**"Teorik Doğruculuk mu, Somut Siyaset mi?"**

 **"Teorik Doğruculuk mu, Somut Siyaset mi?"**


Sosyalist hareketin bazı damarlarında hâlâ yaygın bir eğilim var: Doğruyu söylemekle yetinmek. Oysa doğruyu söylemek, başlı başına siyaset yapmak değildir.


Örneğin Kürt halkının mücadelesi bunun en çıplak göstergesidir. Bir yanda ezilen bir halkın yıllardır süren ulusal-demokratik hak arayışı, öte yanda sosyalistlerin “emperyalizme güvenme, kendi gücüne dayan” diye özetlenebilecek teorik haklılığı… Peki sonra?


Lenin’in siyaset anlayışı basit bir şiarla özetlenebilir: “Somut koşulların somut tahlili.” İlke ile taktik arasında kopmaz bir bağ kurdu. 


Ne ilkeyi taktiğe feda etti, ne taktiği ilkesizliğe indirgedi. Ama en önemlisi, ilkeyi havada bırakmadı; onu mevcut güç dengelerinin içinde uygulanabilir hale getirdi.


Bugün sosyalist hareketin bir kısmı bu Leninist mirası unutarak “teorik doğruculuk”la yetiniyor. Evet, emperyalizmden medet ummak halklara kurtuluş getirmez. Bu tartışmasız. 


Ama emperyalizmin bölgeyi kuşattığı, devletlerin şoven-milliyetçi bir blok gibi hareket ettiği koşullarda, ezilen bir halkın hayatta kalma stratejisini yalnızca “doğruyu söylemek” üzerinden ele almak siyaseti boşluğa düşürüyor.


Kürtler bugün dört devletin baskısı altında. Türkiye’de kayyum rejimi, Suriye’de emperyalistlerin hesap oyunları, İran’da kanlı bastırmalar, Irak’ta bölgesel çıkar çatışmaları… 


Bu tabloda bir halk, varlığını sürdürmek için denge siyasetine zorlanıyor. Bir gün ABD’yle, ertesi gün Rusya’yla, başka bir yerde yerel güçlerle ittifak arayışına giriyor.


Buna salt “teslimiyet” damgası vurmak kolay, ama eksik. Çünkü mesele sadece “yanlış önderlik” değil; maddi güç dengeleri buna zorluyor.


Buradan çıkarılması gereken ders şu bence tabi :


* İlkesel doğrular tek başına kurtarıcı değil.


* Somut politik çözüm, halkların bugünkü ihtiyaçlarını gözetmeli.


Kürt halkına “emperyalizme güvenme” demek doğru, ama aynı anda “dayanabileceğin güç odağı işte burada” diyebilmek gerek. Bunu rahatlıkla söyleyebilmek için, söyleyenlerin işçi sınıfı ve emekçiler içinde çok güçlü bir örgütlülüğe sahip olması gerekiyor. İşte o zaman adres olarak bu güçlü Sosyalist hareket adres olarak gösterilebilir. 


Şimdi soralım ; böyle bir güç odağı var mı? Yok. O zaman bunu oluşturana kadar doğrucu Davutculuk oynamaya gerek yok. 


Türkiye işçi sınıfı örgütsüz, sendikalar dağınık, solun büyük kısmı kendi içinde parçalı. Böyle bir tabloda Kürtlere sadece “yanlış yapıyorsunuz” demek, onlara bir çıkış kapısı sunmuyor.


Marksist siyaset, hakikati dile getirmekle yetinmez; o hakikati ete kemiğe büründürmek için örgütlü güç yaratır. Bugün sosyalistlerin en büyük zaafı burada: Gerçekçi bir seçenek sunmadan doğruculuğa saplanmak.


Evet, emperyalizm çözüm değildir. Ama bunu yalnızca teorik bir formül olarak değil, somut bir devrimci alternatif olarak inşa etmek gerekir. Aksi halde hakikati söylemek, politik sahada hiçbir şey değiştirmeyen bir ahlaki pozisyona indirgenir.


İlkesel doğrular önemlidir ama tek başına siyasetin yerine geçemez.


Kürt halkı gerçek hayatta zorunlu ittifaklarla ayakta kalmaya çalışıyor. Bu bütün sosyal olgular ve toplumsal muhalefet için de geçerlidir. 


Sosyalistlerin görevi, yalnızca doğruculuk yapmak değil; bu halka somut bir devrimci çıkış yolu gösterecek güç biriktirmektir.


Bunun için o kadar çok yolumuz var ki. Çokk çalışmalıyız çokk. Bugün işçiler hala başka tarafa bakıyor. Önce onların yönünü kendimize döndürmeliyiz. 


Bunu yapamazsak sadece konuşmuş, yazmış oluruz. İlkesel doğruculuk güzel ama hakkımı verirsek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**