**"CHP’nin Alanları"**

 **"CHP’nin Alanları"**


“25 yılın sonunda burjuva muhalefete bile tahammül edemeyen bir iktidar: Kayyım, polis ablukası, yasaklar… Bugün burjuva demokrasisinin maskesi düşmüştür.


Bu akşam Kadiköy'de toplanan toplumsal muhalefetin her alanından onbinler ; halkın, işçilerin, gençlerin, kadınların yeter artık dedikleri bir buluşma oldu. Bu öfke doğru bir kanala akıtılabilirse önünde hiç bir güç duramaz. 


 Ülkede yaşananlar demokratik bir ülkede yaşanabilecek olaylar olmaktan çıktı. Bugün burjuva muhalefet partisine bile tahammülü olmayan bir iktidarla karşı karşıyayız. 25 yılın sonunda yurtta gelinen nokta bu:


Ekonomi çökmüş durumda; hayat pahalılığı, açlık sınırının altına itilmiş milyonlarca aile , işsizlik ile savaşan umudunu bu ülkeden kaybeden gençlik. 


Polis devleti her yerde; en küçük bir protesto bile TOMA’larla, gözaltılarla bastırılıyor. Artık Sarayın en küçük bir eyleme tahammülü kalmamış çünkü çözüm üretememek gibi bir çıkmazda. Bu ülkenin işçilerinin, emekçilerinin artı değeri ile inşa edilen köprüler, otoyollar elde kalan son para edebilecek şeyler ve bütün bu olayların yaşandığı günlerde satışı konuşuluyor. 


Üniversitelerden belediyelere kadar her alan tarikatların, cemaatlerin etkisi altına sokulmuş.


Basın ya susturulmuş ya da iktidarın borazanı haline gelmiş.


Ve en önemlisi: Halkın iradesi tanınmıyor. Burjuva demokrasisinin en çok kullanılan sloganı "seçimle gelen, seçimle gider" kuralı bile rafa kaldırıldı.


Kayyım bunun en çıplak örneği. Halkın oyuyla seçilmiş belediye başkanlarını görevden almak, yerine devletin memurlarını atamak… Ana muhalefet partisine bile kayyum atamak için yargıyı bile istediği gibi kullanmak. 


Bu artık burjuva demokrasisinin bile kaldırılıp atılmasıdır. Kürt halkının iradesine kayyım atayanların dün İstanbul belediye başkanını görevden aldı yarın Ankara’nın kapısına dikilmeyeceğini kim garanti edebilir?


Bugün CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne yığılan polis ordusu da aynı gerçeği anlatıyor: Bu iktidar muhalefeti sadece kendi çizdiği sınırlar içinde görmek istiyor. Oyununuzun da, protestonuzun da, mitinginizin de hükmü yok diyor.


Toplumsal muhalefet bugün CHP’nin miting alanlarına sıkıştırılmış durumda. Bugün sosyalistlerin güçsüzlüğünden dolayı CHP' yi umut olarak gören milyonlarca insanın öfkesi oraya yöneliyor ama oradan iktidarı sarsacak bir devrimci çıkış doğmuyor. Doğmaz da. Bu çıkışı doğuracak örgütlenmeye sahip değiliz. 


Bu yüzden CHP bu öfkeyi düzenin sınırlarına hapsediyor. Sermayeye sadakat yemini eden, kayyım karşısında suskun kalan bir çizgi bu.


Kılıçdaroğlu’nun o meşhur sözü hafızalarda hâlâ taze: “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz.” İşte bu cümle CHP’nin gerçek yüzünü özetliyor. 


Burjuva muhalefeti hukuku, anayasayı savunur gibi yapar ama sermaye düzeninin çıkarları karşısında eğilip bükülmekten başka bir şey yapmaz.


Lenin olsa kayyımı bir “hukuk ihlali” olarak değil, burjuva devletin sınıfsal özünün teşhiri olarak görürdü.


