**"Öcalan’ın Bookchin Açılımı Nereye Oturuyor?"**

 **"Öcalan’ın Bookchin Açılımı Nereye Oturuyor?"**


"Rojava’nın halk meclisleri, kadın özgürlüğü ve özsavunma hamleleri kıymetlidir. Ama kapitalist dünyanın ortasında sınıf iktidarını hedeflemeyen bir model, devrimin bir yanıyla hep eksik, hep kırılgan kalır."


Bu başlık, bu giriş daha geniş, daha teorik bir yazıyı hakediyor aslında. Yıllarca Marksist kadrolar üzerinden yönetilen bir örgüt Ortadoğu'da ki gelişmeler üzerine sınıfsal bakış paradigmasından vazgeçip, ekolojist, meclistçi, yatay örgütlenmesi, ademi merkeziyetçi bir yönetim modelinden bahsetmeye başlıyor. 


Bütün ideolojisini Marksizm kaçkını Bookchinden alıyor. Olabilir. Öcalan Ortadoğu'da ürettiği politikaların karşılığını bu şekilde sağlayabileceğini düşünüyordur. Haklı da olabilir. Sonuçta bir ulusun bölgede  kendi ulusal kimliği ile var olabilmesinin kavgasını veriyor. 


Suriye’nin kuzeyinde, emperyalizmin gölgesinde, iç savaşın ortasında kurulan Rojava deneyimi birçokları için bir umudu temsil etti. Kadın meclisleri, halk konseyleri, kooperatifler… Bütün bunlar Ortadoğu’nun karanlık denkleminde bir ışık gibi parladı.


Fakat bir Marksist olarak soğukkanlı davranmak zorundayız.Rojava’daki dönüşüm, Öcalan’ın 2000’lerden itibaren benimsediği Bookchin çizgisinin bir ürünüydü: Devletsiz demokrasi, yerel meclisler, ekoloji, kadın özgürlüğü ve konfederalizm…


Güzel.

Cesur.

Ama bir yerde eksik.


Eksik olan şey, sınıf iktidarıdır.


Biz sosyalistler, Marksistler bu yapılanmayı desteklemek zorunda mıyız? Böyle bir zorunluluğumuz var mı? Elbette yok. Marksizm dışı, sınıfsal bir dönüşümü hedeflemeyen hiç bir modele destek vermek zorunluluğumuz yoktur. 


Yalnız bazı sosyalist/komünist arkadaşlar bu yapılanmaya övgüler dizerken Apoculuğu neredeyse Ortadoğu'da kutsal hale geldiler. Bunu yaparken tek bahaneleri Kürt halkı ile duygusal bağı sürdürebilme söylemini sığınak olarak seçmeleri. 


Kürt halkını sınıfsal bir hatta çekmek, zaten ulusal haklarını tanıma kararlılığını göstermek o gönül bağını sağlam tutma adına yeterlidir bence.  Öcalan'ın yeni paradigması Marksistler için tartışılacsk bir konu bile değildir. 


Çünkü Bookchin’in sosyal ekolojisi, Marx’ın sınıf analizini “yetersiz” bulur; devletin ortadan kaldırılmasını değil, bypass edilmesini önerir; devrim yerine yerel dönüşüm ve konfederal ağlar koyar. 


Öcalan da 2000 sonrası bu çizgiye yöneldi. Devlet kurma hedefinden vazgeçti. Ulusal kurtuluş çizgisi yerini “radikal demokrasi”ye bıraktı.


Peki sorun ne?


Sorun şu: Sermaye sınıfı yerinde dururken, devlet aygıtı ayakta dururken, emperyalizm bölgeyi yeniden şekillendirirken; halk meclisleri tek başına nereye kadar? Evet, seküler bir yapılanma, ekolojist bir yönetim anlayışı önemlidir ama nihayetinde bizim için, halklar için kurtuluşu ifade etmez. İlk adım olamaz mı diyebilirsiniz. Hedefi geri çekip adımları ikiye çıkartmak. Buna da sözüm olmaz. Nesnel şartlardan dolayı. Ben bir sosyalistim Marksizm-Leninizm asla vaz geçmeden bu adımları atmak isterim. 


Evet, Bugün Rojava’da kooperatifler var ama özel mülkiyet de var.


Özsavunma gücü var ama iktidarı ele geçirme hedefi yok. Yani ikinci adım hedefi yok.  


Yerel meclisler var ama merkezi planlama yok. Yani aslında bundan ötesini planlayan düşünen yok. O zaman Rojava'ya bir komünist parti gerek. 


Bütün bunlar birleşince ortaya “yarım kalmış devrim” hissi çıkıyor. Yılların mücadelesinden sonra değil mi? 


Evet, Rojava halkı, Kürt halkı yıllarcs kahramanca direndi; ancak meclis modeli sınıfsal iktidar sorununu çözmedi.


Marksizm bize şunu öğretir:

Toplumsal dönüşüm, üretim araçlarının mülkiyetine dokunmadan, sınıf iktidarını hedeflemeden tamamlanamaz.


Eğer kapitalist ilişkiler sürüyorsa, eğer bölge ekonomisi küresel piyasalara bağımlıysa, eğer devlet aygıtı hala sınırın öte yanında tepende duruyorsa, devrimci iddianın bir ayağı hep eksik kalır.


Rojava deneyimi değerlidir, ciddiyetle incelenmelidir.

Ama Bookchin’in “devletsiz demokrasi” çizgisi, kapitalist dünyada sınıf iktidarı sorununu çözemez.


Rojava deneyimi cesur bir toplumsal örgütlenme girişimidir; halk meclisleri, kadın özgürlüğü ve özsavunma pratikleri tarihsel olarak kıymetlidir.


 Ancak Öcalan’ın Bookchin’den etkilenerek geliştirdiği “devletsiz demokrasi” paradigması, Marksist açıdan sınıf iktidarını, devletin niteliğini ve üretim ilişkilerinin dönüşümünü dışarıda bıraktığı için yapısal olarak kırılgandır.


Rojava bir “ütopya adası” olarak kalabilir;

ancak sermaye sınıfı, emperyalist güçler ve devlet aygıtı varlığını sürdürdükçe tam anlamıyla özgürleşemez.


Bu yüzden mesele şu soruya gelip dayanır:


Halk meclisleri, üretim araçlarını kimin kontrol ettiğini değiştirmeden ne kadar yol alabilir?


Rojava’nın geleceği belki de bu soruya vereceğimiz yanıtta yatıyor.


Bu soruya  Marksistlerin bugünden kaçamak cevap verme lüksleri yoktur. Onlar bugün hiç tereddüt etmeden Kürt halkını sosyalizme örgütlenmeye çağırmalıdır

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**