**"Fatsa’dan Ovacık’a: Belediye Sosyalizmi mi, Halk İktidarı mı?"**

 **"Fatsa’dan Ovacık’a: Belediye Sosyalizmi mi, Halk İktidarı mı?"**


Bugün sosyal medyada bir yoldaşın paylaştığı Lenin yoldaşın seçme eserlerinden alınan ve Menşeviklerin duruşunu eleştiren bir yazısını okudum. 


Şöyle diyor Lenin yazısında : Stockholm Kongresi’nde tarım programının kabulünü güvence altına almış bulunan Menşeviklerdir. Burada sadece öne çıkan iki Menşeviği anmak yeterli olacaktır: Kostrov ve Larin. “Bazı yoldaşlar” diyor Kostrov Stockholm Kongresi’nde, “sanki belediye mülkiyetini ilk kez duymuşlar gibi konuşuyorlar. 


Bu yoldaşlara, Batı Avrupa’da kentsel ve kırsal özyönetimlerin mülkiyetlerinin genişlemesinden ibaret olan ve yoldaşlarımızın da benimsediği tüm politik eğilimin (tam da öyle!), İngiltere’de ‘belediye sosyalizmi’nin var olduğunu hatırlatmak isterim. 


Lenin, 1907’de kaleme aldığı yazısında Batı Avrupa’daki “belediye sosyalizmi” modasını sertçe eleştiriyordu. 


Burjuvazinin izin verdiği ufak tefek hizmetleri, tramvay işletmek, ucuz et satmak, belediye eliyle eğitimde küçük katkılar yapmak  “sosyalizm” diye pazarlayan bu anlayış, aslında işçileri devrimden uzaklaştırıyordu. Lenin’in sözü netti: Bu, sosyalizm değil, olsa olsa belediye kapitalizmiydi.


Burjuva düzenin temelleri yerinde durdukça, belediye hizmetleriyle halkı avutmak işçiyi örgütlemez, sınıf çelişkisini keskinleştirmez. 


Üç beş kırıntı ile işçiye, köylüye “bak işte belediye sosyalizmi” demek, devrimci değil, oportünist bir hayaldi.


Peki bizim topraklarımızdaki Fatsa, Ovacık ya da Fındıklı deneyimleri bu çerçevenin neresinde duruyor?


Fatsa’da Fikri Sönmez önderliğinde kurulan halk komiteleri, sadece yol yapmak ya da çöp toplamak değildi. 


Rüşvetin, zorbalığın, eşraf saltanatının tasfiye edilmesi, halkın kendi kaderine el koymasıydı. Devletin gözünde bu sıradan bir belediyecilik değil, yerel ölçekte iktidarın halkın eline geçmesiydi. O yüzden “nokta operasyonu” ile bastırıldı.


Ovacık’ta ve Fındıklı’da yapılanlar da aynı çizgide: Kooperatiflerle üretimi halkın eline vermek, belediye bütçesini şeffaflaştırmak, dayanışmayı büyütmek… Bunlar Lenin’in eleştirdiği kırıntılar değil; halkı örgütleyen, bilinci keskinleştiren adımlardı.


Yani bizim deneyimlerimizi strateji değil sadece devrime giden yolda taktik uygulamalar olarak görmek gerekiyor. 


Aradaki fark işte burada: Belediye sosyalizmi burjuvazinin izin verdiği kadar “hizmet”tir.


Halkçı-devrimci belediyecilik ise merkezi iktidarla çatışmayı göze alan, halkı örgütleyen bir mevzidir.


Bugün hâlâ tartışmamız gereken şudur: Belediyelerle sosyalizmi kurmak mümkün değildir, ama belediyeler devrim yolunda birer okul, birer örgütlenme mevzisi olabilir. 


Fatsa bunun bedelini kanıyla ödemiştir. Ovacık ve Fındıklı, aynı ruhla halkı örgütlemenin modern örneklerini göstermiştir.


Lenin’in sözleri bugüne şöyle çevrilebilir: Kırıntılarla oyalanmayın, halkı örgütleyin. Belediyeyi araç kılın ama hedefi unutmayın: İktidar!


Bu örnekler işçi sınıfının ve halkın bizden istediği somut örneklerdir. Bu örnekleri devrim ve sosyalizm yolunda, mücadeleyi daha güçlü kılacak araçlar haline getirmeliyiz. 


Bu belediyecilik anlayışını Kostrov ve Larin gibi Menşevikler gibi asıl hedef haline getirmemeliyiz.  Hedef belli ; tüm üretim araçlarının mülkiyetini ve ilişkilerini devlet mülkiyetine çevirip sosyalizmi kurmak. 


Bu deneyimlere bu yüzden burun kıvırmak, kendinizi kandırmayın demek bence çok doğru bir tavır değil. 


Elbette tartışmays değer bir konu bu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**