ve yerine sınıf devleti kurulması gereken bir aygıttır.
Devleti flu bırakmak, sınıf iktidarını flu bırakmaktır. Bu, özgürlükçü bir tercih değil; stratejik bir boşluktur.
Sosyalist eleştiriye tehdit diliyle yanıt verilemez.
Asıl sorun ise burada düğümleniyor. Doğan Durgun’un yazısında, Kürt hareketiyle birlikte siyaset yapan ya da ona dışardan destek veren sosyalistlere dönük açık bir hizaya sokma dili var. Sosyalizm anlayışını eleştirenlerin, “meclis”, “vekilliği hatırlatma” gibi imalarla susturulması kabul edilemez.
Bu dil:
ne özgürlük mücadelesine, ne demokrasi iddiasına,
ne de tarif edilen “yeni sosyalizm” anlayışına sığar.
Marksizm-Leninizm’de eleştiri, mevki ve sandalye hatırlatılarak bastırılmaz. Lenin, en sert tartışmaları bile örgütsel şantaja çevirmemiştir. Bu dil sosyalist değil, burjuva siyasetine aittir.
Bir başka gerçek de şudur. Kürt hareketinin Türkiye’nin batısındaki siyasal meşruiyeti, önemli ölçüde sosyalistlerin tarihsel dayanışması sayesinde kurulmuştur.
Bu bir lütuf değil; ortak bedellerle örülmüş bir mücadele ilişkisidir. Ortak bedele itiraz edebilirsiniz. Bedel muhakkak cezaevi, ölüm vb. değildir. Sınıf mücadelesine öyle veya böyle verilen zarar da en büyük bedenlerden biridir. Bunu daha sonra tartışırız.
Bu ilişkiyi yok sayarak, eleştiren sosyalistlere “meclis sopası” göstermek; barışa da, kardeşliğe de hizmet etmez. Leninizm ittifakı tehditle değil, sınıfsal açıklıkla ve eşitlikle kurar.
Yeni bir sosyalizm anlayışı tartışılabilir. Dogmatizm eleştirisi yapılabilir. Kürt hareketinin özgünlüğü teslim edilebilir. Ama bunların hiçbiri; sınıf iktidarı sorusunu askıya almayı, devleti belirsizleştirmeyi ve sosyalist eleştiriyi siyasal dışlama imasıyla bastırmayı meşrulaştırmaz.
Marksizm-Leninizm kimseye sopa sallamaz.
O, herkese aynı soruyu sorar.
İktidar kimin elinde olacak?
Bu soruya birlikte, açık ve eşitçe cevap aradığımız ölçüde barıştan, demokrasiden ve halkların kardeşliğinden ve eşitliğinde söz edebiliriz. Aksi halde “yeni sosyalizm” adı altında, eski ve tehlikeli bir siyaset dili yeniden üretilmiş olur.
Bu dil doğru bir dil değildir. Soldaki sosyal şoven dili eleştirirken bunu görmemezlikten gelemeyiz. Gelmemeliyiz.
Yorumlar
Yorum Gönder