**"Topyekün Saldırıya Topyekün Direniş"**
**"Topyekün Saldırıya Topyekün Direniş"**
İyi günlerden geçmiyoruz dostlar. Daha çok hukuksuzluğun yaşandığı, daha çok düzensiz bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Elbette bu durumun yarattığı fırsatlar da var, sadece biz hazır mıyız? Sorun bu.
Türkiye hızla faşizmin bataklığına doğru sürükleniyor. Burjuva demokrasilerin de dahi görülmeyecek uygulamalar yaşanıyor. Her şey tel adam diyorlar ya aslında şirketlerin / sermayenin istediği şekilde yürüyor.
CHP’ye uygulanan kayyum, iktidarın “artık hiçbir kural tanımam” hamlesidir. Bu yalnızca CHP’nin değil, bütün muhalefetin, bütün toplumsal kesimlerin geleceğinin ipotek altına alınmasıdır.
Eğer bu faşist hamle püskürtülemezse, bu ülkede hiçbir kesimin, hiçbir yurttaşın nefes alabileceği bir gelecek kalmayacaktır.
Üstüne bir de savaş politikaları bindirilmiş durumda. İktidar içeride baskıyı artırırken dışarıda sürekli yeni cepheler açmaya niyetli. Her gün bir savaş tehdidi ile güne başkıyoruz
Bir gün barış derken akabinde savaş naraları atan siyaset erbabı boy gösteriyor ekranlarda. Oysa hepimiz biliyoruz: barış deyip barışla alakası olmayan aslında hiç başlamayan Kürt barışı bu ülkenin geleceğini karartan en önemli kırılma noktalarından biri olma durumunda.
Barışın masadan kalkacağının verileri konuşulmaya başlandı bile. İşçi sınıfının, gençliğin, kadınların talepleri de daha ağır bir baskı rejimi altında boğuluyor.
CHP’nin böyle bir ortamda emek eksenli bir vizyonu var mı? Yok. Sosyalist partiler? Alanlara iniyorlar, ses veriyorlar. Ama işçiden kopuk, emekçiyle buluşmayan bir siyaset, devletin demir yumruğu karşısında tutunamaz. Rosa Luxemburg’un sözü kulaklarımızda çınlıyor:
“Ya sosyalizm ya barbarlık!”
Bugün barbarlık; kayyumla, OHAL’le, savaşla, işçinin lokmasını çalan vergi politikalarıyla ete kemiğe bürünüyor.
Lenin, “İşçi sınıfı hareketi bütün halkın devrimci hareketiyle birleşmezse zafer imkansızdır” diyordu. Bu cümle bugün metal işçilerinin TİS sürecinde, kamu emekçilerinin grev taleplerinde, memurun meydanlara çıkışında, kadınların adalet çığlığında,yaşam savaşcılarının ekoloji mücadelesinde somutlanıyor.
Althusser’in işaret ettiği gibi, sınıf mücadelesi yalnızca fabrikada değil; okulda, medyada, ailede, kültürde sürüyor. İşte tam da bu yüzden, emek eksenli bir hat kurulmadıkça hiçbir toplumsal muhalefet kök salamıyor.
Ruy Mauro Marini, bağımlı kapitalizmin işleyişini teşhir etmişti:
“Bağımlı ülkelerde burjuvazi, kendi halkını uluslararası sermayeye bağımlı kılarak, işçi sınıfının omuzlarına çifte sömürü yükler.”
Türkiye bu tablonun canlı örneğidir. Hem içeride patronların baskısı hem de dışarıda emperyalist merkezlerin denetimi altındayız.
John Bellamy Foster’ın “metabolik yarılma” kavramı bugün metal işçilerinin taleplerinde ve köylülerin HES direnişinde birleşiyor. Sermaye hem işçinin bedenini hem de doğayı aynı anda tüketiyor.
“Kapitalizmin doğayla kurduğu ilişki, insanlığın kendi yaşam koşullarını yok edişinden başka bir şey değildir.”
Metal işçisinin greviyle Kazdağları’nda doğa nöbeti tutan köylünün direnişi aynı mücadelenin parçasıdır.
Tarihten Bugüne ;
* 15-16 Haziran işçi direnişi devleti sarstı.
* Zonguldak yürüyüşü toplumsal gündemi değiştirdi.
* Tekel işçileri aylarca barikat oldu.
* Metal fırtınası sendikal bürokrasiyi aştı.
Bugün bunlara bakarak şunu söylemek mümkün: işçi sınıfı hareket ettiğinde toplumun dengeleri değişir.
“Bu pisliği devrim temizler” sözü, ancak devrimci bir planla ete kemiğe bürünebilir. Faşizmin adım adım tırmandığı bu dönemde, işçi sınıfının bütün toplumsal muhalefetle birleşmesi hayati zorunluluktur.
Marx’ın dediği gibi:
“İşçi sınıfının kurtuluşu, kendi eseridir.”
Ama bu eser yalnızca fabrika kapısında değil; kayyuma karşı meydanda, barış masasında, doğa nöbetinde, kadın yürüyüşünde, gençlik forumlarında yazılacaktır. Topyekün saldırıya ancak topyekûn direniş yanıt verir.
Buradan açıkça sesleniyoruz:
Bütün sendikalara, emek örgütlerine, meslek birliklerine, kadınlara, gençlere, barış mücadelesinin tüm sahiplerine, köylüye, esnafa, kent yoksullarına...
Gelin, tek tek değil, birlikte direniş hattı kuralım!
Faşizmin topyekün saldırısını, ancak emeğin , işçi sınıfının ve halkın topyekün direnişi püskürtebilir.
Yorumlar
Yorum Gönder