**'Kayaların Arasında, Işığa Doğru"**

 **'Kayaların Arasında, Işığa Doğru"**


Bazen hayat, insanı bir dağın yamacına sıkıştırır. Koyu gölgelerle çevrili, nefes almanın bile güç olduğu dar bir aralıkta bulursun kendini. 


Sert kayaların arasında sıkışmış gibi, ruhunun çırpınışını duyarsın. O an, Dostoyevski’nin kahramanları gelir aklına: kendi iç karanlıklarında boğuşan, bir anlık umut için tüm çelişkileri göze alan insanlar. 


İnsanın en derin yarası da, en büyük gücü de orada gizlidir.


Ve tam o noktada, başını kaldırırsın. Gökyüzü, bir ışık parçasıyla yüzünü yıkar. Şolohov’un Don kıyılarında sabahın ilk ışıkları nasıl köylünün yorgun bedenine değerse, o ışık da ruhuna dokunur. Işık hep yukarıdadır; toprağa düşen gölgeye inat, göğe yaslanır umut.


Yaşam yolculuğunun güzelliği yalnızca varılacak yerde değildir. Yaşar Kemal’in Çukurova’sında kavurucu güneş altında bile, pamuk tarlasının ortasında açan bir gelincik ne kadar güzelse, bizim yolculuğumuzun güzelliği de zorluklara aşkla bakabilen gözlerdedir. 


Kayalara çarpa çarpa büyürüz. Her yara, yeni bir şiir gibi içimizde yankılanır.


Gerçek aşk da işte budur. Sadece iki insan arasında değil; insanın yaşama karşı duyduğu derin sadakattir.


 Karanlıkların içinde umutla kalmak, kayaların arasında bile kanatlanmayı düşlemek… Aşk, doğayı sevmek kadar, insana ve kendine tutunmaktır.


 Seven bir kalp yalnız kalmaz; çünkü taşın, gökyüzünün, derenin, rüzgârın bile onunla birlikte attığını hisseder.


Ve belki de insanın en büyük gücü budur: Yalnızlığını kalabalıklaştırabilmek. Bir taşın soğukluğunda bile dostluk bulmak, bir gölgeyi yoldaş kılmak.


 Dostoyevski’nin yalnızlıkla yoğrulan kahramanları, Şolohov’un savaşın tozuyla körleşen köylüleri, Yaşar Kemal’in dağların rüzgârına kulak kesilmiş kahramanları gibi… 


Hepimiz aynı arayıştayız: kayaların arasından ışığa ulaşmanın arayışında.


Çünkü biliriz: ışık her zaman yukarıdan parlar. Ve göğe bakmayı unutmayan insan, yenilse de asla düşmez.


Asla vazgeçmeyecek, yenilsek bile teslim olmayacağız. Benim yolum anlamsız şiddetin değil, kelimelerin, emeğin ve ışığın yoludur. Sınıfa karşı şiddettir doğru olan. Ondan da hiç kaçınmaz yüreğimiz yeri ve zamanı geldiğinde. 


Kayaların arasında bile ışığı arıyorsam, karanlığı yenmek için değil midir? Devrimci olmak, öfkeyi şiddete değil, umuda dönüştürmektir.


Ben bir resim çizemem, yüreğimin direncini gösterebilirim anca.**'Kayaların Arasında, Işığa Doğru"**


Bazen hayat, insanı bir dağın yamacına sıkıştırır. Koyu gölgelerle çevrili, nefes almanın bile güç olduğu dar bir aralıkta bulursun kendini. 


Sert kayaların arasında sıkışmış gibi, ruhunun çırpınışını duyarsın. O an, Dostoyevski’nin kahramanları gelir aklına: kendi iç karanlıklarında boğuşan, bir anlık umut için tüm çelişkileri göze alan insanlar. 


İnsanın en derin yarası da, en büyük gücü de orada gizlidir.


Ve tam o noktada, başını kaldırırsın. Gökyüzü, bir ışık parçasıyla yüzünü yıkar. Şolohov’un Don kıyılarında sabahın ilk ışıkları nasıl köylünün yorgun bedenine değerse, o ışık da ruhuna dokunur. Işık hep yukarıdadır; toprağa düşen gölgeye inat, göğe yaslanır umut.


Yaşam yolculuğunun güzelliği yalnızca varılacak yerde değildir. Yaşar Kemal’in Çukurova’sında kavurucu güneş altında bile, pamuk tarlasının ortasında açan bir gelincik ne kadar güzelse, bizim yolculuğumuzun güzelliği de zorluklara aşkla bakabilen gözlerdedir. 


Kayalara çarpa çarpa büyürüz. Her yara, yeni bir şiir gibi içimizde yankılanır.


Gerçek aşk da işte budur. Sadece iki insan arasında değil; insanın yaşama karşı duyduğu derin sadakattir.


 Karanlıkların içinde umutla kalmak, kayaların arasında bile kanatlanmayı düşlemek… Aşk, doğayı sevmek kadar, insana ve kendine tutunmaktır.


 Seven bir kalp yalnız kalmaz; çünkü taşın, gökyüzünün, derenin, rüzgârın bile onunla birlikte attığını hisseder.


Ve belki de insanın en büyük gücü budur: Yalnızlığını kalabalıklaştırabilmek. Bir taşın soğukluğunda bile dostluk bulmak, bir gölgeyi yoldaş kılmak.


 Dostoyevski’nin yalnızlıkla yoğrulan kahramanları, Şolohov’un savaşın tozuyla körleşen köylüleri, Yaşar Kemal’in dağların rüzgârına kulak kesilmiş kahramanları gibi… 


Hepimiz aynı arayıştayız: kayaların arasından ışığa ulaşmanın arayışında.


Çünkü biliriz: ışık her zaman yukarıdan parlar. Ve göğe bakmayı unutmayan insan, yenilse de asla düşmez.


Asla vazgeçmeyecek, yenilsek bile teslim olmayacağız. Benim yolum anlamsız şiddetin değil, kelimelerin, emeğin ve ışığın yoludur. Sınıfa karşı şiddettir doğru olan. Ondan da hiç kaçınmaz yüreğimiz yeri ve zamanı geldiğinde. 


Kayaların arasında bile ışığı arıyorsam, karanlığı yenmek için değil midir? Devrimci olmak, öfkeyi şiddete değil, umuda dönüştürmektir.


Ben bir resim çizemem, yüreğimin direncini gösterebilirim anca.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**