**"Solun Yan Çizme Lüksü Kalmadı"**

 **"Solun Yan Çizme Lüksü Kalmadı"**


Soru şu : Sosyalistler / Komünistler İmralı'ya gitme konusu tartışılırken ne yapmalı? 


Elbette bütün sosyalistler / Komünistler adına kesinlikle böyle olmalı demiyorum. Kendi adıma bir komünist olarak bir halkın tercihi öyle veya böyle barış ise kendi sözümüz ile İmralı'ya gitmeliyiz. 


Bu benim bir komünist olarak bugün durduğum yer. Evet, ben de biliyorum gerçek barışın emeğin özgür olmadığı, halkların eşit olmadığı bir dünyada gerçekleşmeyeceğini. 


Ama ben şunu da biliyorum sürecek bir savaşta dökülecek kan işçilerin, yoksulların çocuklarının kanıdır. Bu kan durmalıdır. 


Konuyu açalım : Türkiye’nin siyasal koridorlarında bir kez daha “İmralı süreci” konuşuluyor. Herkes pozisyon alıyor, herkes kendi cephesinden “tutum” açıklıyor; ama iş sosyalistlere gelince, bir tuhaf tereddüt, bir garip edilgenlik, bir bitmeyen kaçış başlıyor.


Oysa bugün kaçınamayacağımız kadar yalın bir soru var: İmralı’ya gidilmeli mi, gidilmemeli mi?


Bu sorudan kaçan her çizgi, farkında olsun ya da olmasın, milliyetçi devlet aklına yedekleniyor. Aynı şekilde Saray’ın “çözüm süreci fotoğrafı”na figüran olmak da solun tarihsel iddiasını çürüten bir teslimiyet.


Artık sislenmeye, kıvırmaya, “biz bağımsız hatta duruyoruz” deyip sorumluluk almamaya yer yok.

Bu ülkenin barışı, milliyetçilere de Saray’ın siyasal mühendisliğine de bırakılamaz.


Devlet aklıyla hizalanmak mı? Asla.


Ulusalcı-milliyetçi çizgi bugün hala  “güvenlik devleti”nin diliyle konuşuyor. Kürt halkının meşru taleplerine düşmanlık üzerinden siyaset devşiren bu anlayış, sosyalistlerin asla basmayacağı bir bataklıktır.


İmralı’ya “kesinlikle gidilmesin” diyenlerin büyük kısmı, farkında bile olmadan devletin o soğuk koridorlarında dolaşıyor.


Sosyalistlerin işi o koridorları seslendirmek değil, halkların sözünü büyütmektir.


Peki Saray’ın “çözüm fotoğrafı”na mı yedekleneceğiz o zaman? 


O da değil.


AKP - MHP’nin, İslamcı - milliyetçi- liberal koalisyonu, çözüm arayışlarını her zaman kendi iktidar tasarımının aparatına dönüştürdü.

Onların masasındaki sandalye, barışın değil iktidar stratejisinin bir parçasıdır.


Sosyalistlerin o masaya “fotoğraf süsü” olmak için oturması, tarihe karşı suçtur.


Peki “Emperyalist projedir” deyip kenara çekilmek mi? Bu kaçışın en cilalı biçimidir.


Elbette bağımsız bir sosyalist çizgi şart.

Elbette çözümün sınıf eksenine oturması gerekir.

Ama “emperyalist projedir, biz kağıt üzerinde bağımsız hattayız” diyerek süreçten kaçmak, siyasal sorumluluktan kaçmaktır.


Bağımsız hat, bildirilerde değil sokakta, grevde, halk meclisinde kurulur. Kuramadığın hatta sığınıp büyük laf etmek siyasetsizliktir.


Gelelim temel sorumuza : Sosyalistler İmralı’ya gitmeli mi?


Evet.


Açık, net ve bütün sisleri yaran bir “evet”.


Ama nasıl bir evet?


Saray’ın vitrini için değil…


İktidarın “bakın süreç var” imajını parlatmak için değil, kendi sözünü masaya koymak için.


Devlet aklını meşrulaştırmak için değil…


Güvenlikçi paradigmanın gölgesine girmek için değil, halkların taleplerini, barış hakkını savunmak için.


Kürt halkının barış arayışını sahiplenmek için…


Bir  halkın meşru taleplerinin yanında durmak sosyalizmin doğal refleksidir.


Ve hepsinden önemlisi: Sınıfın çıkarını masaya taşımak için.


Barış, ancak emeğin talepleriyle birleştiğinde gerçek bir toplumsal dönüşüm anlamı taşır. Sermayenin dizayn ettiği barış, barış değil pazarlık masasının süsüdür.


Bugün görev şudur:


Ne milliyetçi devlete, ne Saray’a,ne de soyut kaçış söylemlerine yedeklenmek.


Sosyalistler, emekçilerin, işçilerin, yoksulların, halkların çıkarını merkeze alan bağımsız bir barış hattını kurmak zorunda. Bunun için de sürece müdahil olmak, söz söylemek, risk almak gerekiyor.


Barış, “uzaktan yorum yapılan” bir mesele değildir.

Barış, dahil olarak kurulur. 


Son söz şöyle olsun.  Evet, İmralı’ya gidilmeli.

Ama kimsenin gölgesinde değil, Saray’ın vitrini için değil, devlet aklının kopyası olarak değil…


Emekçilerin, halkların, özgürlüğün, barışın sesini masaya taşıyacak bir sosyalist iradeyle gidilmeli.


Kaçış değil, duruş zamanı. Ve o duruşun adı,

sınıfsal, halkçı, bağımsız sosyalizm.


Bir not da CHP 'li dostlara ; ya ulusalcıların hezeyanlarına kapılıp tüm geleceği kaybedeceksiniz  ya da inisiyatif alıp kozları Sarayın elinden alıp geleceğinizi ve ülkeyi siyasal İslamcılardan kurtaracaksınız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**