**"Faşizme Doğru Sürükleniş"**

 **"Faşizme Doğru Sürükleniş"**


"Faşizm, kapitalizmin en çıplak halidir.”

Bertolt Brecht


Bugün hiç beklemem sosyal medyanın tüm alanlarını kapatırım diyen bir iktidar ortağı Bahçeli, her şeyi tek bir imza ile halleden , yargının gücünü kullanan kullanarak iktidarını korumaya çalışam, düzen içi muhalefete bile tahammülü olmayan, çeşitli yargı oyunları ile belediye başkanlarını görevden alan, yerlerine kayyımlar atayan, işçi grevlerini yasaklayan, işçilerin, halkın ürettiği artı değeri ile yapılan fabrika, köprü, otoyolları bir gecede yabancı ve yerli sermayeye devreden bir saray iktidarı var. 


O kadar keyfi bir şekilde tam da sermayenin istediği gibi hareket eden, bu arada kendi ideolojik, gerici duruşunu ilmik ilmik örmeye çalışan bir rejim. Buna bir kısım kesim tek adam bir kısım ise otoriter, bir kısım islamcı faşizm diyor. 


Nedir bugün yaşananların tarifi? Aslında bir şekilde islamcı, şeriata dayalı bir ülke hedefi olanlar cumhuriyetin altını oyarak değiştirmeye çalışırken çok da ne yapacaklarını da bilmiyorlardı. Öyle bir yere geldiler ki ülkeyi otoriterlik mi, faşizm mi kimsenin adını net koyamadıkları ceberrut bir düzen yarattılar. Ama bunun liberal bir düzen olmadığı da ortada. 


Sosyalistler ise bu düzenin faşizm mi değil mi tartışmalarını yapıyor tarihsel olarak Dimitrov'a kadar atıfta bulunarak açıklamaya çalışıyorlar. Halbuki otoriterlik ile faşizm arasında çok ince bir çizgi var. Bu tartışmalara değer mi, bu ayrıma değer mi bilmiyorum. 


İşte bu yüzden Türkiye’de rejimin ne olduğuna dair tartışmalar uzundur sürüyor. Demokrasi masalı çoktan bitti. Bugün ortada ne özgür basın, ne bağımsız yargı, ne de halkın gerçek iradesini yansıtan bir parlamento var. Tek adamın dudağından çıkan söz kanun yerine geçiyor. İşte bu, klasik otoriterliğin ötesinde bir noktadır bence. 


Otoriterlik, statükoyu korumak için iktidarı merkezileştirir, muhalefeti baskı altına alır, halkı pasif tutar.


 Faşizm ise başka bir şeydir: Sadece baskıyla yetinmez, toplumu dönüştürmeye girişir; paramiliter güçleri, mafyatik çeteleri, dini cemaatleri devreye sokar, milliyetçilik ve dinci gericilikle milyonları bir “tek tip” kimliğe hapsetmeye çalışır. Şiddeti sadece devlet eliyle değil, sokakta da örgütler.


Bugün Türkiye’de gördüğümüz tablo budur. CHP’nin il binaları abluka altına alınabiliyor, Kürt halkının belediyeleri kayyumlarla gasp ediliyor, sosyalistlere, kadınlara, LGBTİ+’lara sistematik saldırılar örgütleniyor.


 Basın susturulmuş, sendikalar sarılaşmış, yargı teslim alınmıştır. Bu manzaraya hâlâ “otoriterlik” demek, gerçeği hafife almaktır.


Ama aynı zamanda henüz Hitler Almanyası ya da Mussolini İtalya’sı ölçüsünde tam teşekküllü bir faşizmden de söz etmiyoruz. 


Çünkü hâlâ bir nebze de olsa nefes alma alanı var: seçimle belediyeler kazanılabiliyor, birkaç muhalif gazete çıkabiliyor, küçük de olsa sokakta sesini yükseltenler var.


Türkiye’deki rejimi tarif edecek en doğru kavram şudur: faşizme evrilmiş otoriter bir tek adam rejimi. Sermayenin, tarikatların, mafyanın, devlet şiddetinin birbirine kaynaştığı; toplumun her hücresini boğmaya çalışan bir karanlık. Böyle tarif edebiliyorum. 


Ve bu gidişatı durduracak tek şey vardır: halkın örgütlü mücadelesi. İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, ezilen halklar; yani sömürülen, yok sayılan bütün kesimler bir araya gelmedikçe bu rejim faşizme doğru hızla sürüklenmeye devam edecektir.


Şimdi ister otoriter deyin ister faşizm deyin yaşananlar ortada. Kendisini tek adam olarak gören, tek dil, tek millet söylemini her yerde dillendiren, militarist, şövenist söylemlerden asla vaz geçmeyen, kitleyi " Türkiye yüzyılı" vb propagandalarla elinde tutan, yani faşizmin tüm argümanlarını kullanan bir iktidar var. Buna ne ad verirseniz verin durum budur. 


Bugün mesele artık sadece demokrasi meselesi değildir. Bugün mesele, halkın kendi geleceğini faşizme teslim edip etmeyeceğidir.


Ya örgütlenip mücadele edeceğiz, ya da faşizmin zindanında çürümeye razı olacağız.


“En güzel deniz:

henüz gidilmemiş olandır.

En güzel çocuk:

henüz büyümedi.

En güzel günlerimiz:

henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:

henüz söylememiş olduğum sözdür.”


Nazım Hikmet


Türkiye faşizme evrilmiş bir otoriter rejim altında: Ya örgütleneceğiz ya da çürüyeceğiz.” 


Ben böyle tarifliyor böyle düşünüyorum. Sizi bilemem.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**