 Çünkü bu devlet işçinin, köylünün, gencin, kadının iradesini tanımıyor. Lenin derdi ki: “Burjuva demokrasisi işçi sınıfı için bir yalandır. Ama bu yalan, işçilere kendi gerçeğini öğretmenin en verimli aracıdır.” hadi bugün şimdi buna sahip çıkın ama kendi bağımsız çizginizi koruyarak. 


Lenin, CHP mitinglerine gitmeyin demezdi. “Kitlelerin olduğu her yere gidin” derdi. Ama aynı zamanda şu uyarıyı yapardı: Orada kalmayın! Kitleleri CHP’nin kuyruğuna bırakmayın! Kayyım karşıtı mücadeleyi sadece “sandığa sahip çıkma” dar çerçevesine sıkıştırmayın. CHP’nin ikiyüzlülüğünü kitlelerin gözünde teşhir edin.


Bugün onlarca sosyalist parti var. Her biri kendi programını anlatıyor, kendi örgütünü büyütmeye çalışıyor. Peki halkın karşısına, işçi sınıfının karşısına çıkarken sadece kendi öznesine çağrı yapmak yeter mi?


Lenin’in cevabı açıktır: İşçi sınıfının bağımsız partisi olmazsa olmaz. Ama bu, birleşik cepheye sırt dönmek anlamına gelmez. 


Lenin, farklı sol örgütlerle, hatta burjuva partilerinin tabanındaki işçilerle bile taktik ittifaklar kurdu. Ama kendi bağımsız çizgisini asla kaybetmedi.


Bugün de yapılması gereken budur: Halkı kendi öznesine çağırmak meşrudur, ama aynı zamanda tüm sosyalist örgütlere de ortak bir cephe çağrısı yapmak gerekir. 


Çünkü kitleleri CHP’nin kuyruğundan koparmak tek bir öznenin değil, tüm sosyalistlerin görevidir.


Bunu yapmak için ille de illegal olmak gerekmiyor. Lenin örgüt biçimini her zaman mücadelenin ihtiyaçlarına göre belirledi. 


Yasal alanda var olabiliyorsan orada da olacaksın, ama aynı zamanda devlet baskısına karşı gizlilik ve direniş kanallarını da kuracaksın. Sorun illegal ya da legal olmak değil; sorun kitlelerden kopuk olmaktır.


O halde bence bugünün görevleri şunlardır:


1. Kayyım karşıtlığını “hukuk devleti” dar çerçevesinden çıkarıp, halkın kendi iradesini tanımayan bu düzene karşı örgütlü mücadeleye çevirmek.


2. CHP’nin miting alanlarında kitlelerle buluşmak, ama onların öfkesini düzen sınırlarına hapsetmeyip bağımsız devrimci bir hatta taşımak.


3. Tüm sosyalist örgütlere ortak bir cephe çağrısı yapmak; ama işçi sınıfının bağımsız partisi perspektifini kaybetmemek.


4. Legal–illegal tartışmasına sıkışmadan, çok yönlü ve esnek bir örgüt anlayışı geliştirmek.


Gelin son sözü Lenin’e bırakalım: “Devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz.”


Ve bugünün Türkiye’sine uyarlayalım: Devrimci teori olmadan, kayyıma, saraya, sermayeye, burjuva muhalefetinin ikiyüzlülüğüne karşı gerçek bir halk hareketi, sınıf hareketi doğmaz.


Birlikte, emeğin, işçilerin, halkın, sosyalistlerin ortak mücadelesini doğru teori ile birleştirip asla devrimci hedeflerden vazgeçmeden birlikte örgütlemeli ve yükseltmeliyiz. 


Bu günün en acil işi budur. Bütün alanlarda var olup kitleleri örgütlü mücadeleye davet etmeliyiz. Bunun için ter dökmeliyiz. 


Yoksa söyleyeceğimiz söz en fazla dergilerimize, gazetelerimize yazacağımız süslü kelimeler olur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**