**"Nadir Elementlerin Laneti"**

 **"Nadir Elementlerin Laneti"**


“Dünya, temiz enerji masalıyla yeni bir sömürü çağının eşiğinde.”


Kırklarında bir adam, Çin’in güneyinde bir maden yolunda arabamızı durdurup bağırıyor. 

“Burada işiniz yok! Burası tehlikeli, git!”

Kısa bir sessizlik... ardından motor sesleri, ardından o tanıdık tedirginlik diye kitapta bir başka bölüme başlıyor yazar. 


Çin'de otomobil şirketlerine kaçak çalışan maden şirketlerinden bahsederken böyle bir giriş yapıyor. 

Sermaye, yine bir şeyleri saklıyor. Her zamanki gibi. 

Bu kez sakladığı şey altın değil, bakır değil; “temiz enerji”nin kalbinde atan o küçük lanetli atomlar, nadir elementler.


Dünyanın dört bir yanında son yıllarda “yeşil dönüşüm” adıyla kutsanan bir teknoloji devrimi yaşanıyor.


Elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri, güneş panelleri…

Bize tertemiz bir gelecek, karbon ayaksız bir yaşam vaat ediyorlar. İnsanlığı düşünmekten, onun için toplantılar yapmaktan bitap düşmüş şirketler. 


Ama bu yeni dünyanın pırıl pırıl yüzünün arkasında, Baotou’nun gri gökyüzü var. İç Moğolistan’ın bu kentinde yılda 100 bin ton nadir metal çıkarılıyor;

toprağı, havası, suyu asitle yıkanıyor, üç milyon insan zehirli çamurun ortasında yaşamaya çalışıyor.


Çinli bir kadın söylüyor:


 “Bizim köyde çocuklar diş bile çıkaramadan ölüyor. Toprak beyazlaştı, nehirler kara aktı.” 


Bu nasıl bir insanlık dramıdır. Bir çocuğun 1 gr lityum kadar değerinin bile olmadığı bir sisteme nasıl ses çıkartmaz insanlık. 


İşte bu, tam da budur “yeşil enerji”nin gerçek rengi.


Dünya ekonomisinin nabzı artık bu metallere bağlı.

Galyum, niyobyum, lityum, kobalt, tantal, germanyum…


Her biri bir tür modern altın, ama daha sinsi. 

Bir rüzgar türbini kanadında, bir cep telefonunun devresinde, bir elektrikli aracın kalbinde dolaşan bir lanet.


Çin, bu madenlerin yüzde 60’ından fazlasını çıkarıyor ama tek günahsız ülke o değil. Kongo’nun çocukları kobalt topluyor, Kazakistan’ın nehirleri krom atıklarıyla kararıyor, Bolivya’da lityum kuyuları yerli halkın suyunu yutuyor. 


Latin Amerika’nın tuz çölleri, “beyaz altın” uğruna kuruyor.Küresel sermaye, yeşil teknolojiyi yeni bir sömürge modeline çevirmiş durumda.Petrodoların yerini artık “madendolar” aldı.


Evet, bu metaller pahalıdır. Ama esas maliyet, o fiyat etiketinde yazmaz. Bir ton nadir toprak elementi için 30 bin metreküp su harcanır.Sülfürik asit, nitrik asit, hidroklorik asit…


 “Tek bir bitki bile bitmez oldu.” 


Toprağın kimyası bozulur, nehirler asit göllerine dönüşür.Bu madenler çıkarılırken doğa ölüyor,

işçiler zehirleniyor, köyler taşınıyor, kadınlar kocalarını kansere gömüyor.


Ama uluslararası şirketler tıpkı geçmişin kömür baronları gibi , bize hala  aynı masalı anlatıyorlar, 

“Bu fedakarlık, geleceğin enerjisi için.”


Kapitalizm, her krizinde kendini yeniden üretir.

Kömürle, petrol ile doymadı; şimdi doğayı “yeşil” renge boyuyor.


Emeği, toprağı ve suyu yeniden metalaştırıyor.

Adına “sürdürülebilirlik” diyorlar. Ama aslında, sürdürülen şey sömürünün kendisi. Yeni çağın motoru artık lityum piller, nadir elementler, dijital ağlar.


Bir yanıyla “karbon nötr” hedefleri süslenirken,

öbür yanıyla yeni madencilik savaşları hazırlanıyor.

Petrol çağının tankları yerini maden çağının kepçelerine bırakıyor.


Bir rüzgar türbininin kanadı dönerken,belki birkaç kilometre ötede bir işçi toz bulutları içinde nefes alamıyor.


Bir güneş paneli ışıldarken, onun hammaddesi belki başka bir ülkede toprağa asit olarak dönüyor.

Yani, temiz enerji yok , yalnızca kirli enerjinin yeniden markalanmış hali var.


Bir köyün çocukları kansere gömülüyorsa,

bir nehrin rengi kara aktıysa, bir kadın “kocam toprağın altında ama ben hals toz yutuyorum” diyorsa, o teknoloji “yeşil” olamaz.


Ne rüzgâr ne güneş ne elektrikli otomobil…

Hiçbiri sınıfsal adaletsizliği ortadan kaldırmadığı sürece kurtuluş değildir.


Dünya yeni birikim dönemine giriyor; ama bu birikim doğanın yoksullaşması, emeğin ölümüdür. Nadir metaller, insanlığın aynası oldu. 


Refahın yüzü parlak, vicdanı paslı.


İnsanlık bu hızlı tüketim ve birikim modeli içerisinde  kendine farklı bir yol çizmezse sonu hiç iyi olmayacak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**