**"İşçiler Ayakta, Sol Hala Yerde Sürünüyor"**

 Fabrikalarda, madenlerde, belediyelerde işçiler ayağa kalkmışken, solun bir kısmı hala sınıfsız barışın peşinde. Barış elbette önemli ama aslı görevimizi unutmadan.Birleşik emek mücadelesi kurulamadıkça da yaşam alanı direnişleriyle grevler aynı nehirde buluşamıyor. Gerçek barış da, gerçek özgürlük de ancak sınıf mücadelesinin ellerinde yükselir.


**"İşçiler Ayakta, Sol Hala Yerde Sürünüyor"**


Memleketin gerçek başlığı artık sokakta okunuyor:

İşçiler ayakta.


Fabrika önlerinde nöbet çadırları kuruluyor, maden işçileri yerin yüzlerce metre altından ses veriyor, metal ve diğer iş kollarında, şık düğmede ,sağlık emekçileri, kargo işçileri, belediye çalışanları birer birer greve çıkıyor. 


Çalışma koşullarının ağırlaştığı, ücretlerin pula döndüğü, güvencesizliğin büyüdüğü bir ülkede işçi sınıfı, uzun zamandır görülmeyen bir isyan dalgası yaratıyor.


Ama aynı manzarayı solda görmek mümkün değil.

Bir kesim hala  sınıftan uzak, gökyüzüne asılı “barış süreçleri” ile oyalanıyor. Bir kısmı ulusalcı dile bulaşmış, laiklik, cumhuriyetçilik ekseninde debeleniyor, devletin dilinin bir başka versiyonunu kullanıyor. Küçük bazı gruplar ısrarla bu iki çizginin dışında sınıfın yanında kalmaya çalışıyor. 


Barış sözcüğü semadan inmiyor; ayakları yere basmıyor. Aslında barış işçinin avucunda şekilleniyor. Bu hakikati görmeyenler, kendi gölgesine takılıp kalıyor.


İşçi sınıfının böylesine hareketli olduğu bir dönemde, neden birleşik bir sınıf cephesini hala  kuramıyoruz?


Çünkü solun önemli bir bölümü yıllardır sınıf dışı başlıklara savrulmuş durumda. Çünkü örgütlü işçinin tarihsel rolü, kimlik siyasetinin karanlık koridorlarında görünmez kılındı.


Çünkü solun bir kısmı, emperyal projelerin içinde konumlanmış “barış” masallarının cazibesine kapılıp, sınıfın tam ortasında yükselen gerçek fırtınayı görmezden geliyor.  Bir ulusu bu emperyal projelerin barışından kurtaracak olan sınıfla buluşmuş solun kendisi olacaktır. 


Bugün ulusal hareketi suçlayacak dilin yerini solun kendisini eleştiren dil alırsa o zaman işte sorunun sebebini bulup bugün barışın neden emperyalist ilişkilerin elinde olduğunu anlamış olacağız ve bu süreci onların elinden alacağız. 


Bu yaşadığımız sadece bir yön kaybı değil; açık bir politik iflastır maalesef.


Bugün memleketin dört bir yanında yaşam alanları savunuluyor:


HES karşıtı köylüler, maden sahalarına direnen yurttaşlar, ormanını koruyan köylü kadınlar, derelerini savunan  halk…


Aynı dönemde işçiler de sokakta, grevde, direnişte.


Aynı düşmana karşı, aynı düzenin çarklarına karşı…

Ama mücadeleler hala  birbirine dokunmuyor.


Çünkü o bağı kuracak siyasal akıl, sınıf perspektifinin dışına düşmüş durumda.

Oysa doğanın talanı ile emeğin talanı aynı sermaye mekanizmasının iki dişlisidir.


Birleşmezlerse kaybederler. Bağlanmazlarsa yenilirler.


Gerçek ekoloji mücadelesi, sınıf mücadelesinin nefesiyle büyür. Sınıf mücadelesi de yaşam alanlarının barikatından güç alır. Yaşam alanları mücadelesi işçilerin direnişinden. 


Türkiye’nin bazı kesimleri hala  “barış”ı sermaye koridorlarında, emperyal haritalarda, içi boş deklarasyonlarda arıyor. Oysa şu yalın gerçeği yüzlerine yazmak gerekiyor:


Sınıfsız barış olmaz.

Sermaye ile barış olmaz.

Emperyal projelerle eşitlik olmaz.


Barış, ancak işçinin sömürüye dur dediği gün başlar.

Barış, grev çadırında filizlenir, direniş pankartının gölgesinde büyür.

Barış, sınıfın kendi kaderine sahip çıkmasıyla gerçekleşir. 


Bugün tek acil görev vardır: Sınıfı yeniden siyaset sahnesinin merkezine taşımak.


Metal işçisi, maden işçisi, sağlık emekçisi, belediye çalışanı, öğretmen, kargo işçisi, güvencesiz gençler… Hepsi aynı düzenin kıskacındadır.


Bu halkayı birleştirecek olan solun sınıf perspektifidir. Bunu kuramadığı sürece sol, kendi kendinin gölgesine dönüşecektir.


Mücadeleleri tek bir çizgide buluşturan siyasal hat kurulmadıkça, hiçbir kazanım kalıcı olmayacaktır.


Bugün işçiler ayağa kalkmışken hala  sınıfa sırt dönenlerin bilmesi gereken bir gerçek var:

Bu ülkede tarih, masa başında barış tüccarlarının kaleminden değil, çarkları durduran işçinin yumruğundan yazılır.


Sınıftan kopuk siyaset, kendi yarattığı boşlukta çürüyecek; patron düzenine yedeklenenler, işçilerin yürüyüşü karşısında tarihin kenarına savrulacaktır.


Çünkü patronların barışı yoktur.

Sermayenin özgürlüğü yoktur.

Kimlik siyasetinin kurtuluşu yoktur.


Kurtuluş, işçinin örgütlü gücündedir. Tarih, ayağa kalkan sınıfın yanında yürür. Seyredenleri ise asla affetmez.


Mücadele alanlarını birleştirme zamanı. Birleşik emek ve ekoloji mücadelesini oluşturmak zorundayız. 


Başka çaremiz yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